Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
19 Nisan 2017 Çarşamba, 08:43
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

KARAMANOĞLU MEHMET BEY! NERDESİN?

KARAMANOĞLU MEHMET BEY!  NERDESİN? * “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı       diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.„                                                                     Atatürk * “Bugünden sonra divanda, dergâhta, barigâhta, mecliste, meydanda Türkçeden  başka bir dil kullanılmaya!..„                                              Karamanoğlu Mehmet Bey * “Türkçem, ağzımda anamın ak sütü gibidir.„                                                Yahya Kemal Beyatlı * “Söz ola kese savaşı   […]

KARAMANOĞLU MEHMET BEY!  NERDESİN?

* “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı

      diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.„

                                                                    Atatürk

* “Bugünden sonra divanda, dergâhta, barigâhta, mecliste, meydanda Türkçeden  başka bir dil kullanılmaya!..„

                                             Karamanoğlu Mehmet Bey

* “Türkçem, ağzımda anamın ak sütü gibidir.„

                                               Yahya Kemal Beyatlı

* “Söz ola kese savaşı

     Söz ola kestire başı„

                            Yunus Emre

* “Unutmuşum ana demesini bile,

     Öykünmüşüm türküsünü ellerin.

     Ağzıma bir kara düşmüş, bağışla beni

     Türkçem, benim ses  bayrağım.„

                                           Fazıl Hüsnü  Dağlarca

* “Bizim dilimiz, bir imparatorluk dilidir. Her dil imparatorluk dili olmaz. Çünkü her millet, imparatorluk kuramaz.„

                                                       Nihat Sami Banarlı

* “Kamusa( sözlüğe) uzanan el, namusa uzanmıştır.„

                                                                      Cemil Meriç

* “Dilini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmiştir.„

                                                                      Peyami Safa 

Yazımıza büyüklerimizin güzel Türkçemizle ilişkin veciz ifadeleriyle başladık. Peki; büyüklerimizin (atalarımızın) dilimizle ilgili sözleri sadece bunlar mıdır? Elbette değildir. Bunlar, sadece ilk bakışta aklımıza gelenler, hatırlayabildiklerimiz… Bilerek büyüklerimizin sözleriyle başladık ki onların geçmişte gösterdikleri hassasiyetleriyle bugünkü hassasiyetlerimizi kıyaslayabilelim… Bir karşılaştırma yaparak dilimize sahip çıkmanın, onu korumanın neresinde olduğumuzu bir  hatırlayalım… Hatırlayalım da güzel Türkçemizin  “yabancı diller boyunduruğundan kurtarılması„ konusunda üzerimize düşenleri yapalım…

 

Evet; dünya gittikçe küçülüyor. Teknik hızla gelişiyor. İletişim araçlarının bir tuşu veya düğmesine dokunarak kâinatı elimizin, avucumuzun içine getirip izliyoruz. Bunlar, teknolojinin güzellikleri ve nimetleri… Buna bir diyeceğimiz yok. Ancak; bu güzellik ve iyiliklerin yanında bir de olumsuz ve istenmeyen gelişmeler var ki o da çok büyük tehlike!.. Dilimize giren, onu işgal eden yabancı sözcükler…

 

Bunların bir kısmı var ki bir zaruretten, bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Ona bir diyeceğimiz yok: Teknik terimler…  Evet; teknolojide bizden ileri olan ülkelerde her gün yeni yeni  buluşlara  imza atılıyor, yeni araç ve gereçler  piyasaya  sürülüyor. Biz de  bunları almak ve kullanmak durumundayız. Bu araç gereçler alınırken mecburen o ülkenin koyduğu isimlerle alınıyor. Örneğin; televizyon, telefon, otomobil, jeneratör, radyatör… gibi. Buna bir diyeceğimiz yok. Şimdilik bu teknolojik buluşları özgün isimleriyle almak ve kullanmak durumundayız. Ta ki bir gün aynısını kendimiz icat edip yapana kadar…

 

Bizim üzüntü ve itirazımız, bunun dışındaki terim ve kavramlara… Hiçbir zorunluluğumuz yokken, Türkçe karşılıkları olduğu halde yabancısını tercih edip kullanmaya… Örneğin;  iyimser varken  optimist,  bölüm  dururken  departman,  çalgı  yerine enstrüman, yapımcı  varken  yerine  rejisör,  yayımcı  yerine  editör  demenin gereği var mı? Tanıtım  yerine demo, sunucu  yerine  spiker,  ucuzluk  yerine damping, iş hanı  yerine plaza, vurguncu  yerine  spekülatör,  destek  yerine  sponsor deyince başımız göğe mi eriyor?.. Son bir iki yıldan beri yazılı basınımızda boy gösteren şu sözcüklere ne demeli? Diaspora, semitizm, motto, mobbing, seküler, konformist, etnisite… ve daha niceleri. Peki bunların yerine Türkçelerini kullansak da en sade Anadolu insanımız bir okuyuşta ne demek istediğimizi anlasa fena mı olur? Eğer daha bilgili, daha kültürlü olduğunuzu anlatmaksa derdiniz, bunu pekâlâ bizim güzel sözcüklerimizle de yapamaz mısınız?

Gel de rahmetli Ziya Gökalp’i hatırlama:

 

 

“Güzel dil Türkçe bize,
  Başka dil gece bize.
  İstanbul konuşması
  En saf, en ince bize.
  ……………………..
  Türklüğün vicdanı bir,
  Dinî bir, vatanı bir.
  Fakat hepsi ayrılır
  Olmazsa lisanı bir„
                          (Lisan şiirinden)

 

 

 

 

(Devam edecek)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: