Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
19 Eylül 2014 Cuma, 07:03
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Her insan ‘bizim gibi’ mükemmel olmalı!

Her insan ‘bizim gibi’ mükemmel olmalı!   Elbette insan, tüm canlılar içinde en mükemmelidir ama bize benzeyeni. Belki de mükemmel olan biziz, diğerleri de eh işte… Bu algı, aslında ortak yaşamın önündeki en büyük engeldir… Norveçli Embret Henock Haldammen’in karşılaştığı durum, insani bakış açısıyla ‘çok kötü’ olsa da, yaşadığımız dünya açısından garipsenecek bir durum olmadığına […]

Her insan ‘bizim gibi’ mükemmel olmalı!

 

Elbette insan, tüm canlılar içinde en mükemmelidir ama bize benzeyeni. Belki de mükemmel olan biziz, diğerleri de eh işte…

Bu algı, aslında ortak yaşamın önündeki en büyük engeldir…

Norveçli Embret Henock Haldammen’in karşılaştığı durum, insani bakış açısıyla ‘çok kötü’ olsa da, yaşadığımız dünya açısından garipsenecek bir durum olmadığına inanıyorum.

Belki de Facebook sitesinin ‘profil fotoğrafı uygun değil’ diye sildiği resim, genel olarak toplumumuzun/insanlığımızın bir resmiydi.

Suçu asla Facebook’ta aramıyorum.

Çünkü genel olarak aynı bilinçaltına sahip insanlar yaşıyor bu dünyada…

***

Norveç’in Kristiansand şehrinde yaşayan ve malformasyon hastası olan Embret Henock Haldammen’in yüzünün alt yarısı normalden büyük olunca, Facebook’un ‘kurallarına’ takıldı.

Facebook, 16 yaşındaki siyah gencin profil fotoğrafını sitenin kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle silmişti.

Daha sonra olayın haber olması üzerine Facebook yönetimi, hem özür dilemiş, hem de hatayı düzeltmişti.

***

Bu konu, belki çoğu kimse için önemli olmayabilir ama bilinçaltımızın açığa çıkması açısından dikkate değer bir örnektir.

Özellikle kadın, engelli ve çocuklar açısından da olaya baktığımızda…

Dünya kurulduğundan bu yana oluşturulan kurumlar, tasarlanan binalar ve düzenlenen kentlerde yaşayan “engelli” insanlarımız var.

Yine buralarda yaşayan kadın ve çocuklar var.

Ama ne hikmetse bütün yapılar, bütün kentler ve bütün kurumlar ‘erkek’ gözüyle tasarlanır, ‘erkekler kullanacakmış’ gibi yapılır ve buralarda ‘erkek ama sağlam erkek’ yaşayacakmış gibi düşünülür…

Bu sağlamlık, son zamanlarda biraz daha değişti…

Yakışıklılık eklendi…

Herkes ‘mükemmel’ olmalıydı. Bu mükemmellik, yakışıklıkla tamamlanmalıydı.

Hatta şık kıyafet, lüks yaşantı, sorunsuz bir hayat, düzenli bir aile, bol kazançlı ve rahat iş…

Bunun dışındakiler “horlanma” ve “aşağılanma” sebebi sayılmaya başlandı.

Özellikle sosyal medyayı takip edenler, insanların kendilerini “olduğundan farklı” göstermek için harcadığı çabayı görünce şaşırıyor.

Aynı çabayı “daha iyi yaşamak” için harcasalar, gerçekten daha iyi bir yaşama kavuşacaklarına da inanıyorum.

Çünkü buralarda herkes zengin, herkes düzenli bir hayata sahip ve herkes hoşgörülü, herkes sevecen, aşkla dolu, sevgiyle yaşıyor.

Herkesin güzel bir işi var; bol kazanca sahip…

Herkes iyi bir aile babası, iyi bir eş, iyi bir evlat…

Sokakta kavga eden,

Kırmızı ışık tanımayan,

Sürekli kornaya basan,

Park için kavga eden,

Sağa sola küfreden,

İçip içip nara atan,

Tehdit eden, şantaj yapan,

Kirli oyunlar tezgahlayan,

Başkasının ardından konuşan,

İftira atan,

Hırsızlık yapan,

Yolsuzluğa bulaşan,

Çevreye saygısı olmayan,

Hayvanları iten, horlayan ve hatta öldüren,

Günah işlemekten imtina etmeyenler, çevremizde yaşayanlar değil, başka dünyadan gelenler…

Ve işin en garibi, hiç kimse fakir değil, dara düşen yok, sıkıntı çeken yok…

Ama dünya böyle değil…

Kıt kanaat geçinen insanlarımız var ve çoğumuz öyleyiz.

Sorunlarla boğuşuyoruz, sıkıntılarla uğraşıyoruz. İnsanca yaşamın mücadelesi içindeyiz ve hayat, televizyon dizilerindeki gibi lüks değil.

Emeğimizin karşılığını alamıyoruz, hak ettiğimiz değeri bulamıyoruz. Hem başkalarını horluyor, küçümsüyoruz hem e aynı tavra muhatap oluyoruz.

Dünya, sanıldığı gibi iyi değil ve insanlar da sanıldığı gibi ‘iyi niyetli’ değil.

İnsanımız böyle olunca, kurumlarımızın da böyle olması kaçınılmaz hale geliyor.

Kamu kurumları, insana hizmet eden yerlerdir…

İnsan dediğinizde içinde engellisi de vardır, çocuğu da kadını da, erkeği de…

Hatta fakiri vardır, zengini vardır, orta hallisi vardır.

Ama nedense tasarlanan bütün binalar, parklar, bahçeler, etkinlik alanlarının neredeyse tamamı ‘sağlam erkeğe’ göre dizayn edilmiştir…

Buraları kullananların “engelli” olabileceği fikri, son zamanlarda ağırlık kazansa da, özellikle evlerde, apartmanlarda buna asla dikkat edilmiyor.

Çünkü biz mükemmelliği, kendi şahsımızda bulmuşuz, başkasında değil.

Hal böyle olunca, bakış açımız da aynayla sınırlı ve orada da kendimizi görüyoruz.

Biraz sağa sola baksak, mükemmel olan insan sayısı çok daha fazla hale gelecek.

Görülmediği, değeri bilinmediği, akla gelmediği için bir köşeye sinen ve yaşam mücadelesi veren insanların da bu toplumda yaşadığını, onların da aynı mekânları kullanacaklarını bir anlasak, çok daha güzel olacak ya, bilmem ki ne zaman?

 

Tweetimden seçmeler

Atalarımız ne demişti; Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş!

(Gönülsüz olduğunuzu bildiğimden hatırlatayım dedim :)) )

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: