Son Dakika
12 Aralık 2017 Salı
17 Ocak 2017 Salı, 08:23

Kelebek Etkisi-2

 

Sureta ve oyunsu yaşıyormuşuz gibi geliyor bana. Gerçekte böyle mi,yoksa tedirgin ruhumun bir yanılsaması mı, bilmiyorum. “Bir oyunun içinde yaratılmış gibiyiz. Ama oyun olsun diye yaratılmış değiliz.” diyor Nazan Bekiroğlu bir yazısında.. Oyun deyince hangi olaydan mütevellit söylemiştim hatırlamıyorum ama sosyal medya yüzümün duvarında paylaştığım bir sözümü anımsadım:”Postmodern ıztırarî hastalık: Hamakat ve basiret körlüğü.. Ve tutuşturulmuş reçete: Yarış atına dönüştürülenlere at gözlüğü..ya da uzaktan amorf bir yaklaşımla abandone seyrediş.. İğdiş edilmiş düşünme yetisiyle, oyunlarla büyüy(emey)en nesillerin çarçabuk oyuna gelmesi doğal değil mi? Pek yazık ki bu hengâmede ölen ve aslında derde deva erdem: Observatif güven.”

Her insan, evrende ve hayatta bir boşluğu doldurur ya da doldurmalıdır. Sadece cismen değil, manen de. Yani herkesin anlamlı bir var oluşu, bulunuşu vardır. Ne demiş Galip Dede (Şeyh Galip): “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin  sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” (Kendine güzelce bak ki, âlemin özü sensin. Sen varlığın gözünün bebeği olan âdemsin.)(1) Her bir nev’i alemin özü ve varlığın gözbebeği olan insanın kendini hiç kıymetinde göreninin bile bu dünyayı değiştirme potansiyeli ve cevheri vardır. Yeter ki o kişi o cevheri mücevhere dönüştürecek arayışından vazgeçmesin. Üstelik bu bence çok zor da değil. “Hocam, ne maval okuyorsun,bu mümkün mü, kes tıraşı” diyenleri duyar gibiyim. Zaten böyle diyenler “kendini tanıma” farkındalıksızlığı içinde zamanın rüzigârında bir o tarafa bir bu tarafa menzilsiz savrulanlar değil mi?

“Sevilende uyanan mukabele arzusuyla.. Fark edenin fark edilene yüklediği suç ortaklığında başladı bu dünyadaki hayatı Adem’in ve oğullarının.” diyor “Lâ: Sonsuzluk Hecesi” (2) yazarı. Evet hayat fark etmekle başlar ve fark ettiğin sürece devam eder, yani Descartes’in o meşhur savını değiştirip “Fark ediyorum, o halde varım” da diyebiliriz. Tabii şu ana kadar döktüğüm laflar muvacehesinde ve geldiği minvalde şunu söylemem kaçınılmaz: Var olmak, var olandan haberdar olmak; fark etmekle başlar ama yetmez, varlığını kalıcı kılmak için fark yaratman lazım.

İnsanlık tarihinde yaptıklarıyla fark yaratıp beka kitabının varaklarına adlarını kazıyan nice adı malum ya da meçhul yolcular oldu.. Bunların çoğu, devirlerinde çevrelerince imkansız ve gereksiz görülen yollara koyuldular, azmettiler, cehd ettiler, belki çoğu kez yollarına taşlar konuldu, dikenler atıldı.. Amma onlar  “impossible is possible: İmkansız mümkündür.” anlayışıyla hareket ettiler ve başardılar. Şimdi gelelim bu çağın mevcudu, şahidi ve meşhudu olan bizlere.. Kendini yalınkat, sıradan, kudretsiz olarak gören çoklardan biri, geleceğin tarihinin akışına müspet istikamette bir yön verebilir mi? Kendini onlardan biri olarak gören bana göre evet, bu mümkün. Üstelik bu çok zahmetli, meşakkatli de değil. Çünkü yine ecnebilerin dediği gibi “change one thing, change everything”, yani bir şeyi değiştirince her şeyi değiştirmiş olursun.” Bazen yerinde ve anlamlı bir söz, bir susuş, bir bakış, bir duruş, bir tavır ve hatta bir tebessüm bile kaderin gidişatını değiştirebilir.

Bu fikri işleyen bir film var hatırımda: Kelebek Etkisi. İzleyenler hatırlayacaktır, izlemeyenlere de tavsiye ederim. Filmdeki ana fikir şuydu: Yaptığınız küçük bir iyilik, birçok başka hayatı etkiler ve son olarak size tekrar iyilik olarak döner. Bunu bazen fark edersiniz, bazen edemezsiniz ama yaptığınız küçük bir hareket geleceğin oluşumunu etkilemiştir. Bu durum karma felsefede şöyle açıklanıyor: Dünyanın bir ucundaki kelebeğin kanat çırpması, dünyanın diğer ucunda fırtınaya yol açabilir. Dünyadaki en ufak bir değişim, zincirleme olaylar şeklinde tahmin edilemeyecek boyutlarda değişimlere neden olabilir. Bu kısa ömürde yapacağınız bir olumlu şey,bir iyilik,  ilahi mesajda belirtildiği üzere “yedi başak veren, her başağında yüz tanesi bulunan bir tek tohum” (3) hükmünde ve etkisinde olabilir. Ya da eskilerin deyişiyle şöyle diyelim: Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir atlı kurtarır, bir atlı bir muharebe kurtarır, bir muharebe bir ülke kurtarır.

Geçenlerde izlediğim bir film vardı, adı Bulut Atlası.. İnsanın evren ve zaman içinde varoluşunun anlamsallığını sorgulayan ve kendince doğru cevaplar bulan biraz bilimkurgu, bol mistisizm, bir parça kuantum fiziği, bir tutam ütopya filmi. Filmin konsepti resmi olarak şöyle açıklanmış: “Bireylerin davranışlarının geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki diğer bireylerin yaşamları üzerindeki etkileri üzerine bir araştırma ve bir iyiliğin asırlar boyunca dalgalanarak bir devrime ilham olması.” Filmde “geçmişten geleceğe herkes birbirinin yaşamını bir şekilde etkiler” düşüncesi işleniyor ve bu fikre uygun olarak insan, kader, varoluşla ilgili bir hayli aforizma mevcut.. Onlardan biri aklımda yer etti. Diyor ki bu filmin Neo’su Sonmi: “ Kader dediğimiz şey, aslında söylediklerimizin ve yaptıklarımızın dalga dalga zamana yayılmasıdır.” Tabii ki kesinkes ve motamot doğru veya nahak bulmuyorum bu anlayışı ve fakat doğruluk payı da var illaki. Artık varlığın dijitalleştiği, etik değerlerin deformasyona uğradığı bu divane çağda gerçeği bilmek istemeyen, bilemeyen, sorgulayamayan, düzenin normal olduğuna inanan modern proletaryalardan olmak istemiyorsak bizce küçük ama kaderde büyük etkiler yaratan doğru bir şey (tavır,duruş,söz,bakış,tebessüm) yaparak geleceğe iyi miras bırakabiliriz. Umarım bu yazıda sadır olan sözlerim, bazıları için sadre şifa olur..

Dipnotlar:

  1. Zübde-i âlem: Zübde kelimesi çekirdek, öz anlamına gelmektedir. Âlem de dünya, kainat, evren anlamlarında kullanılmaktadır. Bu tamlama ise, kainatın özü anlamında kullanılmaktadır. Tasavvufi anlamı olan bu terime göre, insan kainatın özüdür. Bir diğer ifade ile insan kainatla denk kabul edilmektedir. Zaten kainatın varlık sebebi de insandır.
  2. Lâ: Sonsuzluk Hecesi – Nazan Bekiroğlu, kitabı için şunları söylüyor: Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil’i ekledim. Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim.
  3. Bakara,261

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: