Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
09 Eylül 2016 Cuma, 08:35
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

KURBANI NASIL ANLAMALIYIZ?

KURBANI NASIL ANLAMALIYIZ? Bizleri yaratan, yaşatan, rızkımızı veren yüce Yaratıcı’ya sonsuz şükürler olsun ki, bir kez daha kurban bayramını idrak etme, kurban kesme ibadetini yerine getirme şerefine nail oluyoruz. Her konuda olduğu gibi, kurban kesme ve kurbanı kabul olan kullardan olmak niyet ve düşüncesiyle, Rabbimize yakın olma bilincini taşıyoruz. Kurban kesmenin sünnet mi, vacip mi, […]

KURBANI NASIL ANLAMALIYIZ?

Bizleri yaratan, yaşatan, rızkımızı veren yüce Yaratıcı’ya sonsuz şükürler olsun ki, bir kez daha kurban bayramını idrak etme, kurban kesme ibadetini yerine getirme şerefine nail oluyoruz.

Her konuda olduğu gibi, kurban kesme ve kurbanı kabul olan kullardan olmak niyet ve düşüncesiyle, Rabbimize yakın olma bilincini taşıyoruz.

Kurban kesmenin sünnet mi, vacip mi, farz mı olduğu hiç önemli değil. Zira Hz. Adem’in oğulları ile başlayan, Hz. İbrahim ve İsmail ile devam eden bu ibadet günümüze kadar dinî bir motif olarak inancımızı ve hayatımızı süslemiştir.

Kurban, gerek İslam coğrafyasında, gerekse de yeryüzündeki tüm mü’minler tarafından tek yürekten ve hep bir ağızdan her şeyi Allah için feda etmeye hazır olmanın, yılda bir kez sembolik olarak ümmet ölçeğinde yaşanmasıdır.

İslam ümmetinin tereddüt etmeden, teslimiyet bilinci içerisinde gerekirse her şeyini feda edebilme  duygusunun en bariz ifadesidir.

İnanan insan, yaratıldığı günden yaşadığı son güne kadar, Yüce Yaratan’ın rızasını kazanabilmek için, O’nun razı olduklarını O’nun için feda etme teslimiyetini göstermek, yani O’na kulluk yapma konumundadır.

İşte bu teslimiyetin gereği olarak yılda bir kez Müslümanlar kurbanlarıyla, bu inancın, bu kararlılığın, bu göreve sadakatin simgesel ifadesini yaşar ve yansıtır.

Kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş olan Müslüman, kulluk bilincini ortaya koyduğu ve koruduğu için, teslimiyetini canlı olarak ortaya koymuş olur.

Hz. İbrahim (a.s) ile oğlu İsmail’in, Yüce Yaratan’ın emrine boyun eğdiğine mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı imtihanın hatırasını tazelemiş olur Müslüman !…

Kurban bir semboldur. Aslında her gün senin için, nice varlıklar kurban olmaktadır. Ama sen de bunun dışında değilsin. Yani sen de , senin için her şeyi kurban eden Yüce Yaratan’a kurban olmalısın.

Yeryüzündeki tüm varlıklar insanoğluna adanmış, onun hizmetine tahsis edilmiş ve onun emrine amade olmuş iken, insanoğlu da Allah’a kulluk göreviyle sorumlu kılınmıştır.

Öyleyse insan, her yerde ve her zaman, niçin yaratıldığını ve kime adandığını bilecek ve bu şuurla yaşayacaktır. Kulluk göreviyle görevlendirildiğini bilerek daima O’nun huzurunda olduğunu unutmayacaktır.

Yüce Allah da İlahî mesajında öyle buyuruyor:

“İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş alıcılar alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.

       O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici bulunmasın” (Kaf: 16-18)

İşte bu nedenle, yaptığımız her amelimizin, içinde bulunduğumuz her davranışın, her eylem ve söylemimizi kayıt altına alan görevli kâtiplerin bulunduğunu ve bizim hesabımıza deftere işlendiğini unutmamalıyız.

Yüce Yaratan’ın katına vardığımız zaman, herkesin kendi hesabını kendisinin göreceği o gün, amellerimizin hiçbir kırıntısının kaybolmayacağını göz önünde bulundurarak yaşamalıyız.

Adet olsun diye koyun kurban etmek kasaplıktır. Esas kurban ise, Allah’a yakın olmak için, sevdiklerimizi, işimizi, rütbemizi, makam ve mevkiimizi feda edebilmektir.

Cennet ucuz değil. Kendisiyle beraber oğlunu feda eden İbrahim gibi fedakâr olmadan, İsmail gibi candan geçmeden ne hakiki İbrahim olunur ne de İsmail!…

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: