15 Ağustos 2016 Pazartesi, 08:43
Mustafa Işıldak
Mustafa Işıldak [email protected] Tüm Yazılar

İŞTE TABLO BU!

İŞTE TABLO BU! Demokrasi Nöbetleri finalinin yapılacağı 7 Ağustos Pazar günü “birinci memleketim” Adıyaman’da, meydanda idim. Sağımda “Sünni”, solumda “Alevi” bir dostum vardı. İlk ve şimdiki Cumhurbaşkanlarımızın portrelerinin asılı olduğu Hükümet Meydanında, çalınan marşlar ve türküler eşliğinde ellerinde ay yıldızlı bayraklarla on binler sevinç içinde idi. Saat 17.30’da yaklaşık 20 bini bulan halk, “değerli bir […]

İŞTE TABLO BU!

Demokrasi Nöbetleri finalinin yapılacağı 7 Ağustos Pazar günü “birinci memleketim” Adıyaman’da, meydanda idim. Sağımda “Sünni”, solumda “Alevi” bir dostum vardı.

İlk ve şimdiki Cumhurbaşkanlarımızın portrelerinin asılı olduğu Hükümet Meydanında, çalınan marşlar ve türküler eşliğinde ellerinde ay yıldızlı bayraklarla on binler sevinç içinde idi. Saat 17.30’da yaklaşık 20 bini bulan halk, “değerli bir yetkili”nin anlatımına göre sonraki saatlerde metrekareye düşen insan sayısına göre yapılan hesaplamada 30 bini bulmuştu. Finaller, görkemli olması açısından sadece il merkezlerinde yapıldığından ilçelerden gelenler de vardı. Aileler hasırlar üzerinde oturmuş, yer bulamayan gençler ancak Atatürk büstü kaidesinde yer bulabilmişti. Adının Ahmet Tamer olduğunu öğrendiğim davudi sesli sunucu, halkın heyecanını diri tutmak için adeta profesyonellere taş çıkartıyordu. Belediye Başkanımız Hüsrev Kutlu kısa konuşmasına “Ey Amerika, ayağını denk al, CIA ajanlarını al götür…” diye başlıyordu. 250’ye yakın demokrasi şehidimizin ruhuna okunan Kur’an, huşu içerisinde dinleniliyor, darbe gecesi ve sonrasında halkın bedenlerinin ve manevi duygularının diri kalmasını sağlamak için müftülüklere gönderdiği genelge ile minarelerden sürekli sala okutturan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in alanda kurulan iki dev slayttan naklen yayınlanan duasına topluca “Amin” deniliyordu. Bir siyasi partiye mensup 20-30 gencin elleriyle kendi siyasi işaretlerini yapmaları karşısında; “hiçbir resmi sıfatı olmayan bir vatandaş” tarafından gençlerin mensup olduğu partinin il başkanına durum SMS’le kibarca bildirilerek günün anlam ve önemine şık düşmeyen bu görüntüye müdahale etmesi rica ediliyordu. Belki bu mesajın etkisiyle, belki başka bir nedenle o siyasi işaretler artık görülmüyor, muhtemel provokasyon veya karşı tepkilerin önü de böylece “sessizce” kesilmiş oluyordu. Demokrasi ve duyarlılık açısından özlenen tablo işte bu idi. Belediye’nin gezici temizlik görevlileri ellerinde çöp poşetleri ile “demokrasi aşkımızı süpürmek(!)” için değil de, alandakilerin atıklarını toplamak için çalışıyordu. Alanın, 5 Ağustos’ta gittiğim Ankara Kızılay Meydanı’ndan daha temiz olduğunu gördüm.

Araç otoparkı damındaki üç asker dışında çevredeki yüksek binalardan İskender 85 Lokantası ve Defne Yaprak Döner ile Mali Müşavir Mehmet Çalışkan’ın mekânlarının damında keskin nişancı olabilecek güvenlik görevlileri görülüyordu. Gazeteci Metin Harıkçı otopark damındaki askere su ikram ediyor, Ruhi Akan ise elinden ve gözünden düşürmediği fotoğraf makinesi ile sürekli görüntü alıyordu. “Mekân sahibimiz” DSİ’ye ait olduğunu öğrendiğim dron cihazı havada görüntü alıyordu. Önerim bu görüntülerin sadece DSİ veya güvenlik güçlerinin arşivlerinde kalmayıp bir bölümünün televizyon veya youtube’ta kamuoyuna da açılması… Her kriz bir fırsat yaratırmış. 15 Temmuz menfur darbe girişiminden dolayı oluşan krizin yarattığı fırsatlardan birinin dron görüntülerinden de izlenebileceği üzere ülkemizde milliyetçilik ve halkçılık duygularının yükselmesine sebebiyet vermesidir, diyebiliriz.

Ha… Duygudan söz ettik te Demokrasi Şehitleri adına açılan yardım hesaplarına bu duygu ne kadar yansıyor ve yansıyacak acaba? Alanlara akın eden insanların yarısı en azından 5’er- 10’ar lira bağışlar mı? İnşallah…

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Ağustos’taki finali son anda 3 gün uzatmasıyla 27 güne çıkan Demokrasi Nöbetlerinde bazı özel ve resmi kuruluşların alandaki halka ve görevlilere Adıyaman’da döner, dürüm kebap, çiğköfte ve su gibi içecek ve yiyecek ikram ettiklerini duydum. Hepsine teşekkür ediyorum. Sosyal açıdan bu tür toplumsal ikramda bulunmayanlara “ceza” verilmez, ancak yapanlara “mükafat” verilir. Gösterdikleri duyarlılıkla samimi olarak bu tür katkı sunanlara; “silahlı iradelerin” değil, “silahsız milli iradenin” valisi olduğunu ve olacağını kanıtlayan Valimiz Abdullah Erin tarafından birer “Teşekkür Belgesi” verilerek onore edilmelerinin isabetli olacağına inanıyorum.

Son bir paragraf; Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” sözünden aldığım esinle olacak ki anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması ve olmayasıca 12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümü münasebetiyle 2010 yılında kaleme aldığım bir yazıda “Bu tür yazıları Allah bir daha yazdırmasın” demiştim. Bu kez Allah’a şükür, darbe yanlısı “general”ler değil de demokrasi yanlısı “hürgeneral”ler” kazandı ise de yine de aynı duayı tekrarlamak istiyorum:

“Bu tür yazıları Allah bir daha yazdırmasın.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: