Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
12 Nisan 2017 Çarşamba, 09:09
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

Kimsenin Haddi Değil…

Kimsenin Haddi Değil…   Kimsenin haddi değil durup dururken işten atmak. Kimsenin haddi değil sebepsiz, sorgusuz sualsiz göreve son vermek. Emeğin çalınmasıyla sindirilemez kimse. Bu emek kolay kazanılmadı. Öğrencilerimle güle oynaya geçirdiğim yıllarımı kimseye feda edecek değilim. Suç işlemedim! Cana kıymadım. Kimsenin malına göz koymadım. Hırsızlık yapmadım. Yalanla işim olmadı. İncinsen de incitmemeyi bildim hep. […]

Kimsenin Haddi Değil…

 

Kimsenin haddi değil durup dururken işten atmak. Kimsenin haddi değil sebepsiz, sorgusuz sualsiz göreve son vermek.

Emeğin çalınmasıyla sindirilemez kimse. Bu emek kolay kazanılmadı. Öğrencilerimle güle oynaya geçirdiğim yıllarımı kimseye feda edecek değilim.

Suç işlemedim!

Cana kıymadım. Kimsenin malına göz koymadım.

Hırsızlık yapmadım. Yalanla işim olmadı. İncinsen de incitmemeyi bildim hep.

Kimsenin arkasından atıp tutmadım. İftiralara hep karşı oldum.

İnanç özgürlüğünü savundum.

Severek ve keyifle mesleğimi icra ettim. Sınıfa girince hep mutlu oldum. Öğrencilerimle hayatı soludum hep. Sevdim.

Neymiş efendim;  o, bu, şu ihraç edilmişmiş. Ne hadle? Ne sebeple? Suç ne?

Terör, irtibat, iltisak vs… nasıl da kolay bu kelimeleri yazmak! Vicdanların suskun, vicdanların kilitli olduğu yüreklerin yazabilecekleri, bildikleri buymuş demek.

Kolay değil öyle emeği çalmak. Kimsenin haddi değil insanları buruşturup çöpe atmak.

Emeğin hakkını verdiğimi düşünerek yıllardır yüzlerce çocuk okuttum. Öğrencilerimle güldüm, öğrencilerimle neşelendim. Her dersimi verimli geçirdim.

Eşitliği ve adaletli olmayı öğrettim hep çocuklarıma. Yalansız bir yaşama uyanmalarını istedim. Yüzlerce öğrencim oldu bu güne kadar ve hiç birini diğerinden üstün görmedim.

Savaşsız bir dünyayı istedim. Çocukların ellerinden eğitim hakkının alınmamasını savundum. Uzaya gidilen bir çağda bilimle, irfanla, fenle ilgilensinler dedim. Ne dil sorun olmalı önlerinde, ne de din. Ne kılık-kıyafet ne de saç-sakal. Birey olabilmeliler. Yüreklere dokunabilmeli ve insana dair olmalı yaşamları. İnançlarını hür yaşamalılar. Kendilerini keşfedip yeni maceralara yol alabilmeliler aynı küçük karabalık gibi.

Düşünmeyi öğrensinler diye çabaladım yıllarca. Okumayı sevsinler, dünyayı bilsinler, evreni tanısınlar. Kendilerini, kültürlerini de yaşasınlar. Bunun için kütüphane kurdum onlar için okulumda. Gazete çıkardım birlikte. Gezip dolaştık öğrencilerimle kendi tarihlerini tanısınlar diye müzeleri, ören yerlerini.

Sanatın eşsiz birleştiriciliğini tatsınlar istedim hep. Tiyatrolara götürdüm onları. Sinemalara, oyun salonlarına, kırlara, gezilere, pikniklere, sergilere, kitap günlerine…

Hiçbir öğrencimi ayırt etmedim kattığım her şenlikli oyunlarda. Her yaptığım sınıf ve okul gösterilerinde. Her çocuk hak ediyordu çünkü özel olmayı ve sevilmeyi.

Güzel günlerim oldu hep öğrencilerimle. Güzel günler yaşadık hep birlikte. Okuma bayramlarında, okul ve sınıf gecelerinde. ‘Artık Okuyorum’ heyecanıyla coşan her birinci sınıf zamanlarında. Onun için atamazsın beni kardeşim! Silemezsin beni hayattan. Ben öğrencilerimle varım ve ben öğrencilerimle yaşarım. Onurumla mesleğimi yaptım, her öğrencimle de gururlandım.

Demokrasi içinde başlayan her sınıf başkanlığı seçimlerinde eşitliği ve saygıyı bellettim ben öğrencilerime. Hak yememeyi, başkasına saygı duyulması gerektiğini ve yalanla yaşanılamayacağını.

Kırmızı kart göstermekle hakem doğru yapmış sayılmaz. Saha dışına atılmış olmama seyirci kalan antrenöre rağmen döneceğim elbet geri. Çünkü utanılacak bir şey yapmadım. Çünkü bir günah işlemedim. Bunu herkes biliyor. Tokat yediğimiz bu günlerin bir sonu gelir tabi ki. Hak yerini mutlaka bulur. GERİ DÖNECEK ve yüksek sesle sevgiyi, kardeşliği, adaleti yine seslendireceğim. Çünkü hepimize gerekli olan şey hoş görü ve adalettir.

Öğrencime, “suçludur “deyip ötelemek insani değil sayın İl Milli Eğitim Müdürü. Sekiz yaşındaki bir çocuğa öğretmenini suçlamak eğitici bir üslup değil. Çocukların sevgisidir, annesi, babasıdır öğretmenleri. Ulaşamayacaklarını düşündükleri değerdir. Öyle kolay değil bir öğretmenini suçlu göstermek. Üstelik özenle dersliğe dönüştürdüğüm sınıfımı da ziyaret etmiş sayın il milli eğitim amiri. Attıkları öğretmenin, öğrencileriyle buluşmuşlar hiçbir şey olmamış gibi. Özlemle bekliyorlar öğrencilerim. Geri döneceğim!  Nasıl da kolaymış bir insanı harcamak, bir emekçiyi harcamak. Karanlığa karşı döneceğim sayın, personeline sahip çıkmayan amirlerim. Bir gecede personelini harcayabilen eğitim amirlerim. Öğretmeninin uğradığı haksızlığı görüp te umursamayanlar için de, döneceğim. Bu haksızlığa ses verenler ve destek olanlar için onurla, gururla, aşkla hayata tutunup öğrencilerime kavuşacağım.

Kimsenin haddi değil eline kalem alıp bir insanı çizmek, kara deftere yazmak.

Nasıl kazandımsa emeğimi, yine kazanacağım! Haklıyım çünkü. Geri dönecek, öğrencilerimle yaşamı yine paylaşacağım. Bu utanç benim değil. Bu ayıp bana ait değil. Bu ayrılık benim kabahatim değil. Ülkemin çocuklarının daha iyi bir eğitim alması için fikir ürettiysem ne mutlu bana. Bilimsel, akademik bir eğitim, parasız ve nitelikli eğitimdi benim derdim.

Döneceğim! Ve bu haksızlık sona erecek bir gün!

Tüm haksızlığa uğramış meslektaşlarım gibi DÖNECEĞİZ GERİ!

ÇEKİN ELLERİNİZİ EMEĞİMİZDEN!

UZAK DURUN EMEĞİYLE ve onuruyla ülkesine hizmet edenlerden. İçinize giren canavardan bir an önce kurtulun, hak yemeyin artık. Bu duyarsızlık, vicdansızlık son bulsun!

ADİL OLMAKLA İNSANLIKTAN UZAKLAŞILMAZ.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: