Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
16 Haziran 2017 Cuma, 10:30
Emrah Yıldırım
Emrah Yıldırım [email protected] Tüm Yazılar

Kapitalizmin İlkeleri Yoktur

Kapitalizmin İlkeleri Yoktur   Kapitalizmin babaları her insanın bir “tüketim” hastası olmasını isterler. Çılgınlar gibi reklamlarda, mağazalarda gördüklerini tüketmesini isterler. Bizim hak dinimiz İslam ise: “Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz der.” Kapitalizmin böyle bir görüşü yoktur, o bu görüşe karşı taraftır. O dünyanın imkânlarının senin için var olduğunu düşünür, sen bu dünyaya zevk ve yaşamak […]

Kapitalizmin İlkeleri Yoktur

 

Kapitalizmin babaları her insanın bir “tüketim” hastası olmasını isterler. Çılgınlar gibi reklamlarda, mağazalarda gördüklerini tüketmesini isterler. Bizim hak dinimiz İslam ise: “Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz der.” Kapitalizmin böyle bir görüşü yoktur, o bu görüşe karşı taraftır. O dünyanın imkânlarının senin için var olduğunu düşünür, sen bu dünyaya zevk ve yaşamak için geldin diyerek, insanların en alt basamakta olan beşer şekline sokar.
Ama her insanda bu hastalığı oluşturamadılar. Bu sebeple bazı kutsalları kullanarak tüketime teşvik ettiler. Bazen de ilan edilmiş özel günleri kullandılar. “Sevgililer günü” gibi.

Kapitalizmin fikir babalarından Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” kitabında, kültürel meslekleri (öğretmenlik, ressamlık, din, sanat vs.) mal üretmediği için boşuna uğraş olarak görmekte ve bir millet için zaman kaybı saymaktaydı. Yani para, kâr ve mal getirmeyen her şey boştu. Buna din de dâhildi. Bu sebeple dini, kâr ve para getiren bir araç haline getirmeleri uzun sürmedi. Kâra tapan haramkâr bir düzenin devamı için bunu uyguladılar. Kapitalizmin babaları, çarkı döndürmek için en kutsalı bile kullanırlar, amaçlarına hizmet ettirirler. “Batılılar geldiklerinde, ellerinde İncil, bizim elimizde toprak vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.”
(Kenya Kurucu Devlet Başkanı)

Bir anda gül kokulu, altın renkli sayfaları olan, renklendirilmiş kâğıtlı, lüks sert kapak, lüks ithal kapak diye anlatılan Kuran’ı Kerim reklamları televizyonlarda oynamaya başlar. İnsan beyini, bir süs eşyası ve aksesuar alam mantığı ile hareket edip reklamda bahsedilen Kuran’ı hemen satın alma yoluna gider. Zaten amaç da budur. Fakat ne okunur, ne anlanılır. Sadece kapitalizm, tüketim kültürü oluşturmayı Kuran üzerinden başarıyla uygulamış olur. Kapital sömürü düzenine savaş açan Kuran’ı Kerim, ilke tanımayan kapitalizmin amacına hizmet etmiş oluyor.  Müslümanların Kuran’ı okuyup, anlayıp gereğini yapılacaklarını sezse, asla Kuran’ın reklamını bile yaptırmaz. Fakat Müslümanlar Kuran’ın “kaportasına” iman ettiği için Kuran tehlike olmaktan çıkıyor. Kapitalist çete de Kuran’ın kapağından, şeklinden faydalanarak çarkını döndürüyor. Dedim ya en kutsalı bile kullanarak çarkını döndürür kapitalizm.

Pislik, medeni Avrupa! Fransa’da bulunan ünlü Versailles  (Versay Sarayı) ilk inşa edildiğinde (1661 yılında) tuvalet veya banyo düşünülüp, yapılmamıştır. Bunun sebebi o zamanki asillik anlayışında, asillerin istediği yerde ihtiyaçlarını giderebileceğidir. Herkes istediği yerde ihtiyacını giderdiği için Paris’te sokaklar, avlular, parklar pislik ve kokudan geçilmez haldeydi.  Fransa kralının özel dairesine giden koridor, durmadan gidip gelenler yüzünden son derece pis idi. Sanki bir saraya değil de bir ahıra giriliyormuş gibiydi.  Daha sonraları bayanların pisliğe basmamaları için topuklu ayakkabıyı, erkekler için ise ucu sivri ayakkabıları çıkardılar. Böyle pislik insanların medeniyetten bahsetmesi abesçe bizim, insanlarımızın ise onları öyle görmesi ahmakça bir durum kanaatimce. Günümüzde ise artık sadece vücut kokularını, kötü kokuları bastırmak için değil, direkt olarak kişilikleri belirginleştirmek için kullanılmaya da başlandı ve böylece modern hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Tam burada yine kapitalizm yine devreye girdi zenginliğin simgesi olan;  parfümler, ayakkabılar üretmeye başladılar.

Zikirmatik, seccade ve namaz takkesi üzerinden çarkını döndürebileceğini fark eden kapitalizmin patronları bu alana da el atarlar. Çin’de çok ucuza Kâbe, cami resmi olan milyonlarca seccadeyi ürettirip Müslüman ülkelerde piyasa oluşturdular. Oluşturduğu bu muazzam piyasa ile büyük vurgunlar yaptılar. Zikirmatik, namaz takkesi de aynı çarkın dişlileri haline gelmiştir.

Batı sevgililer gününü ilan ediyordu. Fakat kapitalizm kısa zamanda sevgiliyi tüketimin bir parçası yapacaktı. Böylece kapitalizm, “sevgi” kelimesini katledecekti. Kapitalin algı uzmanları, “sevdiğine, eşine hediye almalısın” diye baskı oluşturacaktı. Almazsan millet ne der diye baskı uygulayacaktı. Baskıya dayanamayan birçok insan soluğu mağazalarda, alışveriş merkezlerinde alacaktı. Çılgınlar gibi tüketeceklerdi o gün. Böylece kapitalizmin büyük çarkının dönmesine dev bir katkı sağlamış olacaklardı. Bu artık gelenek haline gelecek ve her sevgililer gününde hediye alma adı altında kapital çarkın dönmesine hizmet etmiş olacaklardı. Dönen dolabı anlayıp da, eşine veya sevdiğine edebe uygun güzel bir söz söylemen yetmez miydi?

Şimdiler de stres çarkları, kısa bir zaman da tüm gençlerimizin elinde bulunmaya ve ülke genelinde çok sayıda satılmaya başlandı. Bakıldı rağbet oluyor ışık saçan, yedi dakika süren, metal olan gibi saçma sapan özellikler eklediler. İnsanda stersi alan değil de daha çok strese koyan bir alet ürettiler. Ve bu çocuklarımızda için de kullanılan maddelerle sağlığına zarar vermektedir. Çocuklarımız arasında iletişimi kesmekte, arkadaşlarıyla oyun oynamak değil de evde oturup içine kapanmaya yöneltiyor. Çocuklarımızda bağımlılığa yol açmakta olup eğitim seviyesini de düşürmektedir. Bizim kültürümüz de olan tespih yerine, plastik maddeden yapılmış çarkın ülkemizde olmasına gönlüm razı değil biz tespih taneleri gibi birbirimize bir olup bir imameye itaat, tabi olursak bu zalimlerin tüm çarklarını başına geçiririz evellAllah.  Zalimlerin çarkı biz insanların çalışmayan beyni ile döner.            Bize düşen en kutsal görev: “Oku!(mak) Kalkıp ve Uyarmak”

Ah Che Guevara! Sözde kapitalizmin babası olan Amerika’yı çökertmek istiyordu. Amerika da ona düşmandı en nihayetinde. Fakat Che Guevara ölünce Amerika’nın dev şirketleri onun resimlerini tişörtlere, şapkalara, gömleklere, ayakkabılara, kolyelere, süs eşyalarına basıp dünyaya bu malları sattılar ve büyük vurgun yaptılar. Böyledir işte, ilkesiz Amerikan kapitalizmi, düşmanını bile kullanarak kapitalist çarkını döndürüyordu.

Ve “en en” hastalığı. En güzel araba, en güzel telefon, en güzel elbise, en güzel bilgisayar, en güzel oturma odası, yatak takımı, takı benim olmalı düşüncesi. Kapitalizmin dünyaya yaydığı en büyük hastalıklardan biri “en en” hastalığıdır. Bu hastalığa yakalananlar, kapitalizmin oluşturmak istediği tüketim çılgınlığını gerçekleştirir. Hasta, enler içinde boğulurken, kapitalist sistem vurgununu yapıyordur.

Her yıl istihdam ya da konut sayısını arttırmak, fabrikalar yapmak için kesilen ağaçlar, daha fazla elektrik için nehirler üzerine yapılan barajlar ve tarım yapmak yerine boş bırakılan tarlalar, geri getirilemeyecek kayıplara yol açmaktadır. Eğer bu durum önlenemez ya da bir çözümü bulunamazsa, tehlike çanları bizim için de çalacaktır.

İlkeleri olmayan bir düşmanla karşı karşıyayız. Kâr ve sermaye elde etmek için sizin inanç ve değerlerinize sizden daha fazla bağlıymış gibi görünürler. Sevdiğin, aşkın, dinin, değerlerin onların elinde kâr ve sermaye getiren bir araç oluveriyor.  Bunun farkındalığında olup onlara ve onların oluşturduğu sisteme karşı biraz daha bilinçli (uyanık) olmamız gerekiyor.

Üretmeden tüketmenin vurgulandığı kapitalist sistemde, akıllara meşhur Kızılderili atasözü gelmektedir: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde ve son balık tutulduğunda beyaz adam, paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak.”

Kapitalizm kısa olarak nedir diye soranlara kapitalizm budur:

Kapitalizm toplumsal kanserdir. O her zaman bir toplumsal kanser oldu. O toplumun bir hastalığıdır. O toplumun tümörüdür.

65 yaşında rahat yaşamak için 65 yaşına kadar rahat yaşamamak.

Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.

Bir ülkede fakirlerin, bebeklerin içeceği sütü, zenginlerin köpekleri içiyorsa o ülkede kapitalizm hâkimdir.

50 kuruşa aldığın suyu 1 liraya işemektir.

Bana bir kapitalist gösterin, ben de size bir kan emici göstereyim.

Kapitalizm Google’a ”Apple” yazıp ilk 400 sonuç içinde sadece 5 tane meyve resmi görebilmektir.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: