06 Nisan 2015 Pazartesi, 09:35
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Kazanmanın yolu terör değil

Kazanmanın yolu terör değil   Sporla siyasetin çok benzerliği var. İkisinde de kurallar var. Her ikisinde de bu kurala göre halkın karşısına çıkma ve iyi çalım atma var. Yine her ikisinde de sonucunda kazanma ve kaybetme var. İlginç benzerlik de var; her ikisinde de kazanan, kendi çabasıyla kazandığını, kaybeden de “hile” olduğunu söylemesi var. Başından […]

Kazanmanın yolu terör değil

 

Sporla siyasetin çok benzerliği var. İkisinde de kurallar var. Her ikisinde de bu kurala göre halkın karşısına çıkma ve iyi çalım atma var.

Yine her ikisinde de sonucunda kazanma ve kaybetme var.

İlginç benzerlik de var; her ikisinde de kazanan, kendi çabasıyla kazandığını, kaybeden de “hile” olduğunu söylemesi var.

Başından beri bütün bunları bildiğimiz halde, her seferinde de kazanan ve kaybeden açısından değişmeyen sonuç budur.

Belki de öğrenmemiz gerektiği halde bir türlü öğrenemediğimiz gerçek; siyasette kazanmanın yolunun sandıktan geçtiği, sporda da ise karşılaşmanın neticesinden, yani stattan.

İyi oynayan kazanır deriz biz buna.

Siyasette, halka kendisini en iyi anlatan, plan ve projeleriyle fark oluşturan, kitleleri peşinden sürükleyecek birleştirici mesajları yerine ulaştıran, adaylarıyla ve söylemleriyle göz dolduran partiler iktidar olur.

Sporda ise iyi oynayan kazanır.

Ama bunun için emek vermesi de gerekir.

Güçlü bir takım çıkaran, iyi kadroyla göz dolduran ve taraftarlarının sevgisini kazanan, sahadan galip ayrılır.

Bunun dışındaki her şey, olağan değil.

Olağandışı yol arayan, kendinin asla kabul görmeyeceğini, asla başaramayacağını bilendir.

Kazanmak için olması gereken yollar dışında kirli bir yol arayışında olanların, “Ben asla normal yollardan başarılı olamam, illegal yollarla, terörle, darbeyle, kanla, kaosla ve çıkacak sonuçla da zorla başarılı olurum” demesinin, farklı farklı şekilde söylenmiş halidir.

Siyasetçi, eğer demokrasiye inanıyorsa, eğer demokrat olduğunu da söylüyorsa ve belki halk için siyaset yaptığından da bahsediyorsa, hak ve hukuk gibi kavramları dilinden düşürmüyorsa, insanlara güzel yarınlar vadediyorsa, bunun kuralını biliyor demektir.

Siyasette kural, TBMM’de belirlenir ve bu kuralı belirleyen, siyasetçinin kendisidir.

Halk adına karar veren vekiller, kuralı beğenmiyorsa değiştirme şansına her zaman sahiptir.

Ancak, kendi belirledikleri kurala rağmen, “ben bu şartlarda asla iktidar olamam, o zaman ülkeyi karıştırayım” diyorsa, siyasetçi değil, terör örgütünde üst düzey yönetici olur, iktidar değil.

Bunun için ortaya karanlık bir senaryo konulur.

Oyuncular, rollerini oynar.

Ancak, sonucundan nemalanmayı düşünen destekçileri çok farklıdır ve tek bir meslek değildir.

Her seçim öncesi ülkeyi kargaşaya götürme amacı taşıyan sansasyonel olaylar, sonu acı ve gözyaşıyla bitenler, aslında oyunun birer sahnesidir.

Asıl oyuncularda terör örgütleri, ihale alan “kurumlar” olarak asli görevini yapar.

Siyasetçiler bir öyle, bir böyle mesajlarıyla kafa karıştırmaya çalışırlar.

Perde arkasında destekleyen ve “para babası” olan cüzdanı şişkin çevreler, ne kadar kazanacaklarının hesabını yaparlar.

Bunun için birkaç olaya bakmak yeterlidir.

Mesela Gezi olaylarının halka bir faydası olduğu için mi yapıldığını,

17-25 Aralık operasyonlarının da halkın faydasına olduğu için mi başvurulduğunu,

Savcının ölümünden bu halkın ne gibi kazancının olabileceğini,

Fenerbahçe otobüsüne yapılan silahlı saldırının Fenerbahçelilere, spor camiasına ve halka ne gibi katkısının olabileceğini..

Bu tür olayların hiçbirisinde halkın faydasının olmaması, amaçlananın halkın üzerinde farklı yollardan tahakküm kurmak olduğu sonucunu çıkarmak zor değil.

Ancak oyunu sahneye koyanlar, kötü senaryolarıyla artık İllallah dedirttiler ve hiç kimse bu oyunları yutmuyor.

Sporda da bu böyle…

Diğer tüm sporlar gibi futbol da, kuralları olan bir oyundur.

Taraflar, ön hazırlıklarının sonucunda sahaya çıkar ve iyi oynayan kazanır.

Ama buna rağmen bir türlü hazmedemeyenlerin terörü, stadyumları, sokakları, caddeleri savaş alanına çevirir.

Fenerbahçe Spor Kulübünün aracına yapılan silahlı saldırı, ilk bakışta bir futbol terörüdür.

Bir hazımsızlığın silahlı eyleme dönüşmüş halidir.

Stadyumda başarı gösteremeyenlerin başvurduğu en ilkel, en alçakça ve en adice bir yoldur.

Ancak sadece futbol terörü diye geçiştirmek, olayı doğru okumayı engeller.

Fanatizmin taraftarlık sayıldığı ülkemizde, yaş ortalaması itibariyle de “genç”  ve “ergen” kesimin ilgi alanına girmesi, “en kullanabilir alan” olabileceğini akla getiriyor.

Hiç kimseye faydası olmayan, olayı bir başka takımın yapmasını gerektirmeyen saldırı, siyaseti dizayn etme niyetinin, farklı yollardan bir denemesidir diyebiliriz.

Buna ortam da müsait, ezeli rekabetler de, fanatik taraftarlar da, şiddeti çıkar yol bilenler de…

Oyun kurmak güzel de, bu kadar alçakça oyunları kurmaktan bıkmadınız mı?

Çıkın sahneye, oyunun kuralına göre oynayın; hem siyasette, hem sporda, hem de hayatın her alanında…

 

Tweetimden seçmeler

Oy vermek; sen beni temsil edebilirsin. Seni o kapasitede görüyorum. Benim kadar doğru, benim kadar dürüst, benim kadar ahlaklısın demektir.

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: