10 Aralık 2014 Çarşamba, 10:25
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

İnsan Hakları Ve Temel Hürriyetler

Kâzım ÇETİNKAYA                                             29.01.2014 İnsan Hakları Ve Temel Hürriyetler İnsanlık tarihi, adaletsizlik, haksızlık ve zulümlerle doludur. Yaşadığımız dünyada, tarihin sayfalarını karıştırdığımızda yeryüzündeki tüm milletler arasında alabildiğine insanlık ayıbı işlenmektedir. Özellikle can, mal, ırz, inanç ve nesil bakımından kendilerini güvencede hissetmeyen insanlar, doğuştan gelen bu haklarını korumak amacıyla birtakım girişimlerde bulunmuşlardır. Tüm dünyada yaşayan insanlar arasında hazırlanan […]

Kâzım ÇETİNKAYA                                             29.01.2014

İnsan Hakları Ve Temel Hürriyetler

İnsanlık tarihi, adaletsizlik, haksızlık ve zulümlerle doludur. Yaşadığımız dünyada, tarihin sayfalarını karıştırdığımızda yeryüzündeki tüm milletler arasında alabildiğine insanlık ayıbı işlenmektedir. Özellikle can, mal, ırz, inanç ve nesil bakımından kendilerini güvencede hissetmeyen insanlar, doğuştan gelen bu haklarını korumak amacıyla birtakım girişimlerde bulunmuşlardır.

Tüm dünyada yaşayan insanlar arasında hazırlanan Anayasa’lar devlet gücüne karşı vatandaşların başta yukarıda sayılan tabiî hakları olmak üzere, diğer bazı temel hak ve hürriyetlerini de güvence altına alma sözleşmesidir. Başka bir söylemle “Anayasa nizamı” yönetenlerin yönetilenlere zulüm yapmasına engel olmak için bir araçtır. Halbuki “Temel hak ve hürriyetler” hem kapsamı hem de dayanakları açısından evrensel olmalıdır. İnsan hakları olarak tanımlanan bu haklar, her zamanda, her yerde, herkes için geçerli ve evrensel olmalıdır.

İnsan hak ve hürriyetlerinin gündeme gelmesi ve insan hakları kavramının güncellik kazanması yine tarihin uzunca bir döneminde insan haklarından bahsedilmeyen Batı’da gerçekleşmiştir. Özellikle Fransız devriminden sonra gündeme oturan bir kavram çeşitli aşamalardan geçmiş ve daha sonra II. Dünya Savaşı’nın ardından evrensel alanda kabul edilmesi, bir takım güvencelere kavuşması, BM’de “İnsan Hakları Evrensel Beyennamesi”nin üye ülkeler tarafından 10 Aralık 1948’de imzalanmasıyla olmuştur. Batılılar, insan hakları sahasındaki düzenlemelerin temel felsefesinin Roma hukukuna dayandığını belirtirler. Ancak onların bugünkü uygulamaları ve tarih, bu kavrama pek aşina olmadıklarına tanıklık etmektedir.

Birleşmiş Milletler üye ülkelerce imzalanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, yeryüzünde yaşayan insanların doğuştan sahip oldukları haklarını içerik ve dayanak olarak evrensel garanti altına almıştır. Ancak pratikte yaşananlar, olması gerekeni farklı bir boyuta taşımış, güçlü olanın haklı olduğu anlayışını ön plana çıkarmıştır. İnsan hakları kavramını, içi boş bir kavram olarak sloganlaştıran Batı dünyası, bir tarafta insan haklarından söz ederek, ülkeleri bu anlayış adına teftiş etmekte ve diğer tarafta kendi vatandaşlarına(yerlilere, Zencilere ve değişik din mensuplarına) sözcülüğünü yaptığı insan haklarına aldırmadan insan onuruna yakışmayacak her türlü muameleyi reva görmektedir.

Artık bütün dünya biliyor ve görüyor ki, insan hakları kavramı, içi boşaltılmış, gelişmiş devletlerin istismar ettiği ve kendi politik çıkarları için kullandıkları bir kavram haline getirilmiştir. Gelişmiş ülkeler bu kavramı, bazı zamanlarda bazı ülkelerden koparılacak tavizler için bir koz, bazı zamanlar da bazı ülkeleri terör uygulayan bir ülke olarak ilan etmek için bir bahane şeklinde kullanmaktadırlar. Özellikle bu anlayış, son yıllarda insan hakları adına, insan haklarını hiçe sayan, beşikteki bebeği, hamile kadınları, yaşlı insanları, din görevlilerini suçlu-suçsuz birçok insanı katleden terör örgütlerine destek verme şeklinde kendini göstermektedir.

Bütün İslam dünyasında gelişen olaylara seyirci kalan Batı dünyası, kendi ekonomik çıkarlarının ötesinde kılını kıpırdatmamakta kararlı görünüyor. Irak’ta katledilen yüzbinlere baliğ olan masum insanların kanı, Batı için bir şey ifade etmedi. Suriye’de üç yılı aşkın bir zamandır devam eden insanlık dramına kör bakan Batı, birçok hesapları birden yapmakta ve olaylara seyirci kalmaktadır. Cenevre Konferansı hiç bir derde deva olmamış, her gün ümitler yitirilmektedir. İnsan kanı ucuza satılmakta ve insanlık kan ağlamaktadır.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: