18 Şubat 2015 Çarşamba, 09:45
Murat Kavak
Murat Kavak [email protected] Tüm Yazılar

Kendi ile barışık olmak

Kendi ile barışık olmak   İnsan bir şeylere inanmaya, inançlı olmaya ihtiyacı olan bir varlıktır. İnanma ihtiyacı, insanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin birisidir. İnanç deyince insanın aklına doğal olarak önce din geliyor. Ancak ben bu kavramı daha geniş anlamda kullanmak istiyorum. İnanç dinin ötesinde bir şey. Hayatımızdaki hemen hemen tüm kararları dolaysız olarak etkileyen bir […]

Kendi ile barışık olmak

 

İnsan bir şeylere inanmaya, inançlı olmaya ihtiyacı olan bir varlıktır. İnanma ihtiyacı, insanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin birisidir. İnanç deyince insanın aklına doğal olarak önce din geliyor. Ancak ben bu kavramı daha geniş anlamda kullanmak istiyorum. İnanç dinin ötesinde bir şey. Hayatımızdaki hemen hemen tüm kararları dolaysız olarak etkileyen bir kavram. Peki inançlarımız yaşamımızı ne kadar şekillendiriyor?

Ailenin kutsallığına ve toplumun temel taşı olduğuna inanırız ancak kaçımız bu inancı hayatına yansıta biliyor? Ailelerimize yeterli vakit ayırabiliyor muyuz? Aile içi diyalog, eğitim kaçımızın üzerinde çok ciddi düşünerek karar aldığı bir mesele?

Son yıllarda dine doğru eğilim artıyor. Herkesin dilinde bir ayet herkesin hemen söyleyivereceği hadisler var. Sosyal paylaşım siteleri dini öğütten geçilmiyor. Toplumda dini inançlar ülke siyasetinin de önemli bir parçası olmuş durumunda. Peki bu eğilim toplumsal hayata ne kadar yansımış. Dikkatli bakılırsa bir takım şekilci davranışlar dışında toplumda maddiyata, paraya, binaya sevgi artmış. İnfak etmek, yetim doyurmak, yardımlaşma, merhamet sadece Ramazan ayına sıkışıp kalmış durumda. Toplumda ahlaksızlık, kul hakkı, adam kayırma, yolsuzluk tam tersine artıyor. Sanki dindarlarlaşma görünüşte artarken davranışta tam tersine giden bir istikamet görüyoruz.

Vatan millet sevgisi bizim toplumda insanı şekillendiren, bu toplumun bir parçası olduğunu hissettiren bir inançtır. Oysa Avrupa Birliği vizeyi serbest bıraksa yurt dışında çalışmaya hazır milyonlarımız var. Bunun bir tarafa bırakırsanız siyasete bedelli askerlikle ilgili yoğun bir baskı olduğunu da görüyoruz. Askerlik görevinden feragat etmek için bankada kredi kuyruğuna girenler bu toplumun insanları değil mi? Toplum olarak taleplerimizle inançlarımızın nasıl çakıştığının bir örneği aslında milliyetçiliğe bakışımız olduğu çok açık.

Bu toplumda kime sorsanız kadın kıymetlidir. Anadır, bacıdır çocukların anasıdır. Bu şekilde inanan inancını ifade eden etrafımızda bir çok insan görürüz. Ancak iş uygulamada hiçte öyle değildir. Kadına saygı anaya saygıya indirgenmiş gibidir. Sadece kadın ana olduğu zaman o da çocukları tarafından saygı ve hürmete layık görülür. Bir kadın hem ana hem eş statüsündeyse kendi anasına saygı duyan erkek eşine aynı hürmeti göstermeyebilir. Bu yaman çelişkinin izahı yoktur ama uygulayıcısı çoktur.

Bunun gibi alt başlıklarla çok sayıda örnek bulabiliriz. Ortaya çıkan gerçek şu ki kendi inançlarımızı davranışlarımıza yansıtmak ve bunu toplumsal bir talep olarak ortaya koymakta ciddi sıkıntılarımız mevcut. Bu çelişki toplum olarak kendimizle barışık olmama gibi ciddi bir sorunu da beraberinde getiriyor.

Sonuç: İnsanın inançları, onun yaşama bakışını ve davranışlarını etkilemiyor, değiştirmiyorsa inanç değil insanın kendi kendine söylediği bir yalandır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: