Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
06 Aralık 2016 Salı, 07:05

Kesnizani Tarikatı 15 Temmuzun benzeri 2003 yılında Irak-ta KESNİZANİ (Kimse bilmiyor)TARİKATI tarafından Irak-a altın tepsi içinde sunulmuştu, o da bir kurşun bile sıkmadan ve de sıkılmadan. Saddam-ın haremine kadar girilmiş, tüm devlet teşkilatı orduda dahil ele geçirilmiş, sürekli CIA ve Mossad-la bağlantı içerisinde işler sürdürülmüştü. Her yere sızılmıştı. Sadece devlette her türlü değişiklik yapılmıyor, dinde […]

Kesnizani Tarikatı

15 Temmuzun benzeri 2003 yılında Irak-ta KESNİZANİ (Kimse bilmiyor)TARİKATI tarafından Irak-a altın tepsi içinde sunulmuştu, o da bir kurşun bile sıkmadan ve de sıkılmadan. Saddam-ın haremine kadar girilmiş, tüm devlet teşkilatı orduda dahil ele geçirilmiş, sürekli CIA ve Mossad-la bağlantı içerisinde işler sürdürülmüştü.

Her yere sızılmıştı.

Sadece devlette her türlü değişiklik yapılmıyor, dinde de paralel bir din oluşturuluyordu.

Şeyh Muhammed Abdülkerim Kesnizani, zikirden ziyade, siyasete meraklıydı. Müritlerine de Kur’an eğitimi yerine Yahudi kabalasını öğretiyordu.

Onlar Saddam-ın inine girmiş ancak Saddam son anda onların inini fark etmişti.

Fakat çok geç kalmıştı.

Bizde olduğu gibi orada da Hava Kuvvetlerinde en güçlü idiler.

Girmedikleri yer yoktu tıpkı bizdeki gibi…

Bizdeki onun tıpa tıp aynısıydı.

Her yönüyle ve her konuda, her türlü yapılanmada bizdeki paralel yapıyla tam bir benzerlik arz ediyordu.

Saddam’ın karısı Sacide Hayrullah, Saddam’ın kardeşleri Vatban ve Barzan ile oğul Uday da KESNİZANİ –nin müridleri arasındaydı.

-Irak işgal edilirse Irak kaybeder ancak Türkiye işgal edilirse islam dünyası kaybeder.

“Ve Sonuç:
Şeyh Efendi “direnmeyin!” demişti ama işgalin sonunda,  ABD ve İsrail’le işbirliği yapmadığı için 550 bilim adamı öldürüldü. Bunların bir kısmı fizikçi, bir kısmı tarihçi, hukukçu, edebiyatçı, ilahiyatçı vs. idi. Kimileri kurşunlanarak, kimileri de işkence edilerek öldürüldü.
BM’in Verdiği rakamlarına göre Irak yüksek eğitim kurumlarının yüzde 84’ü yakıldı, soyuldu, yıkıldı.

Ve böylece koca bir ülkenin hafızası silinmek istendi.

Iraklı yazar LaylaAnvar da, vahşeti şöyle özetliyordu:

“İlk zamanlar, suikastleri, “Irak halkından intikam almak” için Baasçıların ve El Kaide’nin yaptığı söyleniyordu. Irak yönetiminin resmi tezi buydu. 150 bin paralı asker ve istihbaratçının kol gezdiği ülkede oklar ABD istihbaratının işaret ediyordu. Anvar’ın araştırmasına göre Irak’ta 3 bin civarında aydın, bilim adamı, araştırmacı, doktor öldürüldü. Binlercesi ülkeden kaçtı, çok sayıda insan kayıp… 2003 yılında, yani işgal yılında Irak’ta 45 bin bilim adamı var. Bugün bu 45 bin kişiden kimse kalmadı. Bazıları öldürüldü, bazıları ülkeden kaçtı ya da kaçırıldı.”

-Bu Kesni Zani tarikatı sadece Saddam-ı değil, Irak-ı da bitirmişti.

-Aynısı her yerde de türemekte, Darbeci Sisi- yi alkışlayan Mısır müftüsü gibi…

“Pek yakında aç hayvanların yiyeceğe üşüştüğü gibi birtakım toplumlar da sizin üstünüze üşüşecek’. Biri dedi ki, ‘O gün sayıca az olduğumuz için mi bize üşüşecekler?’. Peygamber efendimiz dedi ki, ‘Hayır, o gün aksine siz çok olacaksınız, fakat selin getirdiği çerçöp gibi. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size olan korkuları söküp atacak ve sizin kalbinize vehen yerleştirecek. Bunun üzerine bir sahabe dedi ki, “Vehen nedir?”. Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi: ‘Vehen dünyayı aşırı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır.”[1]

-Peygamber Efendimizin fitneye alet edilememesinin en büyük sebebi, kendisinden sonraki siyaseti belirlememesi veya karışmamasıdır.

Yönetimi Müslümanların tercihine bırakıyor.

Fitnenin alanı, siyaset alanıdır.

Hz. Ebubekir de bu yolu takip ederken, Hz. Ömer-e teklif edildiğinde; Bir evden bir kişi yeter diyerek, kendisinden sonraki halifeyi tayin etmiyor.

-Düşmanın zoru gizli olanıdır. Artık gerçek düşmanlar, ipi tutan puştlar deşifre olmuştur.

Puştun elindeki ip de, tasmaya bağlı olanda açığa çıkmıştır.

-Pakistan da  Tahir Kadri o da Fetönün kopyası.

Minhacul Kuran adlı dernekle faaliyetlerini sürdürür ve eğitim amaçlı faaliyetlerde bulunur.

“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi fırka-i nâciyedir. ’Onlar kimdir?’ dediler. Buyurdu ki: Bana ve Ashabıma tâbi olanlardır.” [2]

[1] Ebu Davud, IV, 111, Hadis nu: 4297.

[2] Ebû Dâvud, Sünnet: 1; İbni Mâce, Fiten: 17; Tirmizî, Îmân: 18; Müsned, 2:232, 3:120, 148; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1: 679.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: