21 Nisan 2017 Cuma, 09:08
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

KARAMANOĞLU MEHMET BEY! NERDESİN? (2)

KARAMANOĞLU MEHMET BEY! NERDESİN? (2) Türkçemizin karşı karşıya olduğu başka bir tehlike de son zamanlarda cep telefonları ve bilgisayarlarda icat edilen (!)arabesk, bozuk sözcükler ve kullanılan dil. Özellikle mesaj (ileti) gönderirken kullanılan ifadeler. Sözcüklerin içindeki ünlü harfler (a,e,ı,i,o,ö,u,ü) kaldırılıyor, kullanılmıyor; sadece ünsüzlerle yazışmalar yapılıyor. Örneğin; “Yeni yılınız kutlu olsun.„ diyecek ya, şöyle yazıyor: “Yn ylnz […]

KARAMANOĞLU MEHMET BEY! NERDESİN? (2)

Türkçemizin karşı karşıya olduğu başka bir tehlike de son zamanlarda cep telefonları ve bilgisayarlarda icat edilen (!)arabesk, bozuk sözcükler ve kullanılan dil. Özellikle mesaj (ileti) gönderirken kullanılan ifadeler. Sözcüklerin içindeki ünlü harfler (a,e,ı,i,o,ö,u,ü) kaldırılıyor, kullanılmıyor; sadece ünsüzlerle yazışmalar yapılıyor. Örneğin; “Yeni yılınız kutlu olsun.„ diyecek ya, şöyle yazıyor: “Yn ylnz ktl olsn.„ veya “Hayırlı cumalar.„ yerine; “Hyrl cmlr.„ diyor. Gel de üzülme! Anamızın ak sütü gibi temiz, duru, berrak güzel Türkçemize bunlar mı yapılmalı?

Bir de iş yerlerinin levhaları ve tabelaları var ki o da ayrı bir fecaat… Güzel Türkçemiz dururken Batı kökenli sözlerle yazılmış bir sürü levha ve tabela… Show room, outlet center, life style, İnternet cafe, Frozen room, Driving Course, Translation Office…ve benzerleri . Bu levhalar, dünya çapında tanınmış, isim yapmış markaları işaret etmiyor. Öyle olsa belki bir bakıma anlarız. Ancak;  durup dururken böyle yabancı sözcükler kullanmak, Türkçemize zarar vermiyor mu? Eğer iş yerinizde sadece ünlü bir markanın ürünlerini satıyorsanız, belki levhanıza o markayı yazdırabilirsiniz. Ama öyle bir durum yokken Türkçemizi kullanmamak, yabancı sözcüklerin dilimizi işgaline bilerek veya bilmeyerek ses çıkarmamak değil midir?

Peki; ne yapılabilir? Belediyeler, meclislerinde bağlayıcı kararlar alarak Türkçe levha kullanmayı özendirebilir. Yabancı levhalı iş yerlerine açılış ruhsatı verirken cimri davranabilir. Daha fazla vergi isteyebilir. Türkçe olanlardan daha az vergi alabilir. Kolaylık gösterebilir. Galiba Denizli, Fethiye, Sivas, Erzincan, Eskişehir belediyelerinin benzer çalışmaları ve uygulamaları olsa gerek. Gayet güzel bir hizmet. Darısı diğer belediyelerimize inşallah! Umarız, bu uygulamaların kişisel hak ve hürriyetleri kısıtlamakla bir ilgisi yoktur. Kanaatimizce dilimize sahip çıkmak; onu “yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak„ da bir kişisel hak olmanın ötesinde, bir görev ve sorumluluk da olsa gerek.

              Dilimizin çalınmasının, talan edilmesinin başka bir örneği de harflerin değiştirilmesidir. Son zamanlarda bazı levhalarda afişlerde, broşürlerde, el ilanları ve reklamlarda harflerin şekilleri, karakterleri ile oynanarak, yeni yeni (!) ucube harfler türetilmekte. Alfabemizde, yazı dilimizde olmayan birtakım karakterler oluşturulmakta. Örnegin;“ACIBADEM„ sözcüğü  ΛCIBΛDEM„ şeklinde yazılıyor. “BERBER„ sözcüğü, “BEЯBEЯbiçiminde yazılıyor. Maksat nedir acaba? Dikkat çekmek mi? Eğer öyleyse, Türkçemize yazık olmuyor mu? Bize okulda büyük temel harfler öğretilirken her harfe nasıl başlanacağı öğretilirdi. Örneğin “A„ harfi üç hareketle ve oklar yönünde yazılırdı:              gibi… Şimdi siz harfin iki ayağını birleştiren yatay çizgiyi kaldırmakla ne yapmaya çalışıyorsunuz acaba?

Son olarak bir yeni modadan (!) bahsetmek istiyorum. Gene iş yeri levhalarına yönelik bir yanlışlık. Bilindiği gibi Türkçemizde yazılış bakımından iki çeşit birleşik sözcük vardır: Birincisi, ayrı yazılan birleşik sözcükler. Örneğin; köpek balığı, deve kuşu, çörek otu, kuru fasulye…gibi. İkincisi: Bitişik yazılan birleşik sözcükler: Örneğin; birtakım, üçgen, üçteker, dörtnala, yediveren, dokuztaş, kırkayak, gözaltı, hoşbeş gibi… Peki; bunları nasıl yazıyorlar biliyor musunuz? “1 takım, 3 gen, 3 teker, 4 nala, 7 veren, 9 taş, 40 Ayak, göz 6, hoş 5…„ Bir rakam ve bir sözcüğü yan yana getirerek…Bütün yazım kurallarının alt üst edilmesi… Olacak şey midir bu? Atalarımızın, büyüklerimizin, binlerce yazar ve şairimizin,dil ustalarımızın üzerine titreyerek, imbikten geçirerek göz nuruyla oluşturdukları güzel Türkçemizin böyle sorumsuzca bozulup yozlaştırılması yazık değil mi ? Bu gidişle kırk elli yıl sonra elimizde, dilimizde Türkçe diye bir dil kalmayacağını biliyor muyuz? Yazımıza ünlü Konfuçius’un şu sözleriyle son vermek istiyorum:

   “Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydım, hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılmaz. Ödevler gereği gibi yapılamazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.„

               İşte bunun içindir ki Karamanoğlu Mehmet Bey’i rahmet ve minnetle anıyor ve arıyoruz. Ruhu şâd olsun.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: