Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
15 Kasım 2016 Salı, 08:28
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Kalın Kabuklu Kimlikler…

Kalın Kabuklu Kimlikler…   Tarih ve coğrafya, kültür ve medeniyetlerin şekillenmesinde sabit unsurlardır. Kültür ve medeniyetlerin içinde farklı kimlikler doğar. Bu kimliklerin tamamı beşeridir/yapaydır. Birey, toplum ve ülkelerin varoluşları, bu yapay kimlikler üzerine kuruludur. Bunlar zihinsel ve bedensel güçlerini yapay kimlikler üzerine harcarlar. Kimliklerin oluşumu üzerine verilen bu emek, zamanla onu kutsallaştır. Uğruna her şeyin […]

Kalın Kabuklu Kimlikler…

 

Tarih ve coğrafya, kültür ve medeniyetlerin şekillenmesinde sabit unsurlardır. Kültür ve medeniyetlerin içinde farklı kimlikler doğar. Bu kimliklerin tamamı beşeridir/yapaydır. Birey, toplum ve ülkelerin varoluşları, bu yapay kimlikler üzerine kuruludur. Bunlar zihinsel ve bedensel güçlerini yapay kimlikler üzerine harcarlar. Kimliklerin oluşumu üzerine verilen bu emek, zamanla onu kutsallaştır. Uğruna her şeyin feda edildiği, uğruna her cürmün işlendiği bir konum kazanır. Yaşananlar bir coğrafya üzerinde tarihe dönüşür. Evveliyatta coğrafya üzerinde oluşan tarih; kültür ve medeniyetleri kimlikleştirirken, kimlikler; tarihleri besler, coğrafyayı sınırlarla ayrıştırmaya başlar. Bu döngü insanı öğüterek gerçek benliğinden uzaklaştırır. Süreç kimliklerin kaslarını geliştirdikçe, kendilerine ulviyet kazandırır. Düşünce ve duyguların birbirini beslediği bu ortamda çatışmalar kaçınılmazdır. Tamamen beşeriyetin tarlasında yaşanan/yaşatılan acılara kutsal bir maske giydirilerek birileri kanar, birileri avutulur.

Tarihin bir başlangıcı, coğrafyanın sınırları vardır. Düşünce dünyasının başlangıcını ve sınırlarını bilmek mümkün mü? Başlangıcı olan tarih ile sınırları belli olan coğrafyada oluşan kimliklere, düşünce/duygu dünyasını sıkıştırmak, insanlığı hangi boyutlardan mahrum bırakacağını kim ölçebilir. İnanmak bilmekten de öte bir şeydir. İnanmak, bilginin ulaşamadığı sınırlarda gezinir. Her bilgi her bileni harekete geçirmezken her inanç inananı ölesiye harekete geçirebilir. Dar ve sığ sınırlardan oluşan beşerî kimlikler üzerine kurulan inancın, verileri/üretimin kalitesi tartılmalıdır. Sonsuz bir evrende sonsuz bir zamanda yaşıyoruz. Herkesin kendisi kadar nimetleneceği bolluklar, öfke ve korkular ile sınırlandırıldı. Eş zamanda; bireyler, toplumlar ve ülkeler arasında asır farkı olması, beşerî kimliklerin beslemesi/hakimiyetinin göstergesidir. Birey ve toplumların hayatından huzuru çeken, din dahil tüm kimlikler sorgulanmalıdır. Dar ve sığ düşünce dünyasına egemen olan genele, gerçek ilahi amacı idame etmek bir ütopya olabilir. Ama böyle bir gerçek var. Bu gerçek vicdanlarla kişiye yakındır.

Her insanın/toplumun/ülkenin birçok kimliği vardır. Irk, din, mezhep, cinsiyet ve daha birçok kimlik…Bu kimliklerin bazıları doğuştan bazıları sonradan kazanılmıştır. Bu kimliklerin her biri bir başlık adı altında sınırlandırılmıştır. Kabukları kalın bu sınırlarda yaşayanlar, gerçek hayattan bihaberdir. Milliyetçilik; etnik kimlikler ile mezhepçilik, mezhebi kimlikler ile İdeolojiler; Fikir akımları ile kabuklanmıştır. Hepsinin terazideki tartıları aynıdır. Bunlara inanan zavallılar, sadece uyanık/ruh hastası liderlerin kurbanlarıdır. İlahi kelama göre kimlikler; birbirimizi daha kolay tanımak içindir. İlahi açıdan bakıldığında kimlikler, yaşamı kolaylaştırıcı bir unsur iken beşerî açıdan tam bir çatışma/savaş nedenidir. Yedi milyar insanda yedi milyar beynin kahir çoğunluğu, kimliklerini baskın/üstün hale getirmeyle meşguldür. Siyaset ve demagoji bilimi, beynin kıvrımları arasında inanca dönüşürken ilahi gerçeklerin çığlığı, zihnin duvarlarında kalmıştır. En bayağı kimlikler hayatın tüm karelerinde uygulama alanı bulurken, “insan” kimliğinde kalmak yazılı satırların ve hayallerin sınırlarını aşamamıştır.

Tarih kitapları Mezopotamya’da 60 kadar Zeugma gibi antik kentin keşfedilmediğini yazar. Zeugma tesadüfen bulunmuş bir antik kenttir. 2300 yıl insanlık tarihinin yaşandığı bir yerdir. Üzerinden bulutlar misali medeniyetler, kültürler geçip/devşirildi. Antik kentte ortaya çıkartılan yamaç villalarında keyifli birçok hayat, dar taşlı sokaklarında birçok acı yaşandı. Mozaiklerin desenine tanrılaştırılmış insanların sureti işlendi. Villalarda doğanın nimetleri ile sarhoş olanların az ötesinde çingene kızın portresi günümüze taşındı. Zeugma defalarca yakıldı/yıkıldı, saldırdı/savundu. Kabuklu kimliklerle beynini bozanlar, bu güzel kentte ne yaşayabildi ne de yaşattılar. Bu şehrin bir köşesinde yaşayan bir taş ustası veya bir kayıkçı, insanların ahmakça boğuşmalarını izledi… ta ki şehir metrelerce toprak altına gömülüp saklanana kadar.  Zeugma, yoruldu/yıprandı/yok oldu. Onun öncekilerden ders almadığı gibi kimse de ondan ders almadı. Adı sadece “Antik Kent” kaldı. Halep’in, Musul’un, Şam’ın, Kerkük’ün yaşadıklarını/yaşayacaklarını, kaldığı yerden en iyi Zeugma anlıyordur.

Avrupa, Orta Çağda sefalet içinde yaşarken sınırları zorlayan kaşifler ile geleceğe de yelken açtılar. 15. Yüzyılda Kristof Kolomb Amerika’yı keşfettikten sonra Avrupa’nın tüm aç ve çapulcuları yeni kıtayı istila edip yağmalamaya başladı. Bu yağma sırasında yerlilere çok acı çektirdiler ama kendileri de kısa ve acı hayatlar yaşadı. 1648 Vestfalya Antlaşması ile Avrupa’da barış ve birlik oluşumu başladı. Avrupa’nın doğusu Osmanlı İmparatorluğu ile kuşatılmıştı. Batı, çıkışı Amerika Kıtasında buldu.  Avrupa devletlerinin bu kıtayı sömürmek için harekete geçmesi, yerlileri soykırıma uğrattı. Sömürüden gelen zenginlik, birliği ve barışı daha da güçlendirdi. Avrupa’nın sömürge deneyimi sömürüyü, dünyanın her tarafına yaydı. Birçok coğrafya, tahrip edilerek sömürge faaliyetlerinden nasibini aldı. Kadim medeniyetlerin olmadığı Afrika Sömürüye erken boyun eğdi. Ancak Ortadoğu yüzyıldır bu kıskacın altında kaldı.

Ortadoğu İlahi gerçeklerin fışkırdığı/başladığı tek coğrafyadır. İnsanlığın zillete düştüğü her demde ilahi gerçek bu coğrafyada tekrar insanlığa sunulmuştur.  Batı hiçbir zaman ilahi gerçekle yaşamanın tadını alamadı. Batı; ekonomik gücü, teknoloji ve bilgi birikimi ile bu tadı bilmeyecek ve anlamayacak. Ortadoğu; kabuklu kimliklerini kırdığı gün “İlahi Gerçek Hayatı” yaşayarak tekrar tüm dünyaya gösterebilir. Kurtuluş, bir mehdi bekleyerek olmayacak, öncelikle Ortadoğu’nun bir Vestfalya Antlaşmasına ihtiyacı var…

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: