12 Ocak 2017 Perşembe, 08:38
Hikmet Kızıl
Hikmet Kızıl [email protected] Tüm Yazılar

Kör Olasın Yalnızlık

Kör Olasın Yalnızlık   Yeni bir güne çay içip kitap okuyarak gireceğimin planını bir gün önceden yapan  rahatsız biri olarak en azından bu planımın kusursuz işleyeceğine dair bir kanaatle bindim dolmuşa. Her normal vatandaşın hakkı olan koltukta seyahat etme hakkımın fütursuzca gasp edileceğinden emin bir şekilde Adıyaman’a doğru giden minibüse dur çektim. Kahta – Adıyaman  […]

Kör Olasın Yalnızlık

 

Yeni bir güne çay içip kitap okuyarak gireceğimin planını bir gün önceden yapan  rahatsız biri olarak en azından bu planımın kusursuz işleyeceğine dair bir kanaatle bindim dolmuşa.

Her normal vatandaşın hakkı olan koltukta seyahat etme hakkımın fütursuzca gasp edileceğinden emin bir şekilde Adıyaman’a doğru giden minibüse dur çektim.

Kahta – Adıyaman  minibüslerine has, koltukta değil  araya iliştirilmiş bir tabureye iliştim ben de.

Yolda envai çeşit düşünce geçti kafamdan .

Şoföre diyecektim ki:

Kardeşim,  koltukta seyahat edip uyuyakalma  şansı olan biri ile benim gibi tabureye oturma organını denk getirmek ve oturma organımın o zeminden kaymaması için Matrixvari ekşın gösterme çabası olan birinin ödemesi gereken  ücretin aynı olması insan hak ve hukukuna aykırı bir mesele.

Siz bizim rahatça yayılıp uyuklama şansımızı elimizden alarak hakkımıza tecavüz ediyorsunuz, hem kul hakkı , hem evrensel insan hakları beyannamesine aykırı bu davranışınızı esefle kınım kınım kınıyorum, ayrıca ben de üçüncü koltukta cam kenarında oturmuş ve burnunu karıştıran şu amcanın rahatlığından istiyorum.

Bunları söyleyeceğim söylemesine de altımdan sürekli kayan tabure düşüncelerimi toparlamaya ve daha detaylı yüklemi öznesinden uzak cümleler kurmama engel bir durum söz konusu.

Ayrıca işin daha başka bir boyutu da Kahta ile Adıyaman arasında ıssız bir yerde araçtan indirilme tehlikesi.

Şoförün iç dünyasındaki ruhsal çatışmaların  yüzüne vurduğu can sıkıntılı görüntü de bunları söylemem mani bir durum arz ederken en iyisi bunları yutmak diye düşünüyorum.

Bu sıkıntılı durum içerisinde nihayet Adıyaman’a vardım.

Can dostum güzel insan, mübarek arkadaşım Selahattin’in yeni devraldığı Cafe’nin kuytu bir köşesine oturdum. Gözlerim Selahattin’i arasa da o saatte Selahhatin’in uyanıp gelme ihtimalin zayıflığının da farkındaydım.  Çay ve sigara eşliğinde derin bir okumaya koyuldum.

Takribi okuduğum kitabın yarısına kadar geldim. Selahattin çıkıp geldi.

Hoşbeşten sonra derin bir medeniyet konusu açıldı.

Selahaddin hayatın çokca sillesini yiyen bir arkadaşım olmasından ve naif bir tasavvuf meylinin olmasından mütevellit derin analizler yapıyor.

Sanıyorum ki Selahattin geceleri pek uyuyan biri değil, İnsomnia hastalarına özgü bir serkeşliği olsa da o hirpani edanın arkasında ince sızılar gizli.

Geçmişte imparatorluk düzeyinde olan devletlerin günümüzde de aynı reflekse hareket edip yayılmacı bir politika güttüklerini ve bu nedenle Ortadoğu’da  güç ve savaş dengelerinin sürdüğünü, bu yayılmacı, hegamonik psikolojinin  geleneksel bir yapının ve pragmatik reel politiklerin sonucu olduğunu söylüyor. Bu nefes yoruma bayılıyorum. Selahattin konuyu derinleştirdikçe kendi kendime hayıflanıyorum, ulan keşke köşe başlarını tutup günlük ahkam kesen gazetecilerimiz de bu tespitleri yazıp bizi düşünmeye sevk etse.

Yıllarca mevcut iktidarın tavrına göre tavır gösteren bukalemun köşe yazarları yüzünden hala havanda su dövmeye devam ediyor  siyasal entel yapı.

Nabza göre şerbetçilerden oluşan çoğu rozetleri yüreklerinden büyük  köy enstitüsü kılıklı yavşakların da köşe kapladığı bir ortam var.  Belki de bu yüzden hepimiz filozof olduk.

Yazılması gerekenler yazılmayınca, içimizdeki sancıları dillendirmeyenler olunca kendi işimizi kendimiz görüyoruz.

Çay içip düşünüyoruz, hepimizi filozof yapan bir sistemde sancı var demektir. Ben ya da Selahattin çay içip derin kederlere gark oluyorsak bunun sorumlusu mevcut sistemdir. Mevcut sistem içerisinde duygularımıza tercüman olamayan kerli ferli köşe yazarları yüzünden içimiz darma duman.

Bu yaştan sonra sigaraya başlamamın müsebbibi de mevcut yapıdır.

Sükut’u ve iç kırıklıklarını bir hayat biçimi olarak benimseten düzen benim de Selahattin’in de sancılarının sebebidir.

Ne geomterik duruşlar ne italik dokunuşlar içimizi serinletiyor. Bizler yitik bir çağın gözden çıkarılan münzevileri olarak biliyoruz ki, zaman geçtikçe daha çok münzevi daha çok metruk daha çok yalnız ve daha çok kitaplara sığınan adamlar olacağız.

Sigara ve çay ile içimizin yaralarını dağlayacağız. Derinleştikçe derinleşecek cerihamız.
Selahattin derin bir nefes çekip sigarasından kendinden kaçacak, bana yükleyecek kederini ve ben Selahattin’e gidip yeni kitaplar hakkında yeni yaralar açacak cümleler kuracağım.

Kör olasın yalnızlık.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: