14 Ocak 2015 Çarşamba, 10:07
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Köleliğin Tarihçesi ve İslam’ın Bakışı (2)

Köleliğin Tarihçesi ve İslam’ın Bakışı (2)   Bütün nizamları ve kanunlarıyla insanlığı esaretin her türlü şeklinden kurtarmayı hedef alan islâm dini, yedinci milâdi, yüzyılda bütün toplumlara kök salmış olarak bulduğu köleliği kesin bir kararla kaldırmamış, ama köleliğin sebebini  sadece savaş haline bağlayarak ona bir kişilik kazandırmıştır. Eski Mısır ve Yakın Doğu’da savaş esirleri ile komşu […]

Köleliğin Tarihçesi ve İslam’ın Bakışı (2)

 

Bütün nizamları ve kanunlarıyla insanlığı esaretin her türlü şeklinden kurtarmayı hedef alan islâm dini, yedinci milâdi, yüzyılda bütün toplumlara kök salmış olarak bulduğu köleliği kesin bir kararla kaldırmamış, ama köleliğin sebebini  sadece savaş haline bağlayarak ona bir kişilik kazandırmıştır.

Eski Mısır ve Yakın Doğu’da savaş esirleri ile komşu kabile ve kavimlerden kaçırılan kişiler köle olabiliyordu. Babaları ve yakınları tarafından satılan insanlar, borçlara karşı verilen şahıslar köleler sınıfına girebiliyordu.

İslâm’dan önce savaş esirleri ya öldürülür veya hürriyetleri ellerinden alınarak köle edilirlerdi. İslâm dini öldürmeye alternatif olarak köleliği mübah gördü.

Ele geçirilen esirler çalıştırılır yahut da kurtuluş fidyesi ödenerek serbest bırakılırlardı. Böyle olduğu zaman da yenik düşen taraf zaten savaşı kaybettiği için mağdurdur. Verebileceği bir şeyi olmadığından uzlaşmalarda tıkanıklıklar meydana gelirdi ve bu da yeniden ikinci bir savaşın doğmasına sebep olurdu.

Karşılıksız olarak esirleri salıvermeye gelince, o zaman da islâm savaşçılarının hakkına tecavüz sayılacağından, esirler müslüman savaşçıların emrine verilirdi. İsteyen müslüman kendi payına düşen esirleri hürriyetine kavuşturur, isteyen yanında tutarak kardeşçe yaşamasını sağlardı. Ancak bununla birlikte savaşta esir düşenler mutlaka köle olacaktır diye islâm’da genel bir kaide yoktur.

Eğer islâmiyet, köleliği tek yanlı bir kararla kaldırsaydı, Müslüman olmayan toplumlar, esir aldıkları müslümanları köleleştirecek, Müslümanlarsa galip geldikleri düşman esirlerini serbest bırakacaklardı. Bu da karşı tarafın güçlenmesine, islâm toplumunun zayıflamasına sebep olacaktı. Onun için islâm dini köleliği bir hamlede kaldırmamış, ama kölelerin hukukunu en mükemmel bir tarzda müeseseleştirmiştir. Köle azad etmeyi her zaman ibadet sayarak teşvik etmiştir.

Kâinatın Efendisi(s.a.v), bir hadis-i şeriflerinde; “Müslüman bir köleyi azad edenin (hürriyetine kavuşturanın), azad olunan her uzvuna karşılık Allah, bir uzvunu cehennem ateşinden azad eder.” Buyurmuştur.

Kölelerin serbest bırakılması için hazineden kendilerine borç para verilerek yardım edilmesini peygamberimiz (s.a.v)  uygun görmüştür. Onun için Beytülmalde fazla para olduğu zaman İslâm devleti onunla köle satın alır ve azad ederdi. Kur’an-ı Kerim’de, para verip hürriyetlerine kavuşmaları kolay olsun diye Tevbe sûesi’nin 60. Ayetinde köleler, zekât alabilenler sınıfına dahil edilmiştir.

İslâm’da bir çok kefaret köle azad etmeye bağlanmıştır. Meselâ üzerinde Ramazan orucu kefareti olanlar, yemin kefareti bulunanlar köle azad edebilirler. Resulüllah Efendimiz(s.a.v.), müslümanlardan on kişiye okuma yazma öğreten köleleri azad ederdi.

İslâm tarihinde azad edilen köle sayısı oldukça çoktur.. Hz. Ebubekir (r.a) öz servetinden ayırdığı meblağlarla kırka yakın köleyi hürriyetine kavuşturmuştur.(Devam edecek)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: