Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
01 Haziran 2015 Pazartesi, 09:03
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Kirli çamaşır satıcıları

Kirli çamaşır satıcıları   Demokratik olgunluğunu bir türlü elde edememiş ülkelerde, siyasi tartışmalar, fikirler üzerine olmaz, kirli çamaşırlar üzerine olur. Ne yazık ki, Türkiye’de bunlardan birisi… Daha önceki seçimlerde olduğu gibi 7 Haziran seçimleri öncesi de “kirli çamaşır satıcıları” meydanlara iniyor, televizyon kanallarını dolaşıyor, gazetelerin manşetlerinde sıkı bir salvo atıyor. Belki eğitim seviyesi düşük, ahlaki […]

Kirli çamaşır satıcıları

 

Demokratik olgunluğunu bir türlü elde edememiş ülkelerde, siyasi tartışmalar, fikirler üzerine olmaz, kirli çamaşırlar üzerine olur.

Ne yazık ki, Türkiye’de bunlardan birisi…

Daha önceki seçimlerde olduğu gibi 7 Haziran seçimleri öncesi de “kirli çamaşır satıcıları” meydanlara iniyor, televizyon kanallarını dolaşıyor, gazetelerin manşetlerinde sıkı bir salvo atıyor.

Belki eğitim seviyesi düşük, ahlaki kaygısı da pek olmayan kavgacı insanların tartışmalarına çok benziyor.

Ağzına ne gelirse savuruyorlar.

En galiz küfürleri yarıştırmak için olağanüstü bir çaba harcıyorlar.

Elbette herkes kendisine yakıştırdığı üslupla halkın karşısına çıkıyor.

Aynı veya benzer sözü kendilerine yapsalar kıyameti koparacak insanlar, muhatabına her türlü hakareti layık görebiliyorlar.

Ne centilmenlik, ne kibarlık, ne fikri olgunluk, ne okumuş, yazmışlık, ne siyasi tecrübe, ne görmüş, geçirmişlik…

Hepsi toy siyasetçi sanki…

İşin ilginci, çoğu kendisine olanı, bir diğerine söylüyor.

Her sözün sahibine baktığında, kendisinde olanı söylediğini görüyorsun; hiç değilse büyük bir bölümü.

Türkiye’yi bugünden yarına taşıyan bir anlayış yok; bunun üzerine kafa yoran da yok.

Özellikle muhalefet partileri ve onlara destek veren kesimlerin tek hayali iktidar partisinin sandalye sayısını azaltmak.

Başka bir hayal kuramıyorlar, kuruyorlarsa da söylemiyorlar.

Böyle olunca da ortaya horoz dövüşü çıkıyor.

Kimi hırsız oluyor, kimi terörist, kimi zalim, kimi darbeci, kimi paralel, kimi dış güçlerin adamı…

Sadece söz değil, “kuru kalabalık” yarışı da var.

Her partinin mitingi “yığma” kalabalıklarla geçiştirilmeye çalışılıyor; bir kentteki insanlar diğer kente, diğer kenttekiler, öbür kentte taşınıp duruyor.

Gövde gösterisi için harcanan zamana, gövdeyi doldurmaya harcayan yok.

Boş gövde, kuru kalabalıklar, kendisini kandıran yığınlar…

Elbette 7 Haziran akşamı, kimin kalabalığının gerçek, kiminin “yığma” olduğu daha iyi anlaşılacak ama zaten bütün amaç da “kalabalık” algısı oluşturarak, “bakın bize ilgi çok” dedirtmek.

Bazen bunu partililer yapar, bazen partileri kumanda eden güçler…

Bu seçim, güçlerin ipi eline aldığı bir seçim olacak.

AK Partinin hedefi, “İkinci Yarı” diye tarif ettiği “Yeni Türkiye” döneminde, sorunları “çözülmüş”, terör sorunu “barışla” nihayetlenmiş,  “tek başına” söz sahibi olmak ve “yarım” bıraktığı” ya da “tamamlayamadığı” konulara odaklanmak.

Onun dışındaki bütün partilerin tek hedefi ise AK Parti’nin sandalye sayısını azaltmak, Anayasa değişikliği yapacak güce ulaştırmamak, hatta becerebilirlerse “koalisyonla” ülkeyi tekrar karanlığa gömmek.

Bunun için herkes kirli çamaşırdan medet umuyor; belki de kimsenin temiz çamaşırının olmadığına/olamayacağına inanıyorlardır.

Önceki seçimlerde kasetler havada uçuşurdu, seçim sonunda kasetten eser kalmazdı.

Şimdi daha çok sözlü olarak kirli çamaşıra odaklanmış, salvolarla sonucu etkilemeye çalışıyorlar.

Ancak, milletin nasıl algıladığını ise hiç düşünmüyorlar.

Onlar, etkileyebildiği, avlayabildiği, punduna getirebildiği, kandırabildiği, sazan olarak ağa takılanların peşinde.

Oysa her parti, bugünden daha aydınlık günler vadedebilir.

Mesela sivil anayasa, mesela başkanlık sistemi…

Bunları yapan ve bunlarda söz sahibi olan AK Parti olmasın diye uğraşıp, feda ediyorlar.

Oysa Başkanlık sistemi, ülkeyi çağdaş bir demokrasiye dönüştürme şansı var.

Bize has değil, gerçek başkanlık sistemi.

Başa gelenin kim olduğuna bakmaksızın sistemi oturmuş bir başkanlık sistemi.

Partiyle, mitinglerle, halkı kandırmakla, sazan avlamaya çalışmadan, farklılığını anlatma yolu seçenin kazanacağı bir sistem.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardı; bunu başkanlık sisteminde görebiliriz ama şimdi gördüğümüz her yiğidin yoğurdu üstüne döküş şekli vardı.

Gelin sivil anayasaya ve başkanlık sistemin yazık etmeden 7 Haziran’a hazırlanın ve hangi parti başa geçerse bunların hayata geçmesinin sözünü versin; kirli çamaşırlarınızı da alın, yıkayın bir zahmet…

 

Tweetimden seçmeler

Uzun süre iktidarda kalmanın en kötü yanı; gençlerin, sizden önceki beceriksiz, baskıcı, zorba ve bağımlı yönetimlerden habersiz olmasıdır.

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: