01 Şubat 2017 Çarşamba, 08:06

KISKANMAK (HASET ETMEK)

Uy aman aman aman!

Burası Adıyaman.

Alem düşman kesildi,

Seni sevdiğim zaman.

Yazımıza her ne kadar bir Adıyaman türküsüyle başladıysak da biz; şarkı ve türkülere konu olan “kıskanma„ya (ki bu gayet normaldir) ileriki satırlarda değinmek üzere, bir ruhsal hastalık olan kıskanmadan (haset etmeden) bahsedeceğiz. Evet; kıskanma veya haset; bir kimsenin sahip olduğu mal, mülk, mevki, makam, şan, şöhret, sağlık vb. maddi nimetlerini çekememek demektir. Başka bir ifadeyle; bu nimetlerin ondan alınıp kendisine verilmesini istemektir. Biz, böylelerine“kıskanç= haset„diyoruz.

Şurası bir gerçek ki yüce Allah; malı, mülkü, zenginliği, serveti istediği gibi dağıtır, istediğine verir. Biz buna “kısmet, nasip,, diyoruz. Hâl böyle iken Allah’ın bu dağıtımına karşı gelip, rıza göstermemek, kıskanmak; bir bakıma ilahi adalete de karşı gelmektir. Oysa Allah’ın rızasını kazanmak; takdiriilahiye razı olmaktan geçer. Allah’ın verdiklerine razı olmamak, karşısındakine ait olan maddi ve manevi nimetlerin ondan alınıp kendisine verilmesini istemek; bir ruh hastalığı olmakla beraber yanlış, günah ve de haramdır. Dinimizde haset etmeyi yasaklayan bir çok ayet ve hadis vardır:

“Müminin kalbinde iman ile haset bir arada bulunmaz.,,

“Haset, hasenatı yok eder.,, gibi…

Bir servet düşmanlığı olan haset; toplumsal barışı, huzur ve güveni yok eder, insanlar arasına kin ve nefret tohumları eker. Anlamsız bir bencilliğin eseridir. İnsanı içten içe bir kurt gibi kemirir, ömrünü kısaltır. Kıskanç insanlar; kendilerinden aşağıda olanları görmez, hep üstün olanları gözetler. Oysa; bu tip insanlar, biraz da kendilerinden aşağıda olanlara bakıp gözetleseler, belki de durumlarına şükredecek,bu ruh hastalığına yakalanmayacaklar… Bu cümleden hareketle hasetin; daha çok aralarında ilgi bulunanlar, birbirlerini bilip tanıyanlar arasında olduğunu söyleyebiliriz.

Herkes, kendi meslektaşına, branştaşına haset eder. Örneğin; terzi, terziye; berber, berbere; futbolcu, futbolcuya, müzisyen, müzisyene; hekim, hekime… Gerçekten de öyle… Bir mimar, bir şairi niye kıskansın ki?..

Haseti; gıpta etmek, imrenmek ile karıştırmamak gerekir. Gıpta etmek; olumlu ve normal bir duygu… “Onunki onda dursun, alınmasın. Onlardan bana da verilsin.,,

demek. Bu duygu, bir çok insanda bulunan bir nitelik. Yanlışı, kusuru, günahı, haramı olmayan bir kavram. Herhangi bir bencilliğe kapılmadan, gönül rahatlığı içeren bir durum. Günlük hayatta birçoğumuzun kamyon, minibüs vb. araçlarda görüp okuduğumuz “şoför edebiyatından bir iki örnek verelim isterseniz:

“Kıskanma ne olur!

Çalış senin de olur.”

 

“Benim için ne düşünüyorsan, Allah sana iki katını versin.„gibi…

Öyleyse geliniz bir ruh hastalığı olan kıskançlıktan (haset etmekten) uzak durup takdiriilahiye, nasibe, kısmete razı olalım. Unutmayalım ki en büyük zenginlik, kanaattir.

Şimdi de geliniz, yazımızın başındaki Adıyaman türküsünde ve daha nice Halk ve Divan şiirinde, şarkı ve türkülerde dile getirilen âşığın mâşuğu için (sevenin sevgilisi için) söylediği kıskançlığa… Bu konuda aklımıza gelen ilk şiir, Faruk Nafiz Çamlıbel’in meşhur “Kıskanç„şiiridir: “Sakın bir söz söyleme… Yüzüme bakma sakın/Sesini duyan olur, sana göz koyan olur/Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın/Anan bile okşasa, benim bağrım kan olur.,, Aşkın insana yaptırdıklarına bakar mısınız?.. Sevgilisini, anasından bile kıskanıyor… Tıpkı bizim Adıyaman türkümüzdeki gibi: Orada da âşık, sevgilisine duyduğu aşktan dolayı, âlemin düşmanlığı ile karşı karşıya kalıyor. Bütün âlem kendilerini kıskanıyor. Şarkı ve türkü deyince merhum Neşet Ertaş’ın okuduğu, güftesi âşık Ali İzzet Özkan’a ait “Mühür Gözlüm„şiiri akla geliyor:“Mühür gözlüm seni elden/Sakınırım, kıskanırım/Uçan kuştan, esen yelden/Sakınırım, kıskanırım.,, Kıskançlık zirve yapıyor… Şair; sevgilisini uçan kuştan, esen yelden, turnalardan, su içtiği kurnalardan, giydiği urbalardan (giysilerden), hatta kendisini kendisinden bile kıskanmakta? Urba=giysi„deyince Lale Devri şairi Nedim’in o meşhur beyti akla geliyor:

“Güllü dibâ giydin amma korkarım âzâr eder

Nâzeninim sâye-i hâr-i gül-i dibâ seni.,, (Ey sevgili! Üzerinde gül motifi bulunan

bir elbise giydin ama korkarım ki elbisendeki o gül motifinin dikeninin gölgesi seni incitir.)

 

Hayalgücüne, kıskançlığa, aşkın neler söylettiğine bakınız: Sevgilisini elbisesindeki gül motifinin dikeninin gölgesinden bile kıskanmak… İşte beşerî aşk… İşte bu aşkın insana söylettikleri… Güzel bir duygu değil mi? Ne bir ruh hastalığı ne de kötü bir durum… Öyleyse seven ile sevilen arasındaki kıskançlığa evet, bir bencillik ve ruhsal bozukluk olan kıskançlığa (hasete) hayır…

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: