26 Kasım 2014 Çarşamba, 10:52
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Kadına Şiddete Bir Bakış

Kadına Şiddete Bir Bakış   At izininin it izine karıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Sağ gösterip sol vuran bedbaht bir toplumun bireyleri olarak kavramlar kargaşasının yaşandığı bir toplumun müntesipleriyiz. Dayanağı 1960’lı yıllara kadar giden ve ülkemizde de 1999 yılından beri kadına şiddet uygulamalarının kınandığı, yapmacık nutukların atıldığı, kandırmaca gürültülerin koparıldığı garip bir dünyada yaşıyoruz. Yahu kadını […]

Kadına Şiddete Bir Bakış

 

At izininin it izine karıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Sağ gösterip sol vuran bedbaht bir toplumun bireyleri olarak kavramlar kargaşasının yaşandığı bir toplumun müntesipleriyiz.

Dayanağı 1960’lı yıllara kadar giden ve ülkemizde de 1999 yılından beri kadına şiddet uygulamalarının kınandığı, yapmacık nutukların atıldığı, kandırmaca gürültülerin koparıldığı garip bir dünyada yaşıyoruz.

Yahu kadını sokağa döken, kadını reklam aracı yapan, kadını evinden koparan, kadına özgürlük vereceğiz aldatmacasıyla kadını temelli esir eden sizler değil miydiniz? Bu gün çıkmış kadının esaretinden, kadın hak ve özgürlüklerinden, kadına yapılan baskı ve şiddetten dem vuruyorsunuz.

Çeşitli toplumlarda kadın haklarının ayaklar altına alınmasına bir tepki olarak çıkan kadın hakları ve hürriyetleri savunucuları acaba kadınları mutlu ettiklerini iddia edebilirler mi? Kadınların yapabilecekleri işler dışında erkeklerin yapacakları işlerin içine de sokarak dünyada bir işsizler ordusu meydana getirmenin sorumluluğunu kim yüklenebilir? Kadına hakları verilmeli, hürriyet ve özgürlükleri sonuna kadar verilmeli, şiddet ve baskıdan uzak tutulmalı ama layık olduğu mevkide mutlu ve bahtiyar edilmelidir.

Kadına layık olduğu makam ve sorumluluğu islamiyet vermişitr. İnsanoğlu dönüp dolaşıp bu noktaya gelecektir.

Eskiden beri yersiz bir takım tartışmalar vardır, günümüzde de sürüp gider. Çalışan kadın “ekonomik özgürlüğüne sahiptir, daha mutludur. Ev kadını dört duvar arasında hapsolmuş, çoluk çocuğunun adeta bir esiri olarak mutsuzdur”.

Biz burada Hürriyet gazetesindeki yorumuyla birlikte Amerika’lı profesör Bayan Linda Fidell’e ve kararı size bırakalım.

“Günümüzde hemen her ülkede özellikle kentlerde yaşayan ev kadınının mutsuz olduğu, bunaldığı, yaşamdan bıktığı izlenimi yorgunluk kazanmaya başladı. Doktorlar, uzmanlar, çalışan kadını bir yana bırakıp ev kadınının mutsuz olduğu kanısını desteklercesine, teskin edici ilaçlar, hava değişimleri, buna benzer tedavi ve önlemler tavsiye eder oldular. Ancak konuyla ilgilenen Amerikalı psikoloji profesörü Linda Fidell iki yıllık bir çalışma sonucu “ mutsuz ev kadını”düşüncesinin bir faraziye veya saplantı olduğunu, aslında istisnaların dışında ev kadınlığının sanıldığı kadar bunaltıcı bir kavram olmadığını ortaya koydu.

Kaliforniya Üniversitesi görevlilerinden olan Linda Fidell, öncelikle şu gerçeğe değinerek, “Bugüne dek konuyu inceleyenler toplum bilimcileri olup, yalnızca ev kadını rolünü kendileri için düşünemediklerinden böyle bir engellemeye gitmiş olabilirler” diyor ve şunları söylüyor: “incelediğim kadınların üçte ikisi ev kadınlığından mutluluk duyduıklarını belirttiler. Diğer üçte biri ise, çalışma hayatı içinde olsalar bile mutsuz olma eğilimi gösterecek tipler…”

Linda Fidell, yaşamlarını incelediği mutlu ev kadınlarında şu noktaların özellikle dikkatini çektiğini belirtiyor:

1-Çeşitli gönüllü kuruluşlarda faal olarak görev almak. 2-Çalışan kadınlara oranla daha fazla çocuk sahibi olmak.3-çocukların eğitimiyle yakından ilgilenmek. 4-Okumak, müzikle ilgilenmek ve el sanatlarına düşkün olmak.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: