Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
01 Mart 2017 Çarşamba, 08:18

KİN(TUTMAK) İnsanlara özgü ruhsal hastalıklardan biri de kin tutmaktır. Günlük konuşmalarımızda bu olumsuz duyguyu; kin bağlamak, kin beslemek, kin gütmek şeklinde de ifade ederiz, Basit tanımıyla kin; kalpteki öc almaya yönelik düşmanlık duygusu olarak ifade edilebilir. Peki; acaba insanların kin tutmasına, kindar olmasına neden olan olaylar nelerdir? İsterseniz, bunu biraz açmaya çalışalım: Bir toplulukta çeşitli […]

KİN(TUTMAK)

İnsanlara özgü ruhsal hastalıklardan biri de kin tutmaktır. Günlük konuşmalarımızda bu olumsuz duyguyu; kin bağlamak, kin beslemek, kin gütmek şeklinde de ifade ederiz, Basit tanımıyla kin; kalpteki öc almaya yönelik düşmanlık duygusu olarak ifade edilebilir. Peki; acaba insanların kin tutmasına, kindar olmasına neden olan olaylar nelerdir? İsterseniz, bunu biraz açmaya çalışalım: Bir toplulukta çeşitli huy ve karakterlerde insanlar vardır. Kimi iyi, kimi kötü; kimi zalim, kimi, merhametli; kimi asık suratlı, kimi güleryüzlü vb… Bazı insanlar, kendilerine yapılan bir kötülüğe karşı koyamayınca, kalplerine bir öfke yerleşir. Bu öfke, gittikçe artar ve bir süre sonra kine dönüşür. Kötülüğe uğrayan kişi; karşı taraftan intikam almak hırsıyla dolar. Bu hırs, onu kemirir durur. Taa ki bir fırsatını bulup karşı tarafa maddî veya manevî bir zarar verinceye kadar… Sözüm ona intikamım alıncaya kadar…

Biraz düşündüğümüzde kinin; intikam almak, karşısındakine bir şekilde bir zarar vermekle sonuçlandığım görürüz. Peki; bu sonuçtan sadece karşısındaki mi zarar görmüştür? Elbette hayır…

Her ikisi de zarardadır. Kindar açısından bakıldığında; karşı taraf için aşağılama, gıybet, eziyet, maddî zarar gibi olumsuzluklara başvuracaktır. Oysa bunların hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, zararı, hem yapana hem de yapılanadır. Tarafların ikisi de bu durumdan zarar görmüşlerdir. Halbuki kin güden kişi; akimı kullanarak, biraz sabrederek, nefsini yenmeyi başararak, empati kurarak kalbindeki bu duyguyu frenleyebilir. Zararla oturmamak için, hırsla kalkmaz. Böylece ruhunu, bedenini bir kurt gibi kemiren o kötü duygudan da kurtulmuş olur. Belki de başına gelecek olan bir beladan kurtulmuş, daha doğrusu, kendisini kurtarmış olur. Biraz düşünelim; yazılı ve görsel basında hemen her gün, bir anlık öfkelerinin esiri olup kavgalara, dövüşlere, hatta cinayetlere sebep olan birçok kişiyle karşılaşmıyor muyuz?..

Kendisine kin beslenen kişinin de bu konuda yapacakları vardır elbet; dilini tutacak, sabredecek, dedikodulara kulaklarını tıkayacak, kin tutan kişi veya kişilerle bir şekilde olumlu iletişime girecek, ona karşı güler yüzlü davranacak ve karşısındakinin gönlünü almaya, kalbini yumuşatmaya çalışacak. Bunu; sözle değil, davranışlarıyla gösterip kanıtlayacak.

Yüce dinimizde kin beslemek; haram ve günah sayılmıştır. “Mümin kin tutmaz. Kin, kusurların başıdır.„ilk bakışta aklımıza gelen hadislerden bazıları. Keza atalarımız; “Kötülük eden, kötülük bulur. Öfkeni yut kinini unut.„diyerek kin bağlamanın yanlışlığını çok güzel ifade etmişler. Gene benzer bir başka sözde: “Kindar olan, dindar olmaz.„denmiştir. Çok da güzel bir söz, değil mi?

Sonuç olarak; ilk bakışta kişisel bir ruh hastalığı gibi görünen kin, zararlı sonuçları itibariyle bir toplumsal hastalık da sayılır. Zira; insanlar arasındaki öfkeyi artırması, fitne ve fesada yol açması, huzur ve güveni bozması, arkadaşlık ve dostluğu ortadan kaldırması gibi durumlar, kişisel değil, toplumsal sorunlardır. Öyleyse dinimizin de yasakladığı bu duygudan uzak durmak, onu bedenimize (kalbimize) yaklaştırmamak gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk, bizi hem mükemmel bir insan yapar hem de toplumumuzdaki huzur ve güvenin,barışın,mutluluğun artmasına vesile olur. Öfkesini yutan, kinini unutanlara ne mutlu!..

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: