Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
18 Eylül 2014 Perşembe, 13:47
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Kürtçe eğitim mi olur?

Kürtçe eğitim mi olur?   Yeni eğitim öğretim yılına başlar başlamaz gündemimize giren ve hemen çıkıp giden konu, Kürtçe Okuldu. Ancak, basına aksedenin aksine, okul “Kürtçe Eğitim” vereceği için değil, izinsiz açılması sebebiyle kapanmıştı. Buna rağmen de “Kürtçe Okul mu olur?” tartışması, olumlu ve olumsuz yönleriyle günlerdir tartışılıyor. Türkçe okul varsa, Kürtçe okul da olur… […]

Kürtçe eğitim mi olur?

 

Yeni eğitim öğretim yılına başlar başlamaz gündemimize giren ve hemen çıkıp giden konu, Kürtçe Okuldu.

Ancak, basına aksedenin aksine, okul “Kürtçe Eğitim” vereceği için değil, izinsiz açılması sebebiyle kapanmıştı.

Buna rağmen de “Kürtçe Okul mu olur?” tartışması, olumlu ve olumsuz yönleriyle günlerdir tartışılıyor.

Türkçe okul varsa, Kürtçe okul da olur…

İngilizce eğitim veriliyorsa, Fransızca öğrenebiliyorsa, Almanca veya Çince, Japonca okuma şansı varsa Kürtçenin olmayacağını söylemek, peşinen tartışmayı kesmek demektir ve bu bir korkudur, bir paranoyadır.

Bugün olmayabilir ama yarın mutlaka olacak.

Bugün tartışmayı dahi gereksiz gören ve bir sürü bahane sıralayanlar, yarın çok daha farklı dillerde ve toplumun bütün katmanlarının dilediği dilde eğitim alma hakkına kavuştuğunu görecek ve bunu da ülkenin gelişmesine bağlayacaklar.

Dün, tartışmaya korktuğumuz, her seferinde “ülke bölünür” diyenler, bugün bölünmemiş ülkede yaşadığını unutuyorlar.

Dün şehit cenazesiyle siyaset yapanlar, terör bitince, insanlar ölmeyince farklı siyaset yapmaya başladılar ve aslında “sömürmeden” siyasetin olacağını da gördüler.

Hayatın her alanında demokratikleşme adına yapılan düzenlemeye dün karşı çıkanlar, bugün karşı çıkılanın gereksizliğini yaşayarak gördüler. Bugün karşı çıktıklarının ise yarın gereksizliğini yine “bir arada” yaşayarak göreceklerine kuşku duymuyorum.

Belki de bunların içinde en çok karşı çıkılanı, toplumun bir kesiminin kabule zorlandığı konu Kürtçe eğitimdir.

Oysa Kürtçe eğitim, Türkçe eğitim gibi bir haktır.

Bunu yasalara uygun hale getirerek, hayata geçirmek mümkün…

Sadece nasıl olacağı konusunda bir süreç yaşanması gerekir. Bu da tartışmakla, en iyisini, en doğrusunu bulmakla olur. Peşinen reddederek değil.

***

Aslında sadece Türkçe dışındaki dillerde eğitim değil, genel anlamda alışkın olduklarımızın dışında getirilen veya düşünülen veya talep edilen her konuda bir önyargımız, peşinen reddimiz var; olmaz!

Olmaması, eskiden beri gelen bir alışkanlığımız nedeniyle dilimizden dökülüyor.

Çünkü böyle bir şey görmedik…

Daha önce düşünülmesi dahi mümkün olmayanların, bugün tartışılıyor olması aslında sağlıklı ama buna bile müsaade etmeyenler var.

İnsanlar, her şeyi talep eder…

Bu herkesin en doğal hakkıdır.

Talep edilenin tartışılması, onu meşrulaştırır.

Bugün bize garip gelen, abes bulduğumuz, korktuğumuz, çekindiğimiz, zararlarını sıraladıklarımızın bir süre sonra “normal” olması, düşünce yapımızın değişmesinden dolayı değil, konunun enine boyuna tartışılmasından ve “acaba?” sorusunun sorulmasından dolayıdır.

Bunun en güzel örneği başörtüsüdür…

Bir zamanlar “darbe sebebi” sayılan başörtüsünün bugün devletin zirvesine oturması, sadece düşünce yapımızın değişmesinden dolayı olmadı.

Başörtüsünün bir hak olabileceği soru işaretleri her kafada sorulmaya başlandı.

Dün okulun önüne dahi gidemeyenler, bugün dilediği okula veya kuruma gidebiliyor.

Dün, başörtülü bir memur yadırganırken, bugün “normal” görülmeye başlandı.

Çünkü ön kabuller değişti, reddimiz değişti…

Bugün çözüm sürecini eleştirip, “bunlar hep hikâye” diyenler, başörtüsü mücadelesini iyi incelemeli…

Hatta sadece ezanın orijinal diliyle okunması için bu ülkede darbe olduğunu, başbakan ve bakanların asıldığını da iyi bilmesi gerekir.

Sadece Kürtçe, başörtüsü veya ezanda değil, hayatın her alanında dişimizle, tırnağımızla, ödediğimiz bedellerle alınan “en temel hakkımız”ın hiç birisi kolayca elde edilmedi. Tarih boyunca da kolayca elde edilen bir hak olduğuna çok da inanmıyorum.

Hele hele bizim gibi ülkelerde…

Bugün eline kumandayı alıp, kanal kanal gezenlerin, o hakkın nasıl alındığını da bilmesi gerekir.

Bugün radyosunun tuşuna basıp, dilediği frekansta yayın yapan radyoları dinleyenlerin de bu hakkın nasıl elde edildiğini bilmesi gerekiyor.

Ülke tek kanala mahkûmken, “ikinci bir kanal olabileceği” fikri bile ülkenin bölünmesine sebepti.

Televizyon, devletin tekelindeydi, renksizdi ve eleştirisizdi…

Televizyon renksizdi ama o televizyona göre her şey tozpembeydi…

Bugün, farklı farklı görüşte, farklı anlayışta ve hatta farklı dilde veya inançta yüzlerce televizyon kanalı var ve her kanalda, insanlar iktidarı da, muhalefeti de, kurumları da, kuruluşları da hem eleştirebiliyor, hem sorgulayabiliyor, hem de övebiliyor…

Bütün bunlardan dolayı ülke bölünmüyor. İnsanlar farklı görüşlerin, hangi konuda ne düşündüğünü ilk elden öğrenip, tercihini de, tarafını da ona göre seçiyor…

Farklılık ülkeyi bölmez ama yasaklar, ülkeyi yaşanmaz hale getirebilir.

 

Tweetimden seçmeler

Her yazdığım tweetin altında buzağı aramak moda oldu. Ne diyorsam, zaten açıkça söylüyorum. Lastik gibi çekip, fikri altyapısını bozmayın!

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: