Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
23 Mayıs 2016 Pazartesi, 08:04
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

İnsanlara dokunmadan dokunun

İnsanlara dokunmadan dokunun   Vapurla karşıya geçerken son günlerin gündemini değerlendiriyordum. Günler öncesinden AK Parti’de Binali Yıldırım’ın genel başkan ve başbakan olacağını, falcıya gerek görmeden söylemiştim. Bugün dokunulmazlıklara bakacaktım ama bazılarına dokunmadan dokunulması gerektiğini öğrendiğimden yazı konumu değiştirdim. AK Partide beklenen oldu, belki de “mesele koltuk sevdası” değildi, bir yürüyüşün lider değişimiydi. Belki çok daha […]

İnsanlara dokunmadan dokunun

 

Vapurla karşıya geçerken son günlerin gündemini değerlendiriyordum. Günler öncesinden AK Parti’de Binali Yıldırım’ın genel başkan ve başbakan olacağını, falcıya gerek görmeden söylemiştim. Bugün dokunulmazlıklara bakacaktım ama bazılarına dokunmadan dokunulması gerektiğini öğrendiğimden yazı konumu değiştirdim.

AK Partide beklenen oldu, belki de “mesele koltuk sevdası” değildi, bir yürüyüşün lider değişimiydi. Belki çok daha başka şeyler vardı ama esas olan, AK Parti’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kırılamaz ve kırılması da istenmeyen etkisiydi.

Binali Yıldırım’ın “kukla başbakan” olacağını düşünenlerin yanılacağı gün çok uzak değil. Kuklalıkla uyumu karıştıranlarınsa her zaman böyle bir savı olacaktır, bu kaçınılmaz.

Binali Yıldırım’ı, Yıldırım Akbulut’la karıştıranlar da yanılıyor. Akbulut’la Yıldırım’ın benzer yanı “ikisi de çok iyi bir insan” olmasıydı.

Ama Binali Yıldırım’ın, Yıldırım Akbulut’tan farkı, işin başından bu yana aynı yolda yürümesi ve kendisini başarılarıyla ispatlamış olmasıydı.

Kuşkusuz köşemize, karikatüristlere ve mizah yazarlarına bol malzeme çıkacak, o da Binali Yıldırım’ın espriyi sevmesinden kaynaklanacak. Belki renkli bir dönem geçireceğiz, terörle mücadeledeki sancılar izin verdikçe…

Konumuz o değil zaten, Binali Yıldırım artık AK Partinin genel başkanı ve bu hafta içinde de başbakan…

Konumuz dokunulmazlık…

Mecliste iyi sallayan iki partinin sürpriziyle referanduma gerek kalmadan “mevcut suçlar için” dokunulmazlık kalktı. Mevcut olmayan suçlar içinse halen dokunulmazlık devam ediyor.

Bu bir çelişki olsa da, “dokunulmazlıkla” uzun süredir siyaset yapan partilerin ne kadar ikiyüzlü olduğunu görmek açısından çok dikkat çekici bir örnekti. Hatta “siz kaldırmayın, biz dilekçe verip kaldıracağız” diye efelenenleri de oylamada gördük.

Ama bazılarının suçla alakası yok, öyleymiş yani sonradan öğrendim…

Vapurda bir adam yanıma oturdu, gözüm bir yerden ısırıyor ama çıkaramadım. Makyaj mı yapmıştı, kılık mı değiştirmişti bilmiyorum ama bana çok tanıdık geldi.

-İzin verirseniz oturabilir miyim, dedi.

Vapur da babamın malı değildi, vapurdaki sıralar da…

İzin verdim, izin isteyene…

-Üstat, diye söze başladı, “Benim çok önemli bir sorunum var”.

Merak etmiştim, hani doktor değildim, ne gibi bir sorunu vardı. Belki de doktorluk iş değildir. Git derdini Marko Paşaya anlat demenin de âlemi yoktu.

Bunu öğrenmenin yolu sormaktı ve ben de sordum, “Buyurun elimden gelen bir şey olursa hay hay..”

Aklımdan “para sorunum var” demesi geçti, tam adamına söyleyecekti. “Cebimizdekini kırışalım” desem, mahcup olacak olan bendim, eminim…

-Biliyorsun, diye söze başladı da neyi biliyordum kardeşim, bilmece gibi konuşma…

-Mecliste dokunulmazlık kalktı ya…

-Eee biliyoruz herhalde, mesleğimiz gereği de olsa takip ediyoruz.

-Benimki de kalktı.

-Yargıya güvenin, diye öğüt vermeye başladım ki, sözümü kesti.

-Benim suçum öyle terör merör değil. Ben o kadar hain değilim. Kendi insanına, kendi ülkesine, kendi milletine düşman olacak kadar alçalmadım.

Bu iyiydi işte…

Ama neydi, kendince basit bir suçmuş, evrakı tahrif mi etmiş ne, yoksa başkası yapmış da bunun üzerine mi atmış, öyle bir şey.

-Peki dedim dokunsalar ne olacak, mahkemede aklanırsın.

-Derdim o da değil. İçeride yatmaya da razıyım, milletvekilliğimin düşmesine de, bir daha hiç seçilememeye de…

Adam öyle şeyler söyledi ki, her şeyden vazgeçiyordu, peki benden ne istiyordu veya derdi neydi?

-Derdim şu, diye merakımı gidermeye başladı.

-Bana dokunulmasın, ben kendim giderim.

Kahkahalarla gülmeye başladım. Vapurdakiler dönüp bize doğru baktı. Hâlbuki diğer köşede bir grup resital yapıyor, dolma oyacağı satan diğer tarafta, üç yara bandını bir liraya satan yaşlı adam da bize hemen yakını. Demek ben daha etkili gülmüşüm, öyleyimdir çok etkili gülerim.

-Gülme diye uyardı beni ben de kestim. Ciddi olmalıydım, benle yazar olarak konuşuyor, derdine derman arıyordu.

-Dokunsalar ne olur, bu dokunma yargıyla alakalı, yoksa sen yanlış mı anladın?

-Bilmiyorum.. bilmiyorum.. benim tikim var, kim bana dokunsa uyuz olur, kriz geçirir, sara nöbetine tutulan hasta gibi olurum. Bana kimse dokunmasın, ben kendi ayağımla tıpış tıpış giderim.

-Haa sen ondan şey ediyorsun, diye çok da anlaşılmayan bir cümle döküldü ağzımdan.

-Evet ondan şey ediyorum, diye çok anlamlı cevap verdi sayın milletvekilim.

-Beni yaz diye isteğini belirtti. Bana kimse dokunmasın, ben de kimseye dokunmayayım. Bu işi tatlılıkla halledelim.

Buradan söylüyorum, “insanlara dokunmadan dokunun”, tiki olanları unutmayın.

Bak bu sözüm tarihe geçecek; İnsanlara dokunmadan dokunun…

 

Tweetimden seçmeler

Ciddi ciddi bazı gazetecilere gazetecilik dersi vermek lazım. İlk olarak, kimler demeç verir, kimler mesaj yayınlar?

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: