Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
11 Nisan 2017 Salı, 17:04
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Hindikuş Dağları, Devşirmeler ve İdlip

Hindikuş Dağları, Devşirmeler ve İdlip Afganistan, bir masallar ülkesi… Hindikuş Dağlarının güney yamaçlarında vadi boylarınca dizilmiş yerleşim birimlerinde, özümsenmiş İslami bir yaşam vardı. Ortak/berrak kültürün farklı etnik yapıları, bu dağların bir tarafını Peştun, bir tarafını Tacik, bir tarafını Özbek…. yaparak harmanlamıştı. Selam ve muhabbetin dili İslam olunca gönüller ortak hislerde buluşmuştu. Teknolojiden uzak bu coğrafyanın […]

Hindikuş Dağları, Devşirmeler ve İdlip

Afganistan, bir masallar ülkesi… Hindikuş Dağlarının güney yamaçlarında vadi boylarınca dizilmiş yerleşim birimlerinde, özümsenmiş İslami bir yaşam vardı. Ortak/berrak kültürün farklı etnik yapıları, bu dağların bir tarafını Peştun, bir tarafını Tacik, bir tarafını Özbek…. yaparak harmanlamıştı. Selam ve muhabbetin dili İslam olunca gönüller ortak hislerde buluşmuştu. Teknolojiden uzak bu coğrafyanın her tür zenginliğini fark eden batı, 1839’dan beri buraya sızmaya çalışıyordu. Batı gibi düşünebilen yöneticileri bu nezih topluma musallat ettiler. Kimi çağdaş kimi Marksist olan bu devşirmeler, Sovyet Ordusunu ülkelerine çağıracak kadar ahmaklaştı. Sonrası mı? Bir milyon ölü, sömürülen bir ülke, sefil ve cepheleşmiş bir hayat. Bu tiyatro daha birçok coğrafyada gösterimde. Bunu görüp anlamak/farkında olmak ne kadar zor….

Suriye, Akdeniz esintilerinin yaladığı bir ülkedir. Dimeşk (Şam); Kafkaslardan/Horasandan ilmin sanata/medeniyete dönüştüğü bir merkezdir. Cebeli Tarık’tan başlayan tüm dalgaları tarih boyunca karşılayan bir ülkedir. Selahattin Eyyubi gibi sultanların, Muhiddin’i İbn-i Arabi gibi âlimlerin yurdudur. Bu ülkeyi önce tarihinden/köklerinden kopardılar… Suriye, tarihinde bu kadar zayıf kalmamıştır. Günümüz Suriye’si rejimi ile muhalifleri ile medeniyetini temsilden uzaktır. Suriye’de emperyalistlerin oluşturduğu hiçbir örgüt bu ülkeye gelecek sunamayacaktır. Suriye’de yüzbinlerce insan öldürüldü, milyonlarcası göç etti, binlercesi Akdeniz sularında kayboldu. Her gün yaşanan katliamlar sadece sayısal değer taşırken İdlip’te kimyasal silah kullanımına gösterilen reaksiyon iyi anlaşılmalıdır. Halepçe’de, daha bilmem kaç yerde kullanılan kimyasal silah, son kullanılan oldu mu ki İdlip’te kullanılan son olsun. Bu tür katliamlar emellerin gerekçesine ulaşmak için sürü psikolojisinde ajitasyon malzemesi olarak kullanılır. Kimyasal silahları kullanan ve mağdurlar gerçek aktörlerin umurunda değildir. Halepçe’de binlerce insanı öldüren Saddam azmettiricileri tarafından bir köpek gibi bulunup asılmadı mı? Kaddafi gibi daha kaç kişi sırasını bekliyor… Kimyasal silah ile veya başka bir şekilde ajandasında katliam olanlarda samimi karşı duruş kimse beklemesin.

İslam coğrafyasında seri zihinsel katliamlar yaşanmakta, hazırlanmış manipülatif zeminde oluşturulan yeni zihniyetlerin öz/gerçeklik/akılcı kökleri zayıflatılmış durumda. Batının ürettiği kavramlar benimsenmiş/içselleştirilmiştir. İnsani/İslami değerlerin yerini demokrat/sosyal demokrat/Liberal/ milliyetçi/ Türk-Arap-Fars İslamcı gibi batı kaynaklı kavramlar almıştır. İnsanlığın her coğrafyada uğruna öldüğü/öldürdüğü bu kavramların gerçek insanlık değerler literatüründe karşılıkları yoktur. Çünkü insanlığın yaratılış gayesinde bu kavramlar için savaşılmaz. Tamamen beşeri olan bu kavramların şehitleri artıkça kutsallık kazanmışlardır. Uyanıkzekaların bir sahneye dönüştürdükleri coğrafyalarda, topluluklara tiyatro oynatıp keyiflendikleri fark edilmelidir.  Batıdan alınan kavramlara İslam’ın değerleri kes-yapıştır aktarımıyla ritüellere dönüştürülmüştür. İslam’ın ezanını, namazını, nizamını… içi boşaltımmış bir şekilde tüm “..izm’lerde” bulmak mümkündür.

Batı, Amerikalı/Alman/İngiliz/ Fransız oldukları için güçlü değiller. Güçlü bir ekonomi için karşılıklı kazan kazan felsefesi üzerinde dünya pazarını paylaşmaları onları güçlendiriyor. Kazandıkları ekonomiyi bilgiye/bilime dönüştürebiliyor. Bu durum onları sürekli ileri ve gelişmiş kılıyor. Buna karşın Ortadoğu, içi boşaltılmış/değiştirilmiş bir İslam kavramını etnik kimlikleri ile kirleterek çatışma halindedir. Varoluşları için birbirlerini tehdit ve tehlike görmeleri ayrışmaları güçlendiriyor. Kolaycılığa kaçarak suçu sürekli batının emperyal oyunlarına dayandırmak çözüm/güç getirmiyor. Gerçek sorun; Ortadoğu’nun sömürülmeye/kullanılmaya elverişli olmasından kaynaklanıyor. Uzaklarla karşı karşıya gelmeden önce iç bütünlük/iç barış sağlanmalıdır. Toplum içi uzlaşma kültür mekanizması her zaman aktif tutulmalıdır. Erki elinde tutanların sağlayacağı adalet ile sömürülebilme/kullanılabilme zafiyetleri giderilmelidir.

İçinde yaşadığımız, bize ait olduğunu düşündüğümüz kültür yüzlerce yıldır kirletilerek kuşaklara aktırılmaktadır. Kirli olan bu kültür akvaryumunda her şey bulanık göründüğünden gerçekleri net okuma imkânı sınırlanmıştır. Her bireyden olup biteni net/açık okumaları beklenemez. Kurum/kuruluş/STK/aydın ve entelektüeller gerçekleri görmek ve okumak zorundadır. Ülkenin geleceği için sadece gösterilen yere bakmak kayıpları çoğaltacaktır. Çatışmacı/ayrıştırıcı dil kullananların niyetlerinden şüphe duymak gerekir.

“İslam dünyasının, Batı modelinin çerçevesine hapsedilmesine dair herhangi bir hesaplaşma yapılmamışsa, orada bir sorun vardır. Örneğin kapitalizmle İslam arasında bir bağ kurmak hiçbir şekilde mümkün değildir. Bugün Müslümanlar, ahlaksız bir ekonomiye ikna edilmişlerdir; kapitalizmle iç içe geçmişlerdir… Bunun izahı yoktur; buradan bir umut çıkarılamaz. Keza, sekülerizmin İslam dünyası tarafından ihraç edilmesinin izahı da asla ve kata mümkün değildir…(1)”
Dipnot :
1-Atasoy Müftüoğlu

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: