20 Mayıs 2015 Çarşamba, 09:18
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya kazimcetinkaya0202@hotmail.com Tüm Yazılar

Irkçılığın Menfi Etkileri ve Sonuçları

Irkçılığın Menfi Etkileri ve Sonuçları   Menfi milliyetçilik, inancımıza göre yasaklanmıştır. Kendi kavmini üstün görme, başka kavimleri aşağılama İslâm inancına ters düşmektedir. Menfi ırkçılığı ileri sürenler tefrika tohumlarının yeşermesine sebep oldular.. Yüzyıllardır bu memlekette Türk, kürd, laz, Çerkez bir arada yaşıyoruz. Ne zaman ki toplumu ırkçılık fikrine bina etik işte o zaman sıkıntılar başladı. Anlamsız […]

Irkçılığın Menfi Etkileri ve Sonuçları

 

Menfi milliyetçilik, inancımıza göre yasaklanmıştır. Kendi kavmini üstün görme, başka kavimleri aşağılama İslâm inancına ters düşmektedir. Menfi ırkçılığı ileri sürenler tefrika tohumlarının yeşermesine sebep oldular..

Yüzyıllardır bu memlekette Türk, kürd, laz, Çerkez bir arada yaşıyoruz. Ne zaman ki toplumu ırkçılık fikrine bina etik işte o zaman sıkıntılar başladı. Anlamsız ve Zaralı fikirler bizi can evimizden vurmaya başladı.

Menfi milliyetçilerin ve unsuriyetperverlerin reisliğine soyunan ve fakat dinî inançlarında oldukça lakayd olan zat’ın birisi bu milletin bölünmesine ve parçalanmasına sebep olacak söylem ve eylemlerde bulununca ülkemin güzel insanları da zokayı olduğu gibi yuttu.

Yıllar önce kaleme alınan şu mısralar ne yazık ki menfi ırkçılığın tohumlarının başlangıcı olmuştur.

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur./ Köylü anlar manasını namazdaki duanın.

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda’nın,/ Ey Türk oğlu işte senin orasıdır vatanın!

Durkhaeimin fikirlerinden esinlenerek böyle samimiyetsiz ve demagoji dolu söylemlerle ortaya atılan din ve milliyetçilik hakkındaki düşüncelerinin birer aldatmacadan başka bir şey olmadığını aslında kendileri idrak ediyorlardı.

Ve şu beytiyle Müslümanların temel kitabı olan Yüce Yaratıcı’nın İlâhi mesajı olan Kur’an-ı Kerim’e olan düşmanlığını ve inkılap anlayışını en açık bir şekilde dile getirir:

Bir devlet ki hukukunu kendi doğurmaz,/ Kanununa “Gökten inmiş değişmez” der;

O, asla bir devlet değil, müstakil durmaz, / Değişmeyen bir varlığı taşıyamaz yer!

Mustafa Kemal’e yazdığı bir istidasında:

Sen dahîsin, buna çoktan inandık./Mefkûresiz rehberlerden pek yandık.

Garp’ta şarklı yaşamaktan usandık,/ Kurtar bizi bu karanlık zindandan.

Abdulhamit gerçi kızıl  sultandı,/ Buna nisbet yine o bir insandı.

Çok masumlar fetvasına inandı,/Kurtar bizi artık kara Sultandan!

Menfi ırkçılığın zararlarını pek hesap etmeyen zat  yine Mustafa Kemal’e başka bir istidasında hissiyatını dile getirirken bir insana olan seslenişin ötesinde seslenişi de enteresandır!

Sen yalnız bir büyük insan değilsin;/ Sende saklı nice meçhul kuvvetler.

Yalnız dahî ve kahraman değilsin,/ Hep sendedir bize mevhup nusretler.

Türk feyzinin kaynağısın, taş, durma,/İçten gelen hamleleri durdurma.

Bir insanı hata ve sevabına bakmadan böyle överken diğer taraftan yine hata ve sevabın ölçmeden Sultan Abdulhamid’i şöyle yerebilmektedir:

“Ey gece Sultanı, göçtü karanlık,/Güneş doğdu, zulüm kalamaz artık.

Hürriyet ne imiş şimdi anladık,/Hür olmak isteriz ortadan çekil,/Hükümran millettir, hükümdar değil.

Ve bu gün etki-tepki, tez- anti tez kavramlar kargaşasının yaşandığı, sap ile samanın birbirine karıştığı bir manzarayla karşı karşıyayız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: