Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
04 Nisan 2017 Salı, 10:32
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

İŞİNİ İSTEMENİN NERESİ YANLIŞ?..

İŞİNİ İSTEMENİN NERESİ YANLIŞ?.. OHAL ne zaman nasıl sona erecek belli değil. İki dudak arasından çıkacak her lafın derin gedikler açtığı toplumsal hafızamızın huzura ihtiyacı olduğunun herkes farkında. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Nereden ve nasıl aralasan bir kapıyı, bin ah! İşitiyorsun çünkü. Ahların, vahların gökyüzüne kara bir bulut gibi yükseldiği, mağduriyetlerin onulmaz yaralar oluşturduğu KHK’lar […]

İŞİNİ İSTEMENİN NERESİ YANLIŞ?..

OHAL ne zaman nasıl sona erecek belli değil. İki dudak arasından çıkacak her lafın derin gedikler açtığı toplumsal hafızamızın huzura ihtiyacı olduğunun herkes farkında.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Nereden ve nasıl aralasan bir kapıyı, bin ah! İşitiyorsun çünkü. Ahların, vahların gökyüzüne kara bir bulut gibi yükseldiği, mağduriyetlerin onulmaz yaralar oluşturduğu KHK’lar ve OHAL bir an önce bitirilmeli ve normal yaşama dönülmeli

Üç maymun dedikleri davranışsallığın ve düşünsel dünyanın girdabındaki KHK’zedeler için geçen her bir zaman, oluşan acıların çoğalmasına hizmet ettiği de ortada. Yedi aya yakın zaman geçti. Neler oldu peki?…

İlk çıkarılan ihraç kararnamelerinden bu güne on binlerce kamu görevlisi işinden edildi. İki dudaktan çıkan terörle irtibat sözcükleri binlerce evin ocağına ateş gibi düştü.

Sorgusuz sualsiz işlerinden edilenler, başvuracakları mercilerden de olumlu sonuç alamadı. Geri dönebilme umudu taşıdılar. “At izi it izine karıştı” sözünün sarf edildiği günden bu yana göreve iadeler umulduğu gibi olmadı.

Yalnızlığa mahkûm edilen ve toplum dışına ötelenen KHK mağdurlarının sesini kimse duymadı. Duyulması da beklenmedi. Çünkü kamuda emeğiyle geçinen ve bir gecede terör damgası vurulan bu insanlar artık kara civcivdiler. Cüzzamlı, düşman ya da öteki!.. sesi çıkanlar ya yaka paça gözden ırağa itildi ya da yasaklarla evlerine hapsolmaları sağlandı. Buna rağmen İŞİMİ İSTİYORUM naraları kesilmedi. Nasıl kesilsin, konu olan; EMEK ve uğranılan durum; HAKSIZLIK!..

Yıllarca birlikte çalıştığı iş arkadaşları dahi selamı sabahı kesti. Ya da ailesinden azar işitti. Çevreden de soyutlanır oldu. Terörist damgası yemişti bir kere. Sahip çıkanlar da oldu tabi. Birbirine destek olanlar da ve dayanışma gösterenler de. Ancak hal böyle değil sadece. Suç ne? Kime ve neye göre?

Hak etmediği halde önemli mercilere atamaları yapılan, yükselmelerinde herhangi bir beis görülmeyenler olmuştur. Tüm kapıların gönül rahatlığınca açıldığı kişiler de olmuştur. Liyakate göre değil adamcılığa göre hareket edildiği de aşikâr. Ama gel gör ki hak ettiği halde dışlanan, ötelenen ve yükselmeleri engellenenlerin suçu günahı neydi de ihraç furyasına dahi edildi.

Her kriz dönemlerinde ve her çalkantılı dönemde tokat atılan, halkın derdinden başka dert edinmeyen, insani yaşamı ilke edinenlerin, hayata daha demokratik pencereden bakanların suçu günahı neydi. Kardeşçe bir yaşamın mümkün olabileceğini, kimseyi incitmeden de mutlu olunabilineceğini savunan ve emeğinin hakkını vererek çalışılmasının önemini, gereğini ülke adına sorumluluk bilinciyle yerine getiren emekçilerin Allah aşkına suçu günahı neydi de atıldılar. Barış içinde bir hayat çok mu güç ki?

Ne acı bir garabet ki çetele atılarak listede adı geçen her emekçi kamudan temizlenen bir “çöp” olarak tanımlandı. Yıllardır çalıştığı kurumdaki arkadaşlarından uzaklaştırılması, birlikte çalışma hayatını paylaşan emekçilerden dışlanması sosyal barışı da huzursuz kılmaz mı, kılmıyor mu? Terör kelimesi bıçak gibi kesti dostluğu, insanlığı, sevgiyi. Aynı gökyüzünde solunan hava, kimi zaman aynı kapta yenilen bir yemek veya aynı masa etrafında edilen neşe içindeki sohbetler tükeniverdi aniden. Ekmek ve adalet uğruna bir arada bulunan insanların özgürlüğü yoksa ekmeğin ne tadı kalır ne de insanın mutluluğu.

OHAL halimize dokundu bir kere. Ne bir haber yapıldı KHK adına ne de ekmeğinden edilenler için. Üç sütuna manşet yapılması gerekirken, toplumsal duyarlılık duy-muyordu. Ne televizyon programları yapılabilindi ne de gazeteler bir görüş, bir düşünce veya bir öykü kaleme alabildi, aldı.

Muhabirler, mağdur edilenlerin yaşamışlıklarını ne yazdı ne de peşine düştü. ‘Hür basın’ bu süre zarfında OHAL’e takılmıştı. Haber yapmanın OHAL’i mi olurdu yoksa. Bir insanın, bir vatandaşın, bir kamu çalışanının, -ne derseniz deyin ama- kul hakkının yenmiş olmasının haberini yapmak ta öyle kolay bir iş değilmiş demek ki. Çalışanların tüm hakları için oluşturulduğu varsayımıyla bir araya gelen kamu çalışanlarının örgütlü olduğu sendikalar da üç maymunu oynadılar. Kendi üyelerinin uğramış oldukları iş haklarının feshine ses dahi çıkarmadılar. Üyelerinin hiçbir hukuki arzına yanıt vermeyen sözüm ona yetkili sendikalar, üyelerini yüz üstü bıraktı. Sahiplenmek şöyle dursun, hak ettikleri izlenimi dahi vermekten de geri durmadılar. Konfederasyonlardan yalnız biri üyelerine sahip çıktı. Hukuki, sosyal, ekonomik dayanışma gösterip vicdani davrandı. Örgütlülüğün gereğini yerine getirip emekçilerin KHK ile işten atılmalarına karşı durdu, durmaya da devam ediyor. Bu anlamıyla onurlu duruşuyla uluslararası mecrada da KESK dayanışmayı büyütmeye çalışıyor. KESK, üyelerinin mağduriyetine destek oluyor.

Başka gözler de oldu sosyal mağduriyetleri görmeyen, görmekten imtina eden.

Köşe yazarları da yazıp çizdi diyemeyiz KHK hakkında bir yazı. Konuşsanız ‘yazar’ sanırsınız gözlüklü, sakallı veya artistik verilen pozlarıyla. Fiyakalı köşe başlıklarıyla ve iliştirdikleri e-mailleriyle ülke sorunlarını gündemleştirdiğini zannedersiniz. Toplumun sorunlarına dikkat çektiklerini ve insana yaraşır bir yaşamın mücadelesini sütunlarına taşıdıklarını keyifle okuduğunuzu düşlersiniz. Yerel basın ise içinden geçtiğimiz olağan üstü zamanı olağanmış gibi geçirmenin derdine düşmüş. Ulusal basında da pek farklı değil OHAL. Yazan da kodesi boyluyor ya da kalemi kırılıyor. Evet, bir OHAL sürecinden geçiyoruz ama CANımız yanarak, acılar çekilerek. Bir taraftan da her şey normal-miş gibi bir görüntü izleyerek.

Yok böyle bir zaman. Yok böyle bir hiç-lik. Nietzsche (Niçe) yaşasaydı bu günü yazmadan edemezdi, ki zaten HİÇ-lik ona mahsus bir durum zaten. Bir gecede YOK hükmünde sayılan on binlerce insanı İNSAN olarak varsayılmaması bizim zamanımıza kısmet oldu. Yaradandan ötürü olan sevgimiz bir seferlik hayal oluverdi. Sivil ölüm gibi bir şey yaşanılan süreç. Soğuk bir iklim kuşağındayız sanki.

Sebebi her ne olursa olsun, inanılan her ne gerekçe olursa olsun; konu olan şey; İNSANdır. CANdır. Allah’ın bir KULudur. Vicdandır!..

Yaşadığımız darbe girişiminin müsebbipleri, elinde silah tutan ve cana kıyanların cezalarını çekmesi olağandır elbet. Kamudan atılanları birer temizleme harekâtı olarak görmek inanılan değerlere de yakışmayan bir tutumdur.

OHAL hayatımıza nasıl girdiyse öyle de çıkmalı. KHK’lar nasıl yazıldıysa öyle de çekilmeli, silinmeli. Toplumsal barış için de, toplumsal huzur için de gerekli olan budur. Kıyım yapılarak iş barışı sağlanamaz. Kamuda açılan yaraların derin izler bırakacağı ve kardeşçe yürütülen çalışma barışının zedeleneceği görülmüyor mu?

OHAL bitsin! KHK’lar da geri çekilsin.

İŞİMİ, EKMEĞİMİ GERİ İSTİYORUM! feryatları duyulmalı ve bu haykırmaların vebalinin ağır olduğu bilinmeli. Ekmekle oynamanın ve hak yemenin İslam’da yerinin olmadığını bilmeyen yoktur.

İşten atılan her kamu emekçisi gibi ben de; DÖNECEĞİM elbette geri!.. ama en azından yapılan haksızlıktan geri dönülmeli. Oluşan on binlerce mağduriyet kadermiş gibi telakki edilmemeli.

Toplumsal hafızamızı sızlatan OHAL ve KHK’dan vaz geçilmeli. Her emekçinin bin bir emekle elde ettiği mesleği onurudur, emeğidir. İşimi istiyorum; Çünkü, evet çünkü; ne katil, ne hırsız ne de darbeciyim.

Geri döneceğim, geri döneceğiz!.. Bu aşk burada bitmez.

Acı çekenleri de çektirenleri de ve de sessiz kalanları da tarih unutmaz.

Ülkem insanlarına kıymayın!..

Bilinmelidir ki en iyi muhasebe insanın kendi vicdanı ile yaptığı muhasebedir.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: