Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
20 Mart 2015 Cuma, 09:32
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

İkiyüzlü siyasetçiler…

İkiyüzlü siyasetçiler…   Siyasetin, aynı zamanda bir gaz alma sanatı olduğuna inanan birisi olarak, siyasilerin bazen tek yüzlü, bazen ikiyüzlü, bazen de sayması mümkün olmayacak kadar çok yüzlü olduğuna inanırım. Bu yazımda hiçbir siyasinin ismini kullanmayacağım; bahsettiğim cumhurbaşkanı da olabilir, başbakan da veya AK Parti, CHP, MHP, HDP veya başka partilerin genel başkanları da… Söz […]

İkiyüzlü siyasetçiler…

 

Siyasetin, aynı zamanda bir gaz alma sanatı olduğuna inanan birisi olarak, siyasilerin bazen tek yüzlü, bazen ikiyüzlü, bazen de sayması mümkün olmayacak kadar çok yüzlü olduğuna inanırım.

Bu yazımda hiçbir siyasinin ismini kullanmayacağım; bahsettiğim cumhurbaşkanı da olabilir, başbakan da veya AK Parti, CHP, MHP, HDP veya başka partilerin genel başkanları da…

Söz konusu ettiğim kişi, bir bakan da olabilir, bir milletvekili de…

Belki de bahsettiğim bir il başkanıdır, bir ilçe başkanı veya teşkilatlarda görev yapan birileri…

Kısaca söylemek gerekirse “siyasetçi” dediğimiz ve bunu meslek olarak kullanan kişilerle ilgili küçücük bir değerlendirme yapacağım ve siz, kimlerden bahsettiğimi bir çırpıda anlayacaksınız.

Eğer tereddüt ederseniz, biraz daha dikkatli bakın, iyi dinleyin, iyi gözlemleyin, onları tanırsınız.

Siyasetle ilgili çok şey söylenebilir.

Ama siyasetçiyle ilgili o kadar çok şey söylemeye gerek yok.

Siyaseti iki türlü yapan var; kendini kurtarma ve memleketi kurtarma

Memleketi kurtarma adına yapan çok az olduğu için, genel olarak siyasetçilerin kendini kurtarma derdinde olanlar olarak tarif edebiliriz.

Biz yine de iyi niyetli olalım ve hepsini “memleket kurtarma derdinde” olan kahramanlar olarak görelim.

Ben bu kahramanları seviyorum.

Ağır abi takılsalar da, zaman zaman bir türkü çığırıp, halay da çekseler seviyorum.

Bizim kahve köşelerinde, dost sohbetlerinde atıp tuttuğumuz bu insanlar, aslında bizim gibi sıradan insanlardır; kaygıları vardır, korkuları vardır, sevinçleri vardır, neşelendiği zamanları vardır.

Tek fark, bizim ettiğimiz büyük lafları kimse dikkate almazken, onların her dediği olay olur.

Hal böyle olunca da çam devireni, gaf yapanı, daha önce söylediğini unutanları, iki ileri bir geri gidenleri, sürekli söz verenleri, verdiği sözü geri alanları ve dün dündür, bugün bugündür anlayışında olanları görmek mümkün.

Siyasetin, aynı zamanda bir gaz alma sanatı olduğuna inandığımdan, her türden siyasetçiye de ihtiyaç olduğunu düşünürüm.

Genel olarak “tabana yönelik” diye tarif edilen konuşmalar, gaz alma sanatını iyi kullananlar eliyle yapılır.

Seçim üzeri ise bu doruğa çıkar.

Yine öyle bir dönemdeyiz.

Siyasilerin her dediğini “kendi inisiyatifinde” veya “inandığı değer” ölçüsünde olmadığına inanıyorum.

Bir siyasi konuşurken, nerede konuştuğu, hangi kentte ne söylediği, hangi toplantıda ne dediğine bakıyorum.

Yine o siyasinin konuşmayı önceden hazırlayıp, hazırlamadığına da bakarım.

Eğer önceden hazırlamışsa ve bu konuşmayı bir ekiple birlikte, özenerek, her kelimesi, her cümlesi, her şiiri, her sözüne önem vermişse bu onun inandığı ve değer verdiği konuşmadır.

Ama eğer bulunduğu yere göre konuşması gerekiyorsa hiç dikkate almazsanız da olur.

Yine eğer bu konuşma bir yerlerden; örgüt, cemaat, grup veya farklı mihraklardan empoze edilense de dikkate almaya gerek yok.

Bunu anlamanın kolay yolları var.

Siyasetçiyi bir yüzüyle tanır, seversiniz.

Mesela demokrattır, barış yanlısıdır, özgürlükçüdür, hak ve hukuka dikkat eder, insanlara saygılıdır, sevgisi vardır, falan da filan…

Bunun dışındaki her konuşması ya iradesine göre değildir ya da “karşı çıkamayacağı odağın dayatması”nı dillendiriyordur.

O zaman çok yüzlü siyasetçinin olması kaçınılmazdır.

Dün söylediğinden, bugün vazgeçebilir mesela…

Siz öyle sanırsınız ama aslında o gün, sadece gaz alma konuşması yapmaktadır.

Barıştan söz ederken, bir bakarsınız tehditkâr bir konuşma yapıyor, şaşırırsınız; merak etmeyin, gaz alıyor.

Herhangi bir sorun için canını ortaya koyan birisinin “ne sorunu kardeşim” dediğini duyarsanız da önemsemeyin, gaz alıyordur…

Peki bu, ülkemizdeki siyasi anlayış açısından dezavantaj değil midir?” diye bir soru yöneltseniz, hayır değildir derim.

Çünkü, siyasiler, bizlerin beklentisine göre konuşuyor.

Onlar ikiyüzlü yapan da, çok yüzlü yapan da bizleriz.

Bazen ırkçı olmalarını isteriz; hatta bunu faşizan derecede yapmasını arzularız.

Sonra çok demokrat olması gerektiğini düşünürüz, çünkü mevzu, demokratlık gerektiriyordur.

Herkese kucak açan olmasını bekleriz ama sevmediğimiz bir kişi veya etnik köken ya da mezhebe dönük konuşmasında ağzının payını vermesini isteriz.

Bize göre, bizim gibi olmayanlar vardır…

Size göre, sizin gibi olmayanlar…

Aynı partide bile “bizim gibi” ve “sizin gibiler” vardır.

O zaman, siyasilerin ikiyüzlülüğü, bizim ikiyüzlülüğümüzdür.

Ve onların “gaz alma” sanatı, bizim isteğimizdir…

İşte bu nedenle siyasilere ve genellikle de liderlere yüklenen adeta bir “kutsiyet”i anlayamıyorum, “vazgeçilmez” ve “tartışılmaz” görülmesini de kavrayamıyorum.

Onlar da, sizin gibi, bizim gibi insanlardır ve bizlerde kaç yüz varsa, onlarda da o kadar yüz olması kaçınılmazdır…

 

Tweetimden seçmeler

Bir kelimeyle ideolojiyi kurtarmaya çalışacağımız zaman geldi. 21 Mart’ı nasıl yazacaksan öylesin J; Nevruz mu, Nevroz mu, yoksa Newroz mu?

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: