Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
16 Şubat 2017 Perşembe, 15:20

İNAT, İNATÇILIK “Peki, peki anladık: Her şeyden sen anlarsın, En güzel grubu sen kurdun, En güzel ritmi sen buldun, En güzel şarkıyı sen yazdın En güzel yemeği sen yaptın Sen, neymişsin be abi!..„ Mazhar-Fuat-Özkan (Şarkı sözü) Cenabı Allah, insanı yaratırken her birini değişik yapı ve kişilikle donatmıştır. Kimi uysal, kimi asabi, kimi sert ve resmi, […]

İNAT, İNATÇILIK

“Peki, peki anladık:

Her şeyden sen anlarsın,

En güzel grubu sen kurdun,

En güzel ritmi sen buldun,

En güzel şarkıyı sen yazdın En güzel yemeği sen yaptın Sen, neymişsin be abi!..„

Mazhar-Fuat-Özkan (Şarkı sözü)

Cenabı Allah, insanı yaratırken her birini değişik yapı ve kişilikle donatmıştır. Kimi uysal, kimi asabi, kimi sert ve resmi, kimi güler yüzlü ve sempatik… Her birimiz kendine özgü bir huy ve karaktere sahibiz. Bu farklılık, insan olmamızın gereğidir. Bu cümleden olarak toplumdaki bazı kişiler vardır ki inat dediğimiz olumsuz psikolojiye sahiptirler. Peki, öyleyse inat nedir? Bir konuda direnme, ayak diremedir inat. Birine kaşı çıkma, karşı düşünce ileri sürmek. Kişinin; bir görüş, inanç ve davranışın doğru olduğunu bilmesine rağmen kabullenmemesi, reddetmesidir. O fikir veya durumun doğru olduğuna içinden inanıp sözle karşı gelmesi… İşte biz böylelerine inatçı diyoruz. Bulmaca litaratüründe “anud„dedikleri…

Peki, acaba insanları inada, direngenliğe sevk eden sebepler nelerdir? Bu, biraz da kişinin yaradılışıyla ilgili bir ruh hali, yani genetik. Bununla beraber, biraz incelediğimizde toplumdaki şu insanların inatçı olduklarını görüyoruz:

• Karşı gelmek, onun ruhuna işlemiştir. Bilerek karşı gelir. Sırf karşı gelmek için inat eder. Bunu yapınca iyi bir şey yaptığını zanneder. Rahatlamak, dikkat çekmek için inat eder. “Niçin böyle davranıyorsun?„dediğinizde de size vereceği makul ve mantıklı bir cevabı yoktur. Dostlar alışverişte görsün misali…

• Bazıları da vardır ki üzerlerine hiç toz kondurmazlar. Hatalı olduklarını bildikleri halde karizmaları çizilir zannıyla hatalarında ısrar ederler. Oysa atalarımız; “Hatasız kul oImaz„demişler. Önemli olan, hatamızı fark edip dönmek, doğruyu kabullenmektir. Zira kişinin hatasını kabul edip dönmesi onu toplum içinde daha da yüceltir.

• Kibir, gurur ve egolarına aşırı düşkün olanlar da inatçıdır. Bunlar, aşırı “Ben„merkezli insanlardır. Dediğim dedik, çaldığım düdük der, başka bir şey demezler. Hep kendileri haklıdır, hep kendi fikirleri doğrudur. Böyleleriyle fikir alışverişinde bulunmak, sohbet etmek zor; hatta imkânsızdır.

Genelde bu her üç tip inatçı kişilere karşı tutum ve davranışımıza dikkat etmekte yarar var. Zira bu; oğlumuz, kızımız, kardeşimiz, eşimiz de olabilir; akrabalarımız, komşumuz ortağımız da… Peki ne yapacağız öyleyse? Ya, yazımızın başına aldığımız MFÖ’ye ait şarkı

sözündeki gibi davranıp “Peki, sen haklısm.„diyeceğiz, ki bu da her zaman, her ortamda, herkese karşı yapılacak bir şey değil. O zaman bize daha önemli bir görev ve sorumluluk düşüyor: Böyle durumlarda, böyle kişilere karşı daha sabırlı, daha olgun, daha toleranslı davranarak inatlaşmanın tartışmaya, ağız dalaşma, hatta kavga ve dövüşe evrilmemesi için çaba göstereceğiz. Zira günlük hayatta, çok basit inatlaşmalar yüzünden kavgaların, dövüşlerin, boşanmaların olduğuna maalesef tanık olmaktayız.

Keşke inatçılıkta ısrar edenler; “Hak bilinen yolda yalnız yürümeyi,, hatalarda ısrar etmekle karıştırmasalar. Hatasını kabul etmenin kişiyi toplum içinde yücelttiğinin farkında olsalar… Biraz empati yapsalar, yapabilseler… Eğer karşımızdaki bunları yapmıyor, yapamıyorsa işte o zaman karşı taraf olarak bunu biz yapacağız. Aksi halde kırgınlık, küskünlük ve bunun daha ileri aşaması olan bir sürü olumsuzluğa davetiye çıkarmış oluruz.

Kültürümüzde, günlük hayatımızda “inat,, deyince hemen aklımıza bazı hayvanlar gelir: Keçi, domuz, katır gibi… Mademki inat sözcüğü bu hayvanlarla özdeşleşmiş, mademki ilk etapta aklımıza insanlar değil, bu hayvanlar geliyor. Öyleyse bırakalım bu olumsuzluk (bu inat) tümüyle onların olsun. Helal hoş olsun… Tepe tepe kullansınlar… Biz de bize yakışan erdemlerimizi geliştirip uygulama, gösterme yarışına girelim. Haydi bakalım! Kolay gelsin.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: