Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
29 Mayıs 2015 Cuma, 09:19

İstanbul’u Fetheden Ruh   Gemileri kara’dan yürüten ruh… Bu ruh, ruh çağırma meraklılarının oyun ve eğlence vasıtası olan nesne değil. Maddeden başka varlık tanımaz gözüken sivri akıllıların habersiz olduğu ruhtur. Bu ruh, bugünkü delikanlıların kârını zararını ayırt etmediği yaş olan 21’nde, devrinin en güç işini alnının akıyla başaran ruhtur. Bu ruh, pazusunun kuvveti ve zekâsının […]

İstanbul’u Fetheden Ruh

 

Gemileri kara’dan yürüten ruh… Bu ruh, ruh çağırma meraklılarının oyun ve eğlence vasıtası olan nesne değil. Maddeden başka varlık tanımaz gözüken sivri akıllıların habersiz olduğu ruhtur.

Bu ruh, bugünkü delikanlıların kârını zararını ayırt etmediği yaş olan 21’nde, devrinin en güç işini alnının akıyla başaran ruhtur.

Bu ruh, pazusunun kuvveti ve zekâsının kıvılcımlarını kan ve ter ile boyayarak çağ açan, çağ kapatan ruhtur.

Bu ruh, ilmî ve bilimsel inkışafların önünden giderek havan topunu icad eden, feodalizmin sığınağı olan kalelerin surlarını delik deşik edecek muazzam topları yapan ruhtur.

Bu ruh, maddi imkânların etkisiz kaldığı sanılan anda gemileri karadan yürüterek Haliç’e indiren ruhtur.

Bu ruh, şefaatine kavuşmayı en büyük amaç saydığı Kâinatın  Efendisi(s.a.s)’nin müjdesine mazhar olabilmek için Kostantiniye’yi fetheden ruhtur..

Bugünkü keşmekeş halimize bir çare bulmak istiyorsak, içine düştüğü buhrandan gençliğimizi çekip çıkarmak istiyorsak, yarınımızı emniyet ve güvende görmek istiyorsak, bu ruhu iyi tanımak mecburiyetindeyiz. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta devlete baş kaldıran zakkum meyvelerinden kurtulmanın başka yolu yoktur.

562 sene önce tarihe karıştırılan Bizans hortlaklarını yeniden bu topraklarda görmek, o zihniyetin bu asırdaki temsilcilerine rastlamak, Konstantinopolis’i İstanbul yapan yüce Sultanı mezarında rahatsız eder ve etmektedir.

Mehter takımının şevkle vurduğu;

“Duyarak bakışan gözler görüyor / Fatih Topkapıdan şehre giriyor” marşını duyduğum zaman kendi kendime düşünüyorum. Acaba Fatih gerçekten şimdi fethettiği şehre girmeye kalksa, ne gibi bir reaksiyon gösterirdi?

Avrupa’lidan farksız, Frenkler gibi giyinen, her haliyle onların taklitçisi olan bizleri yani torunlarını tanıyabilir miydi? Türbesinin önünden geçtiği halde kendisine bir Fatiha okumasını bilmeyenleri önüne katıp Haliç’e doldurmaz mıydı? En önemlisi, kıyamete kadar cami olarak vakfettiği Ayasofya’yı hâlâ ibadete açmayan torunlarını affeder miydi?

Bugün, yüce fethin 562. Yıldönümü. Hem de mübarek Cuma. Fatih’in torunlarının yaptığı câmilerden ezan sesleri yükselirken, Ayasofya mahzun… Ayasofya üzgün… Fâtih’in varisleri ise kendi içlerinden çıkan hâinleri temizlemekle meşgul… Sanki, Ayasofya’nın melâli, vatanın keşmekeşi ile irtibatlı gibi duruyor. Bu mâbedin zincirleri çözüldüğü ve fethin anlamına uygun nesiller yetiştirildiği gün, memleketi saran kara bulutların da defolup gideceği gün olacaktır.

Madde, mânâ ile kaimdir. Manevi ruh’un olmadığı nesiller kör, topal ve sağırdır.

Bu mubarek Cuma gününde Fatih Sultan Mehmed’i rahmetle anıyor, fetih şehitlerinin ve gazilerinin ruhları şâd, mekânları cennet olsun diyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: