Son Dakika
17 Ekim 2017 Salı
15 Aralık 2016 Perşembe, 08:01

İşte Gülen   Merhum Aytunç Altındal Papalık tarafından atanan 20 kardinal olduğu, bunlar içerisinden 2 tanesinin yüz yıldır kullanılmadığı halde 2 tane gizli kardinal çıktığını belirtmiştir. Bunu Aytunç Altındal Habertürk tv- de Pelin Çift-le yaptığı konuşmada söylemiş ancak isim olarak kimin olacağını reklam arasında söyleyeceğini bildirmişti. Pelin Çift Trt-de 28 Eylül 2016 Gündem Ötesi konuşmasında […]

İşte Gülen

 

Merhum Aytunç Altındal Papalık tarafından atanan 20 kardinal olduğu, bunlar içerisinden 2 tanesinin yüz yıldır kullanılmadığı halde 2 tane gizli kardinal çıktığını belirtmiştir.

Bunu Aytunç Altındal Habertürk tv- de Pelin Çift-le yaptığı konuşmada söylemiş ancak isim olarak kimin olacağını reklam arasında söyleyeceğini bildirmişti.

Pelin Çift Trt-de 28 Eylül 2016 Gündem Ötesi konuşmasında bunu açıklayarak, reklam arasında Aytunç Altındal- ın eline bir kağıt alarak Fethullah Gülen yazdığını ifade etmiştir.

Ve Gülen 1998 yılında Papalık tarafından Hristiyanlığı temsilen gizli kardinal olarak seçilmiştir.

*Bu ifşaattır ki, hanımının da ifadesiyle hiçbir rahatsızlığı olmayan Altındal, zehirlenerek öldürülmüştür.

*HAVARİLİ KABARTMALAR

Gülen odasında ilginç tablo ve biblolar var. Bunlardan biri Hz. İsa’nın sadık 2 havarisi olan Aziz Paul ile Aziz Peter’in figürleri olan bir kabartma.

-Gülen’in, İzmir’de görev yaptığı Kestane Pazarı semti özel olarak seçildi. Çünkü burası, tıpkı Pensilvanya’daki gibi Cizvit papazlarının eğitim aldığı bir yerdi.

Fetullah Gülen, 1988’de para toplattı. Necdet Başaran’ı Pensilvanya’ya yolladı ve bugünkü çiftliğinin olduğu arsayı aldırdı. ABD’ye gideceğini, o zaman planlamıştı!

*KASIM GÜLEK Güleni en çok etkileyen adam.

MOON Tarikatına mensub, Chp sekreteri, Mason ve öldüğünde cenaze namazını Gülen kılıyor.

Gülen 1999 yılında Abd- ye numaradan kaçtığında aslında yerleşmek için gittiğinde ona orada oturma izni alan ise Kasım Gülek- in kızıdır.

Onun da izin aldığı kimse ise, eski Cıa Başkanı olan GREND FULLER- dir.

CIA Gülen okullarıyla dünyanın her tarafında özellikle İslâm ülkelerinde okullar açıyor. Her yere uzanıyor.

*Düşündürmesi açısından iktibas ettiğim notlarda;

Bediüzzaman inna ateyna-nın sırrı adlı eserinde; Evet 1222‟de (1806) Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi hilafete karşı o tarihden itibaren isyana başladığı gibi, aynen 100 sene sonra da 1322 (1906) ve bir cihette 1324‟de (1908) Mason komitesi Hürriyet adı altında hilafete karşı isyanlarına başlamışlardır. 100 sene sonra yani 1422‟de de (Miladî 2001‟de veya 2006,da) Büyük Deccal‟in gelmesine işaret etmektedir ki aynen vuku bulmuştur.

-“Meşhur Temim-i Darî hadîsinde bildiriliyor ki “Deccal bir adada bulunuyor.” İşte hadîs-i nebevînin işaret ettiği o ada İngiltere‟dir. Yani Deccaliyetin menbaı İngilizlerdir. Evet, İngilizler miladi 19. yüzyıl, hicri 13. asrın ortasından itibaren Afrika‟yı ve başta Hindistan ve Afganistan olmak üzere Asya‟yı, Ruslarla ve Fransızlar‟la beraber işgal ederek Alem-i İslam‟ı esaret altına almaya başladılar. Daha sonra yine Rusları da tahrik edip meş‟um 93 harbiyle alem-i İslam‟ı esaret altına aldılar. 40 sene sonra yine Rusları tahrik edip 1. Harb-i Umumi ile Osmanlı‟yı parçaladılar. 22 sene sonra İngiltere, Rusya‟yla ve Fransa ve Amerika ile ittifak ederek 2. Harb-i Umumi‟yle Hıristiyanlıkta mutaassıb Almanya ve İtalya‟yı ezdiler. İngiltere bu harbin arkasından Amerika, Fransa, Rusya ve Çin ile Birleşmiş Milletleri kurup Amerika‟yı bu Birleşmiş Milletler‟in başına getirdi.(Esrarnama-den)

*Bütün dünyanın ve bütün hilelerin melikesi de Mehdî‟ye karşı çıkar ki o melikenin ismi zaniyedir (Amerika). Bu melike o gün bütün dünyayı dalalet ve küfre sevkeder.(Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd-216) (Esrarnama-den)

*Zaman Gazetesi Yazarlarından Ahmet ŞAHİN ise köşesinde yazdığı yazıda FETO’nun demek istediğini şu cümleleriyle özetlemiş: “Ehli Kitap ile amentüde ittifak halindeyiz. Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan kelime-i tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp, bir kemâl mertebesidir.” (Ahmet ŞAHİN, Zaman Gazetesi – 17.04.2000.Her ne kadar kendisi Hüseyin Gülerce ile yaptığı telefon bağlantısında böyle kastetmediğini söylese de, ok yaydan çıkmıştır.)

-Gülen ve cemaatın yazdığı eserlerde de aynı konu işlenmektedir.[1]

Oysa bu konuda Bediüzzamanın verdiği hüküm gayet nettir;

“Saniyen: Mektubunuzda “Mücerred –La ilahe illallah- kâfi midir? Yani –Muhammedur rasulullah- demezse ehl-i necat olabilir mi?” diye, diğer bir maksadı soruyorsunuz. Bunun cevabı uzundur. Yalnız şimdi bu kadar deriz ki: Kelime-i Şehadet’in iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini ispat eder, birbirini tazammun eder, biri birisiz olmaz. Madem Peygamber Âleyhissalâtü Vesselâm Hâtemü’l-Enbiyadır, bütün enbiyanın vârisidir. Elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrâsından hariç hakikat ve necat yolu olamaz…”

Neden bir cüz-ü hakikat-ı imaniyeyi inkâr eden kâfir olur ve kabul etmeyen Müslüman olmaz? Halbuki, Allah ve âhirete iman, birer güneş gibi o karanlığı izale etmek lâzım geliyor. Hem neden bir rükün ve hakikat-i imaniyeyi inkâr eden mürted olur, küfr-ü mutlaka düşer ve kabul etmeyen İslâmiyetten çıkar? Halbuki sair erkân-ı imaniyeye imanı varsa, onu küfr-ü mutlaktan kurtarmak lâzım geliyor.

Elcevap: İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü, herbir rükn-ü imanî, kendini ispat eden hüccetleriyle, sair erkân-ı imaniyeyi ispat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam olur. Öyle ise, bütün erkânı bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl, hakikat nazarında birtek rüknü, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez. Belki adem-i kabul perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî yapabilir…

Demek imanın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Herbirisi umumunu ispat eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzî kabul etmez ve inkısamı imkân hâricindedir. Nasıl ki, kökü göklerde tûbâ ağacı gibi, herbir dalı, herbir meyvesi, herbir yaprağı, o koca ağacın küllî, tükenmez hayatına dayanıyor. O kuvvetli ve güneş gibi zâhir o hayatı inkâr edemeyen, birtek muttasıl yaprağın hayatını inkâr edemez. Eğer etse, o ağaç, dalları ve meyveleri ve yaprakları sayısınca o münkiri tekzip edecek, susturacak. Öyle de, iman, altı rükünleriyle aynı vaziyettedir…

Ve tam anlaşıldı ki, bir Müslüman bir hakikat-ı imaniyeyi inkâr etse, küfr-ü mutlaka düşer. Çünkü, başka dinlerin icmallerine mukàbil İslâmiyette tam izahat verilmiş, rükünler birbiriyle zincirlenmiş. Muhammed Âleyhissalâtü Vesselâmı tanımayan, tasdik etmeyen bir Müslüman, Allah’ı da sıfâtıyla daha tanımaz ve âhireti bilmez. Bir Müslümanın imanı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkârda hiçbir özür kalmıyor, âdeta akıl kabulde mecbur oluyor.(Risale-i Nur Külliyatı / 11. Şuâ / 9. Mes’ele)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: