Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
19 Kasım 2014 Çarşamba, 10:58
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

İşsizlik Aldatmacası Ve Fakirlik Edebiyatı

İşsizlik Aldatmacası Ve Fakirlik Edebiyatı   Hemen herkesin ve herkesimin diline pelesenk ettiği memlekette işsizlik sorunu üzerinden birileri rant devşirmeye devam ediyor. Siyaset baronlarının iktidarda iken işsizlik sorununu görmemeleri, muhalefette kalınca, oy devşirmek için başvurdukları kaynak, işsizlik problemidir. Yani anlayacağınız kolay yollu rant sağlamanın, oy devşirmenin yolu, bizim memlekette işçiler ve işsizler üzerinden sağlanıyor. Doğru, […]

İşsizlik Aldatmacası Ve Fakirlik Edebiyatı

 

Hemen herkesin ve herkesimin diline pelesenk ettiği memlekette işsizlik sorunu üzerinden birileri rant devşirmeye devam ediyor.

Siyaset baronlarının iktidarda iken işsizlik sorununu görmemeleri, muhalefette kalınca, oy devşirmek için başvurdukları kaynak, işsizlik problemidir. Yani anlayacağınız kolay yollu rant sağlamanın, oy devşirmenin yolu, bizim memlekette işçiler ve işsizler üzerinden sağlanıyor.

Doğru, bu memlekette yığın yığın işsiz insanlar kol geziyor. Üniversite mezunu gençler kaldırımlarda avare avare geziniyor. Kahvehaneler her gün dolup taşıyor. Amenna.. Peki bütün suç devletin midir? Bu insanların hiç mi suçu, kabahati yok? Bir de madalyonun öteki yüzünü görmemiz gerekmez mi? Neden hep öküzün altında buzağı arar dururuz? İğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkalarına batırmamız gerekmez mi?

İşsizlik ortamının oluşmasında devlet kadar vatandaş da sorumludur. Vatandaş, kendi üzerine düşen sorumluluk duygusuyla hareket etmediği müddetçe sorunların ardı arkası kesilmez.

Devlet 8 yıl kesintisiz eğitim sürecinde san’at ve mesleklerden insanlarımızı kopardı. Uyguladığı yanlış eğitim politikalarıyla eğitimi bütünüyle çıkmaz sokaklara yönlendirdi. Ve yine yanlış eğitim poltikaları yüzünden Meslek Liselerine olan ilgi ve rağbeti tümüyle bitirdi. İmam-Hatip Liselerinden intikam alıp kökünü kurutayım derken diğer meslek Liselerinin de canına okudu. Ve bunca yıllarımız heba olup giderken, sorumlular gurur duydular, eserleriyle!

Bu memlekete Vali, Kaymakam, Mühendis, Doktor, Hakim, Savcı lazım olduğu kadar; tornacı, tesviyeci, mobilyacı, tamirci, elektrikci, marangoz, berber, terzi ve temzlikçi de lazımdı. Ama gel gör ki zenaat ve meslek grupları angarya sınıfından sayıldı, meslek erbabına gerekli ihtimam ve önem gösterilmedi. Meslek Liselerinin önü kapatılınca herkes o okullardan kaçışmaya başladı.

Önceki yıllarda halk arasında “san’at altın bileziktir” sözü çok yaygın idi. Herkes çocuğunun bir sanat sahibi olması için kolundan tutar, bir meslek erbabına teslim eder ve “ eti senin kemiği benim” diyerek çocuğunun ele güne muhtaç olmaması için iyi, yetişmiş, kalifiye birer sanat erbabı olmasını sağlardı. Şimdilerde ise meslek erbapları eleman bulamıyor ve bütün san’at dalları can çekişiyor. Hiçbir meslek dalında kalfiye eleman bulmak mümkün değil. Dolayısıyla bütün sanat ve mesleklerin geleceği Allah’a emanet!

Hem iş bulamıyoruz, memlekette işsizlik var diyoruz hem de iş beğenmiyoruz. Yani hem kel hem foduluz. Hiç bir yetenek ve beceri kazanmadan hiç bir marifete sahip olmadan kolay yoldan devlet kapısından maaş bekliyoruz.  Özel sektörün verdiği maaşı ve imkanları beğenmiyoruz.

Kim ya da kimler istismar ederlerse etsinler. Ama realite budur. Meselenin bir başka yönü ise daha da trajikomiktir. Devlet sosyal devletliğini göstermeye çalışıp işsize, aşsıza maaş bağlamaktadır. Öğrenci parası, dul parası, yetim parası, çeyiz parası, hasta parası, hasta bakıcı parası, kör kötürüm parası adı altında verdiği onlarca kalem maaşdan da memnun olmayan vatandaş, tenbel tenbel sokakları boylamakta mahzur görmemektedir. Ve bunun neticesinde de iş beğenmemekte, maaş beğenmemektedir. Kimse fakirlik edebiyatı yapıp istismar etmesin bu konuyu Allah aşkına… Oy devşirmek için başka çarelere bakın siz…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: