Son Dakika
15 Aralık 2017 Cuma
21 Ekim 2014 Salı, 16:54
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

İki dava, iki karar, iki CHP

İki dava, iki karar, iki CHP

 

Cumhuriyet Halk Partisinin yargı kararlarının sıkı takipçisi olmasının hikâyesi çok eski değil aslında. Ancak son birkaç yıldır iki önemli dava var. Dolayısıyla bu iki davanın kararı ve CHP’nin iki davadaki tutumu…

Bazen yargıya sonsuz bir güveni olan CHP, TBMM’den çıkan her yasayı Anayasa Mahkemesine götürmekle, güvenin adresini de tarif ediyordu.

Ama bazen mahkemenin etrafını kuşatarak, yargının kendi istedikleri kararı vermeyeceği için baskı yapmaya kalkıyorlardı.

Bu çelişki 17-25 Aralık operasyonları sonrası da kendini gösterdi.

Hükümeti “mahkeme kararına saygılı olmaya” davet eden, “mahkeme sonucunu” beklemesi gerektiğini öğütleyen CHP, bekledikleri karar çıkmayınca Adliyeleri siyah çelenkle protesto etmeye başladılar. Çok ayıp etmişlerdi tabii. CHP’ye bu yapılır mıydı?

Elbette herkes gibi tüm CHP’lilerin de her kararı beğenip, beğenmeme hakları var.

Ancak, onlar da biliyor ki, her kararı beğense de, beğenmese de uyma zorunluluğu var.

Aynı mahkemeye veya daha ilginci aynı davaya iki farklı şekilde davranmak, kafa karışıklığının değil, bir alışkanlığın dışa vurumdur.

Çünkü CHP’nin AK Parti iktidara gelene kadar mahkemelerle ilgili sorunu yoktu.

Hatta Anayasa Mahkemesi, CHP Mahkemesi gibi çalışırdı.

Diğer “yüksek” mahkemeler de öyle…

Yerel mahkemeler de CHP’nin isteğine göre karar verirdi.

Hemen yanlış anlaşılmasın, CHP’nin mahkemelere bir baskısı, bir direktifi yoktu.

Yerleşik yasalar CHP zihniyetini hâkim unsur olarak gördüğünden, tüm kararlar zaten onun düşüncesine de uygundu…

Ta ki AK Parti iktidara gelene dek…

AK Parti iktidara geldikten sonra her “demokratik adım” Anayasa Mahkemesine götürüldü. Çünkü CHP zihniyetine uygun değildi demokratikleşme…

Çözüm süreciyle ilgili atılan her adımın akıbeti de aynı yolu izlemekti…

***

Ama iki dava var ki, evlere şenlik…

Bunlardan ilki Ergenekon Terör Örgütü davasıdır…

CHP, henüz ortaya deliller çıkmadan bile bütün sanıkları “masum” göstermekle kalmadı, tümünün “gönüllü avukatı” da oldu.

Elbette belki bir kısmı suçluydu, belki suçsuzdu…

Belki de hepsine kumpas kurulmuştu, belki hepsi birden suçluydu.

Bunun kararını verecek, ne basındı, ne siyasi partilerdi, ne de yüksek yüksek yargılardı…

Bunun kararını verecek, o davayı alan, delilleri toplayan ve bir hükme varan mahkemeydi…

Sonuç belki lehte, belki aleyhte olacaktı.

Ama CHP, sanıkları “peşinen suçsuz” kabul ettiğinden, aksi hiçbir karara tahammül edemezdi.

Çünkü bu ülkede şimdiye dek CHP ne demişse oydu.

O suçlu derse suçluydu, suçsuz derse de suçsuz…

Mahkemeye gerek yoktu anlayacağınız; kolluk kuvvetlerine, savunmaya, iddia makamına…

Hepsini CHP bir çırpıda anlayacak bilgi ve kabiliyete sahipti.

Çünkü şimdiye kadar CHP’li veya CHP zihniyeti yargılanan olmamış, hep yargılayan, hatta yargılamadan cezasını kesen konumunda durmuştu.

İlk kez CHP zihniyetinin bir bölümü mahkeme önündeydi…

O zaman suçsuz olmalıydılar…

Bunun için mahkeme işgal etmek gerekiyorsa işgal edilirdi, hukuk ayaklar altına alınacaksa alınırdı, hâkim ve savcılara hakaret edilecekse o da yapılırdı…

Yeter ki, Ergenekon Terör Örgütü sanıklarının hepsi sütten çıkmış ak kaşık sayılsın…

***

Ama sonra Ergenekon davasında bazılarına kumpas kurulduğu, bunu da paralel yapılanmanın yaptığı üzerine ortaya iddialar atılınca, yine CHP devreye girdi ve Ergenekon sanıklarına kumpas kurulduğunu söyledi…

Sonra kumpas kuranlarla “seçim ittifakı” yaptı. Önce yerel seçimlerde, ardından da Mısır’dan aday getirdikleri cumhurbaşkanlığı seçimlerinde…

Ve bu sürecin tam ortasında 17 ve 25 Aralık operasyonları, yani darbe girişimi meydana geldi.

Belki suç vardı, belki yoktu. Belki zaten birileri suçluydu, belki de kumpas birilerinin suçu üzerine bina edilmişti.

Ama CHP hemen kararını verdi, hepsi külliyen suçluydu, tiz kelleleri uçurulmalıydı…

Hatta yetmedi, hükümetin toptan istifa etmesini, AK Partinin tarihe gömülmesini, CHP’ye yol açılmasını istedi…

Çünkü onların suçlu olması, CHP’nin işine geliyordu.

Ve derken 17-25 Aralık davasında kararlar verilmeye başlandı. CHP kararlardan memnun değildi. Çünkü onlar hepsini suçlu biliyordu. Öyle karar vermiş, bir çırpıda anlamışlardı.

Aslında mahkemeye de gerek yoktu, tıpkı Ergenekon’daki gibi.

Dosya hazırlamaya da ihtiyaç yoktu. İddia CHP’nin huzuruna getirilir, onlar da dava açılıp açılmamasına ve sonra da suçlu olup olmadıklarına şıp diye karar verirdi…

Hukuk dediğin böyle olmalıydı…

Ne o yıllarca sürüp gidiyordu…

 

Tweetimden seçmeler

Başkasında çok rahat bir şeyleri eleştiriyorsan, aynısını veya benzerini yapan olmayacaksın.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: