27 Ekim 2014 Pazartesi, 14:46
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Hicret İslâm’ın Site Devletinin Temelidir

Hicret İslâm’ın Site Devletinin Temelidir

Hicri 1436 yılına sessiz sedasız girdik. Miladî yılbaşında olduğu gibi çamlar devirmedik. Oluk oluk içkileri de yudumlamadık. Hindileri kesmedik. Sarhoş kafalarla evimize dönmedik. Kumar masalarında mal varlığımızı yitirmedik. Kimsenin ırzına, canına, malına dokunmadık. Çünkü bu tavır ve davranışlar inanç esaslarımıza da aykırıdır zaten.

Bütün bir İslam âlemi kavgaların, savaşların, kan ve gözyaşlarının gölgesinde yeryüzünün şahit olduğu gelmiş, geçmiş en büyük inkılaplarına dayelik yapan Hicret olayının sene-i devriyesini idrak etti. Bu büyük değişim ve dönüşüme sebep olan Hicret olayı, Müslümanlar için tarihin en büyük olayıdır. Ancak ne yazık ki Müslümanlar arasındaki kavga ve çekişmeler, akıtılan kan ve gözyaşı bu büyük olayları kutlamamazı da unutturdu. Dolayısıyla bütün İslam devletleri sessiz ve sedasız olarak bir hicrî sene başına daha girmiş oldular.

Her yer karanlık, her yer bataklık. İnsanlar arasında güven duygusu kalmamış. Zalimler mazlumları eziyor, zulmediyor. Eşkıyalık dağı ovayı sarmış gün ortasında çarşı pazarda kalpazanlık yapılıyor, insanlar soyuluyor. Sevgi, saygı kavramı ortadan kalkmış, merhamet yerini zulüm ve vahşete bırakmıştı. İnsanlık insanlığını unutmuştu. Tıpkı bugün gibi…

Mekke’nin hira dağından fışkıran nur bir anda alemi aydınlatacaktı. Ve öyle oldu. Putlar yüzüstü yıkılacak, âleme nur yağacak, insanlığa huzur gelecekti. Çok kararan geceler yerini aydınlık sabahlara bırakacaktı. İnsanlık yeniden aslî kimlik ve karakterine kavuşacaktı.

Kâinatın Efendisi(S:A:V) ‘ne peygamberliğin geldiği ortamda Ebu Leheb gibi, Ebu Cehil gibi zalim, despot, kömür ruhlu insanlar da yaşıyordu. Zulüm nura tahammül etmiyordu.  Ve nitekim iyi, doğru, güzel olan herşeye ve herkese düşman olup cephe almakta gecikmedi zulüm ve despotluğun temsilcileri… Kömür ruhlarını ortaya koymakta gecikmediler. Zulüm etmekte birbirleriyle adeta yarışıyorlardı.

Nebi’ler Nebisi’ne (S:A:V) yapmadık eziyet ve işkence bırakmadılar. Sosyal ilişkilerini kestiler. Çarşı Pazar alış verişlerinden mahrum bıraktılar. Akla hayale gelmedik her türlü eza ve cefayı reva gördüler. Bir avuç müslümana gün yüzü göstermediler. Canlarından bıktırdılar.

Son çare, hem daha rahat bir ortamda inançlarını yaşamak, hem canlarını kurtarmak, hem de İslam’ın site devletinin sağlam temellerini burada atmak için Mekke’den Medine’ye göç etme kararını verdi iki cihan serveri (s.a.v) ashabıyla beraber…

Hicret, kaçış değildi. Hicret ümitsizlik değildi. Hicret karamsarlık değildi. Tam aksine aydınlığa, ümide, cesaret ve yürekliliğe giden yolda inancını tam ve doğru olarak yaşamanın aşkıydı, heyecanıydı. Yürekli insanların yürekli insanlarla kucaklaşmasıydı. İnsanlığın yeniden doğuşuydu. Yüce Yaratan’ın izniyle yeniden doğuşa. Berekete, harekete ve gülistana açılan yollardan iki cihan saadetine gidilen bir devr-i âlemdi…

Mekke’den Medine’ye uzanan yollarda İslam’ın site devletini kurmanın tohumların eken şerefli Nebi (a.s.v) ashabıyla beraber Medine’ye yerleştiklerinde yer yerinden oynadı. Karanlık geceler geride kaldı. Evs ve Hazrec kabileleri kardeş oluyordu. Ensar Muhacirleri bağrına basıyor, başına tac yapıyor ve her şeylerini onlarla paylaşarak, onların çektiği çile ve ızdırapları unutturuyorlardı. Ve işte islâm buradan, bu münbit ve çok verimli topraklardan neşvü nema buluyordu. Toprağa atılan tohumlar burada filizleniyordu.

Yeryüzünde akıtılan kan ve gözyaşlarının durması temennisiyle bütün İslam âleminin hicrî yılbaşını tebrik ediyor, insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını dilerim.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: