27 Nisan 2015 Pazartesi, 10:10
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

İHH Ortadoğu, Kürtler ve Barış

İHH Ortadoğu, Kürtler ve Barış   İHH’nın düzenlediği Ortadoğu’da Kürtler ve Barış Sempozyumu için iki gündür Diyarbakır’dayız. Barış, insanın doğası gereği en sevdiği veya en sevmesi gereken kelime olduğuna inanıyorum. Sadece barışın adı bile yüzlerde tebessümün oluşmasına, yarına ümitle bakmasına, muhatap olduklarınla güvenli bir ilişki kurmana neden oluyor. Ortadoğu, bütün bunların aksine sürekli karıştırılan, sürekli […]

İHH Ortadoğu, Kürtler ve Barış

 

İHH’nın düzenlediği Ortadoğu’da Kürtler ve Barış Sempozyumu için iki gündür Diyarbakır’dayız.

Barış, insanın doğası gereği en sevdiği veya en sevmesi gereken kelime olduğuna inanıyorum.

Sadece barışın adı bile yüzlerde tebessümün oluşmasına, yarına ümitle bakmasına, muhatap olduklarınla güvenli bir ilişki kurmana neden oluyor.

Ortadoğu, bütün bunların aksine sürekli karıştırılan, sürekli ayrıştırılan ve sürekli bir çatışmanın içine atılan bir bölge.

Ortadoğu’da birçok yoksul kesim gibi Kürtler de potansiyel ayrışma aracı olarak görülen kesim.

Kimi zaman verilmeyen hakları, kimi zaman yok sayılmaları, çoğunlukla da oyunlara alet edilmeleri, bu kesimin, barışa ne kadar çok ihtiyacın olduğunun göstergesidir.

İHH’nın düzenlediği sempozyum nedeniyle hem bilgi tazeledik hem de bazısını ilk kez duyduğumuz gerçekleri dinledik.

Sempozyumun Diyarbakır’da olması, barışa susamış bir kentin insanlarını gözlemlememizi de sağladı.

Diyarbakır insanı huzur istiyor, bu kesin.

Ne kimsenin kendisini kullanmasını, ne üzerinden hesaplar yapılmasını, ne siyasi propagandaya dolgu malzemesi olmasını istemiyor.

Sabah kalktığında güvenle işine gitmesi, işini huzurlu şekilde yapması, aklının evde kalmaması ve eve güvenle dönerek, huzurlu bir gece geçirmeyi arzuluyor.

Bunu da aslında bugünlerde çok güzel yapıyor.

Kargaşanın olmadığı Diyarbakır, adeta cıvıl cıvıl.

Ülke içinden ve ülke dışından gelen turistler, Diyarbakır çarşı merkezinde gezilmesi gereken yerleri geziyor. Resim çektiriyor, kahvaltı ediyor, yemek yiyor, çay içiyor.

Esnaf yoğunluktan memnun.

Burada yaşayanlar ne kepenk kapatmak, ne tehdit edilmek, ne korkuyla yaşamak, ne de iki arada bir derede kalmanın hiç de güzel olmadığını biliyor.

Aslında barış, korkuyla yaşanan yerlerde daha bir anlam kazanıyor.

Barış içinde yaşayan toplumlar, bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu bilmeyebilir.

Ancak, korkuyla yaşayan toplumlar veya sürekli çatışma ortamı içinde olanlar, barış özlemi, bir umut, bir hayal, gerçekleşmesi gereken bir rüyadır.

Rüyadan uyanınca barış dolu bir dünya ister insan, aksini değil.

Bunun yolu bizde.

Çözüm süreci, sadece Kürtlerin değil, herkesin hakkının verilmesi, eşit olması, insan yerine konması, hak ve hukukunun gasp edilmemesini getirecek.

Çözüm süreci, insanların insanca yaşamasını sağlayacak.

Birisinin, diğerine üstün olmadığını, herkesin kendisini özgürce ifade etmesine sebep olacak.

İnancını yaşamak isteyen bir zorlukla karşılaşmayacak.

Dilini özgürce kullanacak, özgürce yazacak, özgürce eğitim imkanına kavuşacak.

Mezhep kavgası, kimlik üzerinden siyaset ve inançların kullanılması da tarih olacak.

Farklılıklarıyla birlikte güzellik bulunacak.

Bütün bunlar güzel hayaller ama imkansız değil.

İki gün süren sempozyum boyunca gözlemlediğim, bütün kesimlerin barışa olan hasretiydi.

İHH Genel Başkanı Av.Bülent Yıldırım’ın “Unutmayın ki, barışı Allah sever” sözü, bütün kesimlerin kafalarında meydana gelen çelişkiye en güzel cevap olduğunu düşünüyorum. Allah’ın sevdiği barışı biz neden sevmeyelim ki?

Barış anlamı taşıyan dinimiz emrediyorken, biz niye küselim ki?

Yüce Peygamberimiz (sav) barış için onca yıl uğraşırken, biz neden barışın karşısında olalım ki?

Hiçbir anlamı yok.

Sempozyumun açılış konferansında konuşan ve ilk kez dinleme şansı bulduğum Prof.Dr. Muhyiddin Ali Karadaği, Çözüm Sürecinin mimarlarını tarihin kaydedeceğini ve iyi olarak anacağını söyleyerek, tarafları, bu çıktıkları yolda bütün zorluklara, bütün engellemelere ve bütün tepkilere rağmen, korkmadan, ürkmeden ve bıkmadan devam etmelerini istedi.

Ortadoğu’yu tarihsel yönüyle ele alan Karadaği, çözüm sürecinin bir devrim olacağına dikkat çekti.

Elbette diğer konuşmacılar da güzel şeyler söyledi ve hepsi de barışın, bu ülkeye ve bu ülkenin insanlarına katacaklarından söz etti.

Buna yürekten inanan birisi olarak, bu süreçte tarafların dillerine dikkat etmeleri, barış istemeyen çevrelerin ekmeğine yağ sürmemelerini isterim.

Umarım, barış, yarınlarımızı şekillendiren ve dört elle sarıldığımız en önemli argüman olarak hayatımızda yer eder.

 

Tweetimden seçmeler

Yüreğinizdeki sevgi, sizi kin, nefret ve kavgadan uzaklaştırmıyorsa , sevgi dolu bir yüreğe sahip olduğunuz sadece koca bir yalandır.

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: