Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
29 Kasım 2016 Salı, 07:50
Mesut Yokuş
Mesut Yokuş [email protected] Tüm Yazılar

İSTİKBALİMİZİN MİMARLARI

İSTİKBALİMİZİN MİMARLARI Geçen hafta 24 Kasım Öğretmen Günü dolayısıyla Beştepe Cumhurbaşkanlığı Millet Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen törene bir vesileyle iştirak etme bahtiyarlığını yaşadım. Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz’ın da hazır bulunduğu törende; 81 ilden gelen öğretmenler, usta öğreticiler, Suriyeli muallimler, yurt dışında, özel eğitim kurumlarında görevli öğretmenler de katılmıştı. Reis-i cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan’ın […]

İSTİKBALİMİZİN MİMARLARI

Geçen hafta 24 Kasım Öğretmen Günü dolayısıyla Beştepe Cumhurbaşkanlığı Millet Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen törene bir vesileyle iştirak etme bahtiyarlığını yaşadım. Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz’ın da hazır bulunduğu törende; 81 ilden gelen öğretmenler, usta öğreticiler, Suriyeli muallimler, yurt dışında, özel eğitim kurumlarında görevli öğretmenler de katılmıştı. Reis-i cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan’ın öğretmenler günü vesilesiyle yaptığı konuşmayı mesajlarının ehemmiyetine binaen izleyen, dinleyenler için bir tahattür olsun, izleme veya okuma imkânı bulamayanlar içinse okuma fırsatı bulsun diye aktarmanın faydalı olacağına inanıyorum:

 

Onlar Bizim Varlık Nedenimiz

“ Salonda 81 vilayetten gelen öğretmenlerimizin yanında usta öğreticiler, Suriyeli muallimler, yurt dışında hizmet eden, engelli ve özel eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerimiz de var. Her birinize hizmetleriniz, emekleriniz, engin sabırlarınız için özellikle teşekkür ediyorum. Kutlu vazifelerinizde Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum. Hayatta olsun ya da olmasın ülkemizin bugünlere erişmesinde katkısı olan fedakâr öğretmenlerimizi her daim hayırla anacak hiçbir zaman unutmayacağız, zira onlar bizim varlık nedenimizdir.

Saygı değer hocalarım,  kutsal olduğu kadar mesuliyeti ağır bir mesleği icra ediyorsunuz. Sizler ailelerimizin şahsınıza emanet ettiği çocukları, körpe dimağları adeta bir nakkaş titizliğiyle işliyor, onlara bilginizle birlikte kişiliğinizi de katıyorsunuz. Öğretmenlik mesleği sadece eğitim, öğretim sürecinde edinilen bilgileri sınıfta öğrencilere aktarmak değildir. Öğretmenlik bilgi yanında tecrübe ve irfanla çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe hazırlama mesleğidir. Bu yönüyle öğretmenler eğitim sistemimizin temel yapı taşları, istikbalimizin de mimarlarıdır. Muallimlerine, müderrislerine gerekli hürmeti sunmayan, onların fedakârlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen bir ülkenin geleceği karanlıktır. Öğretmenlerini yokluğa, yoksulluğa, çaresizliğe sevk eden bir milletin benlik bilinci de medeniyet tasavvuru da gelişmez, gelişemez. Böyle ülkelerin yerinde sayması mukadderdir.

Biz medeniyetlere beşiklik yapmış, her bir şehri adeta açık hava müzesi olan mümbit bir coğrafyada yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz topraklar kültürel ve tarihi olarak zengin olmaları yanında aynı zamanda birer devletler kabristanıdır bu topraklar. Bu topraklarda bırakın devlet olarak gelişmeyi, mevcudiyetinizi korumak için bile büyük bedeller ödemeyi göze almanız gerekir. Nitekim Anadolu’nun kapılarını kendimize ebediyen açtığımız 1071’den beri çetin mücadeleler yürüttük halen de yürütüyoruz. Bu mücadelede sadece cenk meydanlarında olaylar olmadı, bu mücadele sadece cenk meydanlarında verilmedi. Yalnızca siyaset sahnesinde, diplomaside, ticarette, sanayide yaşanmadı. Esas mücadele ilim hayatında, bilimde, eğitimde gerçekleşti. Üstat Necip Fazıl’ın ifadesiyle, gittiği yerlere çil çil kubbeler serpen bir orduya sahip olan atalarımız, süvarilerinin ayak bastığı her şehirde kalıcı eserler bırakmak, orayı bir İslam beldesi haline dönüştürmek için mücadele etti. Medreseler, rasathaneler, camiler, kervansaraylar, şifahaneler, hanlar, kümbetler gibi Türk-İslam mimarisinin en nadide eserleriyle tüm Anadolu’yu akabinde Rumeli’yi ilmek ilmek işlediler.

Atalarımız, sadece iftihar edilecek yapılar inşa etmekle kalmayıp aynı zamanda güçlü ekonomisi, adil yönetimi, bilim ve teknolojiye verdiği önemle büyük bir medeniyet kurdu, inşa ettikleri medreselerde sadece dini ilimler değil, fen ve sağlık bilimleri de öğretildi. Şifahanelerde dönemin en ileri tıp hizmetleri sunuldu. Yunus Emre, Mevlana Celâlettin Rumi, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayramı Veli, Akşemseddin, Mimar Sinan, Hezarfen Ahmet Çelebi gibi medeniyetimizin ilim, irfan ve hikmet pınarları, bu iklimden ve bu medreselerden neşet etti.

 

Mazisini Kavrayamayan, İstikbale Yürüyemez

Fatih’in İstanbul’a girişinde kadınlar çiçekleri atarken bir demet gülü Akşemsettin’e vermek istediler. Akşemsettin Fatih Sultan Mehmet’i işaret edince, dedi ki asıl fetih onundur, çiçekleri ona verin. İşte biz böyle bir ecdadın torunlarıyız. Tarihimizde kılıçla kalem hep birlikte yol almıştır. Anadolu’nun sadece orduların muzaffer komutanları, akıncıların seferleri ile değil; aynı zamanda âlimlerin, ariflerin, mutasavvıfların ilim ve hikmet seferberlikleriyle vatan kılınmıştır. Varlığının idrakinde olmayan, geleceği inşa edemez. Mazisini kavrayamayan, istikbale yürüyemez.

‘Yitik kaybedildiği yerde aranır’ diye bir söz var bilirsiniz. Gerilememiz, çöküşümüz hangi alanda başladıysa; inkişafımız, dirilişimiz de oradan olacaktır. İlim ve bilgide üstünlüğü kaybeden bir milletin, ileriye gitmesi imkânsızdır. Hele hele üretmeyen, çalışmayan, kendini tekrarlamakla iktifa eden bir ülkenin, içinde bulunduğumuz bu zor coğrafyada bırakın ilerlemesi, ayakta kalması dahi mümkün değildir. Çünkü burada durmak, duraksamak; gerilemekle değil, yıkılmakla eş değerdir.

Hz. Peygamber, ‘İki günü birbirine eşit olan ziyandadır’ buyurmuştur. Biz son 14 yılda Türkiye’yi bu şuurla ileriye taşımaya çalıştık ve geçmişin ihmallerini, sıkıntılarını çözmenin gayreti içinde olduk. Eğitimi 4 ana önceliğimizden biri yaptık ve bütçede 14 yıldır aslan payını eğitime verdik. Eğitim, sağlık, adalet, emniyet. 4 hedefle yürüdük. Hedeflerimizde birinci sıraya eğitimi koyduk. Yola böyle çıktık.

Bu süreçte öğretmenleri de ihmal etmedik. Öğretmenlerimizi her açıdan güçlendirmeyi, onlara huzurlu ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamayı kendimize en büyük görevlerden biri olarak addettik. Ülkenin şartları genişleyip imkânları arttıkça bunları öncelikle öğretmenlerin istifadesine sunmayı sürdüreceğiz.

 

Gönülden Gönüle İletişim

Ne yaparsak yapalım, sizlerin emeğinin, özverisinin maddiyatla ölçülemeyeceğinin bizler elbette farkındayız. Öğretmenlerimizin de mesleklerine gönül eksenli yaklaştıklarına inanıyorum. Bir neslin ağabeyi olan bizim de büyüğümüz merhum Fethi Gemuhluoğlu ‘İnsan gönülden ibarettir’ derdi. Zira insanı tekemmül ettiren bilgi; kavli, yani sözlü değil, gönülden gönüle akandır. Bir öğretmen, yaptığı mesleğe sadece iaşesini sağladığı bir iş olarak bakıyorsa, o kişinin insan yetiştirmesi çok zordur. Çünkü öğretmenlerimiz sadece öğrencilerinin akıllarına, beyinlerine hitap etmiyor, aynı zamanda onların kalplerine, duygularına da hitap ediyor. Yani o gönülden gönüle iletişim çok önemli. Hepimizin şöyle geçmişine, tarihine baktığı zaman aklımızda kalan bazı hocalarımız vardır, öyle değil mi? Yani bütün hocalarımız aklımızda değildir. Unuttuklarımız vardır, ama bir de kalanlar vardır. O kalanlara baktığınız zaman, işte onlar gönlümüze hitap edenler, gönlümüze tam manasıyla girenler olmuştur. Öğrencilerine rol model olan öğretmenler, öğrencilerinin kişiliğini, hayata ve insana bakış açısını da şekillendiriyor.

 

Eğitimin Hedefi

Biz terör örgütlerinin kanlı eylemlerinde kullanacağı saf malzemeleri değil ülkemizin istikbalini kurtaracak Asım’ın Nesli gibi gençler yetiştirmek istiyoruz, derdimiz bu. Bizler batıya öykünen, kendi milletinden tiksinen sömürge ajanları değil; kendini bilen, tarihini bilen, medeniyet değerlerini özümsemiş fikir işçileri yetiştirmeyi hedefliyoruz, hedefimiz bu. Marjinal ideolojilerin kalıplarına sıkışmış, zihni formatlanmış, at gözlüğüyle dünyaya bakan gençlerin hangi okulu bitirirse bitirsin ne bu ülkeye, ne de bu millete sunacağı bir katkı yoktur. Millî ve manevi değerlere yabancı, evrensel olmaktan uzak bir eğitim anlayışının toplumumuzda ne tür sıkıntılara sebep olduğuna hepimiz bizzat şahit oluyoruz. Gerek PKK ve DHKP-C gibi etnik ve mezhebi farklılıkları kaşıyan örgütlerin, gerekse DEAŞ ve FETÖ gibi dini kavramların arkasına saklanan yapıların en büyük istismar alanı eğitim-öğretimdeki hatalardır. Bu ülkenin yüzlerce yıllık tarihî ve kültürel birikimine yabancı eğitim-öğretim politikaları maalesef çatışmacı, hastalıklı, çift kişilikli nesillerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Fetullahçı terör örgütü FETÖ, zamanın gerisinde kalan, toplumun temel değerlerinden uzak, jakoben ve baskıcı bir eğitim politikasının ürünüdür. FETÖ’ye beklediği fırsatı sunan, uzun dönem belli okulların, belli makamların, belli mesleklerin bu ülkenin asli evlatlarına adeta kapatılmış olmasıdır. Bu çarpıklık meydanı, kapıdan alınmayınca bacadan girmeye çalışan FETÖ gibi simsarlara bırakmıştır.  12 Eylül darbesinden sonra özellikle 28 Şubat müdahalesinin sonrasında, milletin zeki ve başarılı çocukları, adeta bu örgütün kollarına zorla itilmiştir. Sınav kazandırma, iyi eğitim, başarılı kariyer gibi göz boyayan sloganlarla ailelere nüfuz eden FETÖ yüzünden bugün ülkemizde kayıp bir nesil oluştu.

Bir tek evladımızın dahi bu tür insanlık düşmanı yapıların eline düşmesine gönlümüz razı gelmez. Hangi terör örgütü tarafından devşirilirse devşirilsin, hiçbir evladımızın kaybolmasına, vatanına, milletine, devletine, anne-babasına ihanet etmesine gönlümüz razı değil. Bu şer odaklarına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Öğretmenlerimiz sorumlulukları ve meslekleri itibariyle bu mücadelenin en ön safında yer almalıdır, zaten yer alıyorlar.

Yaptığı işin bilincinde olan bir öğretmenin herhangi bir terör örgütüne sempati duyabileceğine asla ihtimal vermiyorum. Sıfatı ne olursa olsun bu milletin dişinden, tırnağından, çocuklarının rızkından artırdığı kaynaktan maaş alırken, memuru olduğu devlete kılıç sallayan kim olursa olsun bunları asla affetmeyeceğiz. Terör örgütleriyle mücadeleyi sürdüreceğiz.

 

Bin Yıllık İrade, 1400 Yıllık Karakter ile

Önümüzdeki dönemde tüm mesaimizi, altyapı imkânları bakımından çok önemli bir seviyeye getirdiğimiz eğitimi, nitelik ve kalite olarak da arzu edilen seviyeye taşımaya hasredeceğiz. İnsan ve hayat değiştikçe, çağın şartları farklı hâle geldikçe, eğitim-öğretim sistemi de buna göre güncellemesi yapılarak devam edecektir. Biz de müfredat başta olmak üzere sistemdeki güncellemeleri süratle yaparak inşallah yolumuza devam edeceğiz. Dünya siyasetinde hak ettiğimiz konuma gelmek istiyorsak, tıpkı Selçuklular ve Osmanlı gibi kendi zamanlarının ötesine geçebilen bir eğitim sistemine sahip olmak zorundayız. Atalarımız ne demiş? ‘Emek olmadan yemek olmaz’; önce emek, sonra yemek. Ben geleceğimizin çok daha aydınlık, çok daha parlak olduğuna inanıyorum. Yeni Türkiye’nin doğuşunu artık hiç kimse engelleyemez. İnşallah yeni Türkiye’yi eğitimle-öğretimle, hikmetle, topyekûn bir kalkınma hamlesiyle hep birlikte inşa edeceğiz. Üstat Nurettin Topçu’nun veciz ifadesiyle, ‘Bin yıllık irade, 1400 yıllık karakter’ ile yeni Türkiye’yi inşa edeceğiz. Ben sizlerin bu mesuliyeti bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hakkıyla taşıyacağınıza yürekten inanıyorum.

Mesleğinizi yaparken aşkınız, sevdanız, fedakârlık duygunuz daim olsun. Öğretmenlerimizi bu mutlu günlerinde tekraren tebrik ediyor, sevgili yavrularımıza öğretmenleriyle birlikte başarılar diliyorum. Rabbim yar ve yardımcınız olsun.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: