Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
12 Ocak 2015 Pazartesi, 09:29
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Köleliğin Tarihçesi ve İslâm’ın Bakışı

Köleliğin Tarihçesi ve İslâm’ın Bakışı   Günümüzde Hâla kölelik müesesesi ve islam’ın köleliğe bakış açısı tartışılmaktadır. İnsan gayet haklı olarak şöyle düşünebiliyor: Her şeye en güzel şekil ve anlamda çözüm getiren islâmiyet, köleliğe bir çözüm getirmemiş midir? Kölelikle ilgili yapıcı ve iyileştirici bir görüş ortaya koymamış mıdır? Ya da köleliği niçin kaldırmamıştır? İnsan, başını içindekilerle […]

Köleliğin Tarihçesi ve İslâm’ın Bakışı

 

Günümüzde Hâla kölelik müesesesi ve islam’ın köleliğe bakış açısı tartışılmaktadır. İnsan gayet haklı olarak şöyle düşünebiliyor: Her şeye en güzel şekil ve anlamda çözüm getiren islâmiyet, köleliğe bir çözüm getirmemiş midir? Kölelikle ilgili yapıcı ve iyileştirici bir görüş ortaya koymamış mıdır? Ya da köleliği niçin kaldırmamıştır?

İnsan, başını içindekilerle beraber iki elinin arasına alıp inceden inceye düşündüğü zaman kölelik konusunda tatmin olmak için kısa da olsa bir tarih turuna çıkmak zorunda olduğunu anlıyor. Esasen tarihi iyi bilmeden onu yargılamak son derece haksızlıktır.

İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan kölelik, herhangi bir sebeple esaret altına alınan kişilerin hayatları üstünde sınırsız bir tasarruf hakkı tanıyan ve hemen her milletin sosyal yapısında yer alan bir müessese halini almıştır. Bu müesese o kadar geniş ve derin boyutlara ulaşmıştı ki, sosyal organizasyonun ekonomik yönleri üzerine de etki eden iktisadî bir sektör haline gelmişti.

İslâmiyet’in zuhur ettiği ortaçağda, bütün milletlerde varolan kölelik, Yunanlılar, Yahudiler, Hindliler, Romalılar ve Araplar nezdinde oldukça yaygındı.

Hindliler ve Romalılar’da köle en küçük suçundan dolayı öldürülürdü. Efendisine itaat etmeyen ya da ters cevap veren kölenin dili yakılır veya kökünden koparılırdı.

Romalılar, kölelerin vücutlarına ağır demir parçaları takarak onlarla tarla sürerlerdi. Cezası gereken köleleri ayaklarından asarak canları çıkıncaya kadar onlara işkence yaparlardı. Roma hukukunda başlangıçta köle azad etmek bile yasaktı.

Eski Romalıların köleler konusunda içine düştüğü en büyük şenaatlardan birisi, zevklerini tatmin için özel günlerinde kölelere kılıç ve mızraklarla yaptırılan hakiki gösterilerdi. İmparator ve efendiler başta olmak üzere, eğlenmek için toplanan insanlar, kölelerin öldüresiye birbirlerine saldırdıkları kılıç ve mızrak vuruşlarını seyrederlerdi. Kölelerden biri diğerini tamamen öldürünceye kadar bağırmalar, alkışlar, zâlimane çılgınca kahkahalar boşanırdı. Zavallı köleler bu neşe ve eğlence çığlıkları arasında can verirdi.

Eski Fransa’da köleler o kadar hakir görülürdü ki, hür bir erkek, cariye (köle) bri kadınla evlense derhal hürriyetini kaybederek köle olurdu. 1685 tarihinde Fransa’da çıkarılan kanuna göre, köle efendisinin evinden kaçtığı zaman kulakları kesilirdi. Bu 1848 tarihine kadar böyle devam etti. Bu tarihten sonra milletlerarası bir antlaşma ile kölelik kaldırıldı.

İslâmiyet’e baktığımız zaman görürüz ki, İslâm dini; iktisadî ve sosyal bakımdan hür insanlardan çok farklı kabul edilen ve bütün hakları ve meziyetleri ellerinden alınan kölelerin toplum hayatındaki yaşayışını büyük bir titizlikle insanî bir konuma yerleştirmiş, Avrupa’nın daha düne kadar düşünüp halledemediği köle hukukunu 1400 sene önce halletmiştir.

Bütün nizamları ve kanunlarıyla insanlığı esaretin her türlü şeklinden kurtarmayı hedef alan İslâm dini, yedinci milâdî yüzyılda bütün toplumlara kök salmış olarak bulduğu köleliği kesin bir kararla kaldırmamış, ama köleliğin sebebini sadece savaş haline bağlayarak ona bir kişilik kazandırmıştır.(Devam edecek)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: