14 Temmuz 2017 Cuma, 08:18

Hiddet   Hiddet sözcüğünün psikolojik, tıbbî, sosyolojik bakımdan birtakım arka alanları olabilir. Ancak biz; bu yazımızda, bu davranışın günlük hayatta en çok karşılaştığımız uygulamalarına ve sonuçlarına değinerek bu anlamda biraz açmaya detaylandırmaya çalışacağız. Sözcüğün en yaygın anlamı; öfke, kızgınlık, sertlik, keskinlik demek. Eskiden “hışm=hışım„ da denirdi.  İnsan olarak hepimizin  ara sıra bazı olaylar karşısında, elimizden […]

Hiddet

 

Hiddet sözcüğünün psikolojik, tıbbî, sosyolojik bakımdan birtakım arka alanları olabilir. Ancak biz; bu yazımızda, bu davranışın günlük hayatta en çok karşılaştığımız uygulamalarına ve sonuçlarına değinerek bu anlamda biraz açmaya detaylandırmaya çalışacağız. Sözcüğün en yaygın anlamı; öfke, kızgınlık, sertlik, keskinlik demek. Eskiden “hışm=hışım„ da denirdi.  İnsan olarak hepimizin  ara sıra bazı olaylar karşısında, elimizden olmadan içine girdiğimiz olumsuz durum. Hoşumuza gitmeyen, hesabımıza gelmeyen, kabullenemeyeceğimiz bir söz veya davranış karşısındaki olumsuz tutumumuz.

Günlük hayatın akışı içinde çarşıda, pazarda, iş yerinde ya doğrudan bizi ilgilendiren ya da dolaylı olarak tanık olduğumuz bazı olaylar;  kızmamıza, öfkelenmemize neden olur. O anda nefsimize yenik düşeriz. Öfkemizin esiri olup çevreye birtakım maddî ve manevî  zararlar veririz. Birçok organımız olağanüstü (anormal) derecede çalışır ve negatif bir güç üretir. Akıl devreden çıkar. Oluşan biyoenerji, muhakeme yapmamızı engeller. Tam o sırada ne yaptığımızı, neler konuştuğumuzu pek fark edemeyiz. O hâletiruhiye  (ruhsal durum) içinde, şeytana uyarak normal zamanda, normal bir insanın yapmayacağı birtakım davranışlarda bulunur, bazı sözler sarfederiz. Hiddetimiz; karşımızdakini kırmak, gücendirmek, incitmek, hakaret etmek, hatta fiziksel bir eziyete  maruz bırakmak  şeklinde kendini gösterebilir. Oysa bu; aklı başında, olgun bir insanın yapacağı bir iş değildir. Öyleyse ne yapmalı?  Gerçek manevi üstünlük, öfkeye sahip olabilmektir. Hiddetin şeytani bir duygu olduğunu bilmeli ve öfkemizi yenmeye çalışmalıyız. Hemen “La havle„ çekmeliyiz. Bu; “kuvvetli olan, sadece Allah’tır. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur.„ demektir. Mümkünse bir abdest tazelemeli. Değilse yüzümüze bir su serpip yıkamalıyız. Zira su, vücudumuzda biriken o negatif enerjiyi ortadan kaldırıyor. (İşte size abdestin boyun fıtıkları, kireçlenmelerden başka bir diğer hikmeti ve faydası…)

Bir psikolojik sorun (ruhsal bir anormallik) olan hiddet, dinimizce de kaçınılması  istenen bir davranış. Peygamber Efendimizin; “Öfkenizi yutunuz.„ şeklindeki hadisleri  hiddetten  uzak durmamızı  emreder. Keza; “Öfke aklın alevini söndürür. Öfke geçici bir çılgınlıktır. Hiddet bulunduğu kaba zarar veren bir asittir. Öfke gelince, akıl gider.„  sözleri de bu davranışın olumsuz yönüne işaret eden güzel sözler…

Bir de; “Öfke baldan tatlıdır.„  diye bir atasözümüz var. Biraz da bu söz üzerinde durmak istiyorum. İlk bakışta sanki öfkeden yana, öfkeyi öven ve önerip öğütlermiş gibi görünen bir söz. Oysa işin aslı, hiç de öyle değil. Bu atasözümüz, öfkeyi normal karşılayan, onun güzel bir davranış olduğunu  belirten bir söz değil. Anlatmak istediği şu: Öfkelendiğin zaman; çevreye, çevrendekilere zarar vereceğine; bağır, çağır, deşarj ol, rahatla… Bu rahatlama duygusu, bu ferahlık hâli  güzel bir şeydir. İşte baldan tatlı olan, kimseye zarar vermeden sağlanan bu ferahlamadır. Yoksa; maddî veya manevî zararlar içeren öfke, neden baldan tatlı olsun?.. Bunun bir anlamı var mıdır?

Yazımızın burasında aklıma gelen bir Kemal Sunal filmini sizlerle paylaşmak istiyorum. Birçoğunuzun da bu filmi ya o yıllarda (1970’lerde) ya da sonraki zamanlarda izlediğinizi sanıyorum. Filmin adı, Şark Bülbülü idi. Filmde, acayip bir ruh hâlinde olan bir gazino patronu var. Kızdığında (hiddetlendiğinde); “Bana Mazlum’u getirin.„ diyor. Adamları, parayla dayak yiyen Mazlum’u getiriyorlar. Patron, getirilen Mazlum’u  yoruluncaya kadar dövüyor. Uzunca süren bu dövme seansı sonunda ancak rahatlıyordu. Sakın buna dayanarak, bizim de hiddete çare olarak böyle filmlik, anormal bir çare önerdiğimizi sanmayın! O işin film yönü… Yoksa, gene filmlerde veya tv’lerde  izlediğimiz  gibi; “Eğleneceğim„ diye gazinoya gidip kırk elli kadar porselen  tabağı  kırmayı  maharet ve   eğlenme saymayı  tasvip mi edeceğiz? Asla!.. Yahut, bir salonu çeşitli eşyalarla doldurup insanlara bu eşyaları parayla kırdırıp parçalatmayı normal bir terapi mi kabul edeceğiz? Olur mu  öyle şey?..

Evet; öfkemize hakim olmanın, onu yutup yenmenin, şeytana ve nefsimize esir olmamanın daha makul, daha akıllı, daha mantıklı ve insanî yolları da yok mudur? Elbet vardır. Öyleyse; geliniz, öfkelenmemeye, öfkelendirmemeye gayret edelim. Bütün gayretimize rağmen bu olumsuz durum gelip yakamıza yapıştığında da çevreye ve çevremizdekilere maddî veya manevî  bir zarar vermeden atlatmaya çalışalım. Sabredelim. Susmaya çalışalım. “La havle„ çekelim. Allah’a sığınalım. Hırsla kalkıp zararla oturmayalım.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: