01 Ekim 2016 Cumartesi, 09:24
Mustafa Işıldak
Mustafa Işıldak [email protected] Tüm Yazılar

Korkulan Polisten Sevilen Polise…

Korkulan Polisten Sevilen Polise…   05.09.2016 tarihli “Terörle Mücadele” başlıklı yazımızda: “(… )Sabah aracımıza binmezden önce şöyle etrafına bir göz atmıyor veya yolda ve toplu ulaşım araçlarında şüpheli davranış sergileyen kişileri gördüğümüzde, dilimize nasıl ve nereden girmiş ise “bana dokunmayan yılan bin yaşasın(!)” demeden ve korkmadan Alo 155’i arayamıyorsak; Polis ve jandarmanın asayiş uygulamaları kapsamında […]

Korkulan Polisten Sevilen Polise…

 

05.09.2016 tarihli “Terörle Mücadele” başlıklı yazımızda:

“(… )Sabah aracımıza binmezden önce şöyle etrafına bir göz atmıyor veya yolda ve toplu ulaşım araçlarında şüpheli davranış sergileyen kişileri gördüğümüzde, dilimize nasıl ve nereden girmiş ise “bana dokunmayan yılan bin yaşasın(!)” demeden ve korkmadan Alo 155’i arayamıyorsak;

Polis ve jandarmanın asayiş uygulamaları kapsamında yaptığı araç ve üst aramalarında karşılıklı teşekkür etmek yerine yüze karşı veya içimizden de olsa, “Ne bu yahu, adım başı arama mı olur? Bula bula bizi mi buldunuz?” benzeri tepkiler gösteriyorsak;

Polise bildirilen şüphelinin “temiz” çıkması durumunda kendisinden ve gerektiğinde yakınlarından devlet olarak samimiyetle özür dileme olgunluğunu gösterip gönüllerini tekrar kazanarak helalleşemiyorsak; (…) Terörle mücadele etmeyi hâlâ öğrenememişiz demektir.

Demiştik. Çünkü devlet, vatandaşın mutlu olmasını ve güven içerisinde korkusuzca yaşamasını sağlamakla ödevlidir. Vatandaş ise devletinin verdiği emir ve yasaklara uymak, kendi özgürlüğünü yaşarken başkasının özgürlük alanına müdahale etmemekle ödevlidir. Dolayısıyla ödevler tek taraflı değil iki taraflıdır. Burada “güven” çok önemlidir. Gece yarısına yakın evinin önünde araçlarından yüksek sesle kaset çalarak yolun ortasında oynayarak eğlenme “cüreti” gösteren gençlerden rahatsız olan vatandaşlar da hemen 155’i arayarak durumu polise bildirmek “cüreti” gösteriyorsa ve bu bilgiyi alan polis 5-6 dakika gibi kısa bir sürede olay mahalline “geliyorsa” burada devlet otoritesi var demektir. Aynı zamanda bilinçli vatandaş kitlesi de var demektir. Devlet her mahalleye polis yerleştirebilir ama her sokağa yerleştiremez. Çünkü polis sayısı yetmez.

İki ay kadar önce Ağrı’dan ilimize turistik gezi için gelen bir grup gençten biriyle lokantada aynı masada rastlaştık. Kısa sohbetimizde “Adıyaman’da gördüğünüz eksiklik var mı?” diye sorduğumda “Ağrı’da polis çok var, oysa burada ana caddelerde bile göremedik. İnsanlar hiç kavga etmiyor mu?“ demişti. Adıyaman halkının serinkanlı ve hoşgörülü olduğunu, kavgalara çok seyrek rastlandığını, polislerin ise daha çok sivil gezdiklerini, zaten vatandaşların arasında sürekli resmi elbiseli polislerin dolaşmasının insan psikolojisi açısından da çok iyi olmayacağını, olası bir kavganın 155’e bildirilmesi halinde ise ekiplerin en kısa zamanda geldiğini anlatınca Patnoslu genç kardeşimizin ikna olduğunu fark ettim.

Polis derken sadece asayiş değil trafik bakımından da hatırlamak gerekir. Trafiğin alt yapı eksikliğini her ne kadar belediyenin 153 no.lu telefonuna bildirmek gerekli ise de trafik akış ve denetleme ile ilgili görülen suç ve sorunlar ile önerileri yine 155’e bildirmek gerekir. Burada çoğu kez vatandaş 155’e bildirdiğinde 155, belediyenin görev alanındaki bir konuyu, örneğin kavşaklardaki Suriyeli yoğunluklu dilencilerin 153’e iletilmesini istemekte ve bu da bilgi veren duyarlı vatandaşa ikinci bir yük getirmekte, belki de aradığına pişman olmaktadır. Oysa iletilen sorun şahsi değil de kamusal, toplumsal bir sorun olduğundan bu iki kurum kendi arasında kuracağı iletişimle diğerinin görev alanına giren konuyu kendisi doğrudan o kuruma ileterek vatandaşa yüklenen bu ek yük kaldırılmalıdır. Kaldı ki iletilen sorun, takibi şikâyete bağlı bir suç olmayıp re’sen soruşturulması gereken bir suç veya idarenin bıraktığı bir eksikliktir. Bu takdirde vatandaştan gelen bilgilerin sayısı çoğalacak, her biri devlete ayrı birer ışık olabilecektir.

Hele okulların öğretime başladığı bu günlerde trafik suçlarının önlenmesi bakımından polis-belediye-vatandaş işbirliği daha da önem kazanmaktadır. Zaten Polis Vazife ve Selahiyet Kanununa göre polisin görevi suçluyu yakalamaktan daha öncelikli olarak suçun işlenmesini önlemektir. Suçlu yakalansa bile artık suç işlenmiş olacağından vatandaş ve toplum ile suçlunun kendisi de alacağı muhtemel ceza sonucunda zarar görmekte, dolayısıyla herkes mutsuz olmaktadır.

Son bir paragraf;

Suçsuz vatandaşlarca polisten korkulmamalı, saygı duyulmalıdır. Saygının nedeni ise korku değil, sevgi olmalıdır. Çünkü korkudan ileri gelen saygı geçicidir, gıyapta devam etmez. Oysa sevgiden ileri gelen saygı kalıcıdır, gıyapta da devam eder. Keza polis, yazımızın 2. ve 3. paragraflarında ifade ettiğimiz üzere suçsuz vatandaşa teşekkür etme olgunluğunu göstererek vatandaşın kendisini sevmesini sağlamalıdır. Gerektiğinde vatandaştan özür dilemenin kendisini ve devleti yücelteceğini de bilmelidir. Aksi halde Allah korusun 15-20 yıl önce Diyarbakır’da rastladığım “polis-sivil kamplaşması” kaçınılmaz olur.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: