Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
03 Ocak 2017 Salı, 07:43
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

KİMLERLE BİRLİKTE YAŞIYORUZ

KİMLERLE BİRLİKTE YAŞIYORUZ 31 Aralıktan 1 Ocak tarihine geçişteki “yeni yıl” kavramı, tamamen sanal ve psikolojik bir kabulleniştir. Doğa/doğal olaylarda gelişim ve değişimde yeni bir başlangıç olmadığı gibi toplumsal/bireysel hayatta da yeni bir başlangıç söz konusu olmayacaktır.  Küresel ısınma, depremler, doğal afetler hız kesmeyeceği gibi insanlık hayallerine ulaşmak için savaşacak, köle tarzı çalışacak, boyun eğmek […]

KİMLERLE BİRLİKTE YAŞIYORUZ

31 Aralıktan 1 Ocak tarihine geçişteki “yeni yıl” kavramı, tamamen sanal ve psikolojik bir kabulleniştir. Doğa/doğal olaylarda gelişim ve değişimde yeni bir başlangıç olmadığı gibi toplumsal/bireysel hayatta da yeni bir başlangıç söz konusu olmayacaktır.  Küresel ısınma, depremler, doğal afetler hız kesmeyeceği gibi insanlık hayallerine ulaşmak için savaşacak, köle tarzı çalışacak, boyun eğmek için baş kaldıracak absürt bir yaşamı sürdürecektir. Doğal afetlerin tehdidi altında yaşamayı umursamayan insanlık, kendi patenti “kaotik hayata” duyarsız kalacaktır. Süregelen iklim değişikliği, depremler, sel ve kuraklığın bilimsel verileri sadece birkaç bilimcinin hayatını meşgul edecektir.  Bu bilimcilerin tüm gayretleri ile hazırlanan platformlara birkaç siyasetçi iyi niyet mesajı gönderecektir. Bitmek bilmeyen savaşlarda ülkeler ganimet olmamak veya ganimetten pay almak için taraf olmaya çalışacaktır. Bu yaşam felsefesinin bir kader olup olmadığı tartışılabilir ama dünya tarihi bundan farklı bir şey yazmamıştır. Bu süreci ne peygamberler ne kutsal kitaplar nede beşerî güçler durduramamıştır.

Gittikçe sallanıyoruz; 1990 yılında dünyada toplan 344 depremin yaşandığı kayıt altına alınmıştır. 2000 yılında bu sayı 745’e çıkmış 2016 yılında dünyada 20.490 defa sallanarak deprem yaşamıştır. Coğrafya biliminde depremler; yer şekillerinin oluşumu için yapıcı bir faktör olarak tanımlanır. Yani yaşanan her deprem yeryüzü şekillerini değiştirerek, oluşum sürecini tamamlamaya çalışır. Öyle anlaşılıyor ki yeryuvarı yapılanma sürecini hızlandırmıştır. Toplum/birey hayatında gerilim, salınım ve faylanmalara bağlı oluşan sosyal depremler nereye varmaktadır?  Enformasyonun geliştiği bu çağda an be an yaşanan sosyal depremlerden haberdar olmaktayız. Sosyal depremlerin sayıları arttıkça çeşitlilikleri de artmaktadır.  Depremlerde ki sayılar ve çeşitlilik “psikolojik duyarsızlık” halini geliştirmiştir. Acılar, mağdurlar, sadistler, zalimler ile iç içe yaşayabiliyoruz. Doğal depremlerin yer şekillerini yapılandırdıkları gibi sosyal depremlerde insanlığı yapılandırır mı? Sorusuna cevap verilebilir mi? Sosyal depremlerde oluşan en büyük fay, geçmişinden kopmuş gençliği geleceğe taşınmasıdır. Bu fayın yarattığı tahribat, nesillerin aktardığı birikimi sonlandırmaktadır.

Dünya nüfusunun % 60’ı akarsu boylarında yaşıyor. Dünya genelinde 925 büyük akarsuda 1948-2004 yılları arasında önemli ölçüde debi azalması görüldüğü tespit ediliyor. Küçük akarsular kururken büyük akarsularda debi azalıyor. Kuraklık ile birlikte kullanılan su miktarının artması en önemli iki etken olarak biliniyor. Suyun insan literatüründeki gerçekleri, yeryüzüne hayat vermesi ve temizliktir. Dünya hızla kuruyor ve kirleniyor. Yeryüzünde kullanılabilir su alanlarının daralması ve suyun kirlenmesi tüm canlı hayatı tehdit etmektedir. Yerküredeki değişim suları; tsunami, sele dönüştürerek insanlara felaketler yaşatıyor. 1980-2011 yılları arasında yaşanan sel kasırga gibi doğal afetler sonucu 2,3 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Afrika’da 2008-2012 yılları arasında meydana gelen kuraklık 13,3 milyon insanı açlık tehlikesiyle yüz yüze getirmesi kayıtlara geçmiştir. (2) Bu rakamalar günlük hayatımızın akışında ne kadar anlam ifade diyor. Doğal çevre ile birlikte insanlığın da kuruyup kirlendiği gerçeği ile yaşıyoruz. Dünyanın bir tarafında insanlar evsiz/barınaksız yaşarken gelişmiş ülkelerde insansız evler/gökdelenler çok şey ifade ediyor. Yoksun bırakılmışlar kuyulardan su çıkartmaya çalışırken, yoksun bırakanlar gökdelenlerde duş keyfi yaşıyorlar. Kuyudan su içenler ile gökdelenlerde duş alanlar arsında ki duygusal çatışmaların boyutunu ölçmek gerekir. Herkes kendi teröristini/terörünü kendisi oluşturuyor. Sonrada onunla mücadele başlıyor. Kuruyan insanlıkta kirlenen hayat birlikte paylaşılıyor.

Doğada popülasyonlar arasında bir denge vardır. İnsanların nüfusu ve etkinlikleri bu dengenin sınırlarında kalması gerekir. Aksi durumda doğal süreç anormal durumlar geliştirecektir. İnsanlığın bozduğu doğal dengeden daha çok sosyal çatışmalar öne çıkmıştır. Şimdiye kadar 110 milyar insanın doğduğu tahmin edilmektedir. Dünya nüfusu;1802 yılında 1 milyar 1987’de 5 milyar, 2016 yılında yaklaşık 7.4 milyara ulaştığı tahmin edilmektedir. Bütün dünya coğrafyasına yayılan insan yaşamı birçok etkene bağlı olarak farklılaşmıştır. Her tür coğrafi koşullara uyumlu topluluklar doğal çevreleri ile bütünleşmiştir. Kültürel çeşitlilik insanlık tarihine zenginlikler katmıştır.  Kalite ve konfor ölçeklerine bakmaksızın her toplum kendi medeniyetinde mesut kalmak istemiştir. Emperyalist zihniyet toplumlara bu mesut/mütevazı hayatı çok görmüştür. Akabinde gelişen göçler ve mülteci hayat farklılıkları iç içe geçirmiştir. Zorunlu gerçekleşen iç-içelik birlikteliği terörize edebilmiştir. Hiçbir felsefe, ideoloji ve sistem bu sürecin gelişimini engelleyememiştir.  Birey ve toplumlarda karşılıklı oluşan kin, nefret ve öfke duyguları aklın öncelliğini ortadan kaldırmıştır. Anlaşılabilir basit bir dille “Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”(3) diyemeyen hasta insanlar ile birlikte yaşıyoruz.

Doğal tehditler acı ile birlikte insanlığa bir mühlet verebilir. İnsanlığın ulaştığı silah teknolojisi intikam duyguları ile birleşince, aklın sınırlarını aşan bir acı ile yaşamı beter kılabilir. Karanlığa gömülen hayatın bir sahnesi yaşanmaktadır. Yeni gün, nerede kaç kişiye doğacak kim bilir…

  • C. Başbakanlik Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanliği Deprem Dairesi Başkanliği
  • Amerika Bülteni
  • Kafirun suresi/Kur-an’I Kerim

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: