16 Aralık 2016 Cuma, 08:49

 Kentleşme ve Getirdikleri

  İnsanlar, ilk çağlardan beri birtakım zorunlu toplumsal durumlar ve ihtiyaçlardan dolayı bir arada yaşamayı tercih etmişlerdir. Köy, kasaba, ilçe ve kentler; bu sosyal zorunluluk sonucu ortaya çıkan yerleşim birimleridir. Son yıllarda hızla gelişen sanayileşme, artarak devam eden köyden kente göç, hızlı nüfus artışı ve işsizlik gibi nedenler; “kentleşme„ gibi bir olgu ve sonuç yaratarak günlük hayatımızın ana gündem maddesi olmuştur. Bilindiği gibi sosyolojide kentin tanımı şudur: Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ya da yönetimle ilgili işlerle uğraşan, tarımsal etkinliklerin almadığı yerleşim alanı… Kentten bahsetmişken, “şehircilik„ ve “şehirleşmek„ kavramlarına da kısaca değinmekte yarar var. Şehircilik: Kentlerin kurulmasında, düzenlenmesinde, güzelleştirilmesinde kullanılacak yöntemleri, şehirle ilgili toplumsal, ekonomik vb. sorunları konu edinen bilim dalı. Şehirleşmek ise; sanayinin gelişmesi sonucu, nüfusun şehirlerde toplanması demek.

  Sanayi ve teknolojinin, nüfus artışının baş döndürücü bir hızla geliştiği günümüzde, toplum olarak bizim bu olgunun dışında kalmamız elbet mümkün değildir. Ancak biz; gene de kentleşmenin henüz hız kazanmadığı, durgun ve normal seyrinde yürüdüğü Osmanlı dönemine şöyle sade bir vatandaş gözüyle ve özet olarak baktığımızda şunları görüyoruz:

Şehirler, yamaçlar ve tepelere kurulurdu. Çünkü:

  • Temel sağlamdır. İnşaat için fazla kazı ve hafriyata gerek yoktur.
  • Altyapı fazla masraf gerektirmez. Mevcut eğim sayesinde kanalizasyon sorunu yaşanmaz.
  • Tarım arazilerine zarar verilmez.
  • Hayvancılık için bir olumsuz durum söz konusu olmaz.
  • Savunmada kolaylık sağlar. Saldırıları zorlaştırır.
  • Çevreyi seyretmek, manzaralardan yararlanmak bakımından daha elverişlidir.

Bir mimar, mühendis, şehir planlamacısı olarak değil, sade bir vatandaş olarak eskiden şehirlerin böyle olduğu söylenebilir.

Şimdi geliniz bir de günümüzdeki “çarpık kentleşme„ye ve onun doğurduğu olumsuzluklara şöyle bir göz atalım. İlk etapta gözümüze çarpan, bizi üzen bazı olumsuzluklar şunlar:

  • Tarım arazileri bozulup arsa olarak kullanılmakta. (O güzelim bağlar, bahçeler, marul tarlalarından hiç eser yok!.. Acaba günümüzün gençleri “fehlen„ nedir biliyorlar mı? Biliyorlarsa kaç kişi biliyor?.. Yirmi beş otuz yıl önce Adana’dan Mersin’e giderken yol boyunca sağlı sollu izlediğimiz o narenciye bahçelerinin yerinde yeller esmiyor mu?..)
  • Erozyon tetiklenmekte
  • Kuraklığa davetiye çıkarılmakta
  • Otlak ve meralar yok olmakta. Hayvancılık ortadan kalkmakta. Canlı hayvan ve et ithalatı artmakta.
  • İşsizlik çoğalmakta
  • Sebze, meyve, et vb. maddelerin fiyatı yükselmekte.
  • Depremden zarar görme riski artmakta.
  • Şehirlerin o güzelim slüetleri ortadan kalkmakta. (Dünyanın incisi olan İstanbul’a bir bakalım: Nerede o Yedi Tepeli Şehir?.. Anadolu yakasından Avrupa yakasına veya Avrupa yakasından Anadolu’ya bakıldığında, nerede Sultanahmet, Ayasofya, Süleymaniye, Galata Kulesi? Nerede göğe yükselen o muhteşem minareler?.. Nereden çıktığı belli olmayan “gökdelen„ i unutup “tower„ ve “plaza„ dediğimiz zevksiz, ruhsuz, beton yığınları…)
  • Yeni inşaat ve binaların (evlerin) maliyetleri artmakta.
  • Alt yapı hizmetlerinde yetersizlik ve maliyet yükselmekte.
  • Doğanın doğallığı ortadan kalkmakta.
  • Yeşil alanlar, mesireler, kır ve ovalar gittikçe yok olmakta.
  • Doğanın dengesi bozulmakta. Mevsimler, özelliklerini yitirmekte.
  • Hava, su, toprak (çevre) kirliliği artmakta.
  • Hayvanlar alemini olumsuz etkilemekte.
  • İnsan sağlığına (hatta tüm canlıların sağlığına ) zarar vermekte.
  • Toplumsal sorunlar artmakta: Trafik sorunu, kavgalar, cinayetler, hırsızlıklar, uyuşturucu belası, sokak çocukları, evsiz barksız binlerce insan, pencerelerden dışarıyı seyretmeye mahkûm bırakılan çocuklar… Daha neler neler…

Kentleşme dediğimiz kaçınılmaz gelişme, bir yandan pek çok iyilik, kolaylık ve güzelliği getirirken, malesef yukarıdaki olumsuzlukları da içermekte. Sonuçta bir “Köye Dönüş„ seferberliği başlamakta. Geliniz şu kavramlara (isimlere) şöyle bir göz atalım: “Köy yumurtası, köy peyniri, köy ekmeği, köy yoğurdu, köy eti, köy biberi, köy tavuğu, köy domatesi, köy kahvaltısı ve daha arayıp bulamadığımız niceleri„.

Peki, bunca olumsuzluğu beraberinde getiren bu “kentleşme„ nin önüne geçmenin bir yolu yok mudur acaba? Olmaz mı? Elbette vardır. İşin bilimsel yönünü ilgililere, etkililere, yetkililere bırakarak sade vatandaş gözüyle şunları söylemek mümkün: Köyden kente göçü durdurmak. Köy ile kent arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak. Şehirdeki ortam ve imkânları köye, köylüye sağlamak. Köyün doğal yapısını bozmadan şehir haline getirmek. Geliniz kavgaların, cinayetlerin, hırsızlığın, fuhuşun, uyuşturucunun, canlı bomba eylemlerinin, trafik keşmekeşinin, sağlıksız beslenmenin ortadan kalkması için Ferdi Tayfur’un deyimiyle:

“Hadi gel köyümüze geri dönelim

  Fadime’nin düğününde halay çekelim„ Ne dersiniz?

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: