Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
06 Mayıs 2017 Cumartesi, 09:07
Adıyaman Güne Bakış Gazetesi
Adıyaman Güne Bakış Gazetesi [email protected] Tüm Yazılar

Kâfirlerden Kimseyi Bırakma

Kâfirlerden Kimseyi Bırakma   “Ve Hz. Nuh: “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan bir kimse bırakma.” dedi. Muhakkak ki eğer Sen, onları (yeryüzünde) bırakırsan, Senin kullarını dalâlete düşürürler ve facir kâfirden başka (evlât) doğurmazlar.”[1] Nuh peygamber bunu kavmi tarafından sıkıntıya sokulması ve daralması üzerine söylenmiştir. Tıpkı Yunus peygamberin böyle bir durumda artık kavmini kendi başına bırakıp terk […]

Kâfirlerden Kimseyi Bırakma

 

“Ve Hz. Nuh: “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan bir kimse bırakma.” dedi.

Muhakkak ki eğer Sen, onları (yeryüzünde) bırakırsan, Senin kullarını dalâlete düşürürler ve facir kâfirden başka (evlât) doğurmazlar.”[1]

Nuh peygamber bunu kavmi tarafından sıkıntıya sokulması ve daralması üzerine söylenmiştir.

Tıpkı Yunus peygamberin böyle bir durumda artık kavmini kendi başına bırakıp terk etmesi gibi.

Nuhun duasına ancak amin denir.

Çünkü Ya Rabbi onların sadece senin kullarını saptırmakla kalmıyor, onları öldürüyorlardı.

İşte Esad.

Senin kullarından yedi yüz binini öldürdü, milyonlarcasını yerinden etti.

Senin nimet verip rızıklandırdığın kullarının rızıklarına mani oldu.

Yer yüzünü yaşanamaz hale getirdiler.

Senin memleketini yakıp yıktılar.

Senin dinini ve de senin dinini temsil edenleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

Âyet-i Kerime de:” “Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür……”[2]

Veya :” “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”[3]

Bazen ölüm hayattan daha çok temiz işler yapar.

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”[4]

“Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın.”[5]

“Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.”[6]

“Bu ayetin sebeb-i nüzulü, ehl-i Mekke’nin müminlere eza eyleyerek irtidatlarını (İslam dininden dönmelerini) teklif ve ısrar etmeleridir. Şu halde mana-yı nazım, “Siz müşrikleri katledin ki onlara galebe edesiniz ve .. irtidat fitnesi kalmasın. Ve ezalarından kurtulmak için onlarla kıtal etmelisiniz. Ta ki, şirk ortadan kalksın, din-i tevhid onun yerine ikame olsun.[7]

“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”[8]

“Size ne oldu ki, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver.’ diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”[9]

“O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.”[10]

Bütün bunlar savaş çığırtkanlığı yapmak için değildir.

Nuhun bedduasına iştirak edip, amin manasındadır.

Yoksa islam hukukunun zimmi ve gayrı Müslimlerle olan hukuk açıktır.“… Kim bir zimmîye zulmeder ve ona gücünün üstüne iş yüklerse kıyamet günü beni karşısında bulacaktır.”[11]

Bütün burada anlatılmak istenen onların yaşamasının değil, ölmelerinin hayırlı olduğu yönündedir.

Burada anlatılmak istenen sebeblerin nedeni mi?

İşte nedeni;

Musa a.s bir gün sürülere zarar veren çakallar için “Allah’ım bunları ıslah eyle” diye duâ eder. Sabah kalktığında çakalların ölmüş olduğunu görür.

Yârabbi ben bunların ölmesini değil Islah olmasını istedim deyince Cenâb-ı Hak Nida eder:

“Çakalların Islahı ölümdür, Ey Musa!
Çünkü onların fıtratında çakallık var ve masum olanlara zarar verir”

Recamız ve dilekçemiz Rabbimizedir.

[1] NÛH Suresi Âyet – 26.

[2] Bakara,191.

[3] Bakara, 179.

[4] Nisa, 76.

[5] Enfal, 39.

[6] Bakara,193.

[7] Konyalı M.Vehbi Ef. 1-2/331.

[8] Bakara, 190.

[9] Nisa, 75.

[10] Tevbe, 9/5.

[11] Ebû Dâvud, İmâre, 33, bkz. Münâvî, Feyzu`l-kadîr, 6/19; Bağdâdî, Tarîhu Bağdad, 8/170; Aclûnî, Keşfu`l-hafâ, 2/342.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: