Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
27 Temmuz 2016 Çarşamba, 07:26
Üzeyir Ergül
Üzeyir Ergül [email protected] Tüm Yazılar

İstanbul Üzerine Bir Karalama…

İstanbul Üzerine Bir Karalama…   Bölüm Şehrin kalabalığı içinde Marmara Denizinin ev sahipliği şehri ıssızlaştırıyor biranda. Karşınızda duran şehrin kalabalığının yerini gözlerinizin görebildiği ölçüde beton yığınları alıyor şimdi. Hiçbir yaşam belirtisi yok gibi karşınızda duran şehirde. Aynı gemide bulunduğunuz kişileri saymazsanız eğer nüfusu milyonlarla ifade edilen şehir kimsesizliğe terk edilmiş gibi duruyor. Hiçbir yaşam belirtisi […]

İstanbul Üzerine Bir Karalama…

 

  1. Bölüm

Şehrin kalabalığı içinde Marmara Denizinin ev sahipliği şehri ıssızlaştırıyor biranda. Karşınızda duran şehrin kalabalığının yerini gözlerinizin görebildiği ölçüde beton yığınları alıyor şimdi. Hiçbir yaşam belirtisi yok gibi karşınızda duran şehirde.

Aynı gemide bulunduğunuz kişileri saymazsanız eğer nüfusu milyonlarla ifade edilen şehir kimsesizliğe terk edilmiş gibi duruyor. Hiçbir yaşam belirtisi yok. Yaşanan ne varsa kendisinde, hepsi beton yığınlarının içine gömülmüş gibi.

Peki, şehrin içindeyken böyle mi? Bazen ya da hiçbir zaman…

Oysa hiçbir şey görüldüğü gibi değil. Şehir aynı anda hem çok kalabalık oluyor hem de çok ıssız. Sizin bulunduğunuz zamana ve mekâna ve ruh halinize göre hallere bürünüyor.

Bazen kaçmak istiyorsunuz kalabalıktan bazen de kalabalığın içinde yalnızlaştığınızı fark ediyorsunuz. Bazen de kalabalık ile birlikte aynı yöne doğru yolculuk yaparken buluyorsunuz kendinizi.

Herkesten bir şey var bu şehirde. Her gelen kendinden bir şeyler eklemiş gibi. Gidenlerinde izleri duruyor hala.

Tepeleri, camileri, kiliseleri ve diğer tarihi ve güncel dokusu ile herkesi kendisine çağırıyor gibi. İşçisinden patronuna, zengininden fakirine, yerlisinden yabancısına herkesten bir şeylerle zamanın akışı içinde ilerliyor yaşam bu şehirde.

Benim için İstanbul tarihi yarımada demek. Tarihi dokusu yeni yapılara direnmeye çalışan tarihi yarımada. Kartpostal görünümlü tarihi yarımada şehri bir saate benzetirsek eğer saatin pilleri gibidir. Burada hayatı durdurursanız eğer tüm İstanbul’da zamanı durdurmuş olursunuz.

Hep bir yerlere bir şeyler yetiştirme telaşı içerisinde hızlı hareket eden kişiler şehrin enerji kaynakları gibi duruyorlar. Bir su değirmenini harekete geçiren suyun varlık gerekçesi bu insanların varlığını anlatmaya yeter sanırım.

Herkes kendi hikâyesinin başrolünü oynuyor. Ama hiç kimsenin hikâyesi bir başkasınınkinden bağımsız değil. İç içe geçmiş tüm hikâyeler. Kişiler ve hikâyeler farklı olsa da mekân ve zaman herkes için aynı. Akşamları köşelerine çekildikleri evi saymazsak eğer.

İyisi ve kötüsü ile doğrusu ve yanlışı ile en büyük yardım ve yatakçıdır İstanbul şehrin sakinlerine.  Ne kaçabilirsiniz ondan nede tam olarak kendinizi ait hissedebilirsiniz. Günün, yılın, ayın yorgunluğunu atmak için hep bir kaçamak zaman ararsınız.

Herkes İstanbulludur biraz.  Herkesten bir şeyler zamanında gelmiştir buraya. Ve gelmeye de devam etmektedir. Dışardan gelenlere hayran bıraktırıyor kendisini.

Nice yazarlar kaleme aldı bu şehri. Her yazar ya da şair kalemleriyle anlatamaya çalıştılar kadim şehri. Hep bir şeyler yarım kaldı ve sonradan gelen yazarlar o eksikleri tamamlamak için yeniden kitaplar yazmaya başladılar. Ama hiçbiri tamamlayamadı bu şehri.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: