Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
20 Haziran 2016 Pazartesi, 09:26
Mustafa Işıldak
Mustafa Işıldak [email protected] Tüm Yazılar

Hiç mi değil aldığınızı geri verin!

Hiç mi değil aldığınızı geri verin!   Ankara’daki Adıyaman İl ve İlçeleri Eğitim ve Kültür Vakfı’nın “başkanlıklarda deneyimli” Başkanı Şevket Gürsoy, Adıyaman Üniversitesi kurucu rektörlüğünü de “atom karınca” misali yapan Prof. Dr. Mustafa Gündüz’ün de katkılarıyla vakıf adına üç ayda bir dergi çıkaracaklarını söyleyince on yıl önce kaleme aldığım bir anekdotumu hatırladım. Burs Almak-Vermek başlıklı […]

Hiç mi değil aldığınızı geri verin!

 

Ankara’daki Adıyaman İl ve İlçeleri Eğitim ve Kültür Vakfı’nın “başkanlıklarda deneyimli” Başkanı Şevket Gürsoy, Adıyaman Üniversitesi kurucu rektörlüğünü de “atom karınca” misali yapan Prof. Dr. Mustafa Gündüz’ün de katkılarıyla vakıf adına üç ayda bir dergi çıkaracaklarını söyleyince on yıl önce kaleme aldığım bir anekdotumu hatırladım. Burs Almak-Vermek başlıklı 21 Eylül 2006 tarihli yazımda özetle şöyle diyordum:

Avukatlık stajı yaptığını sonradan öğrendiğim Çelikhan-Pınarbaşı’lı Engin Koç’un, aylıkla çalışıyormuş gibi sahiplenme duygusu içerisinde vakıfta şevkle görev yaptığını gördüm. Takdir duygularımı ifade ettiğimde, “Hüseyin Dolaş ve Başkanımız İsmail Altuntaş hocalarımızı örnek almaya çabalıyoruz.” diyerek mütevazılığını gösterdi.

Altuntaş ve Dolaş’la sohbetimiz esnasında ise; vakıftan burs alarak öğrenimini bitirenlerden ileriki yıllarda maddi durumu iyileşen hemşehrilerimizin bu kez burs vermek için girişimde bulunup bulunmadığını sordum.Hiç bir isim söylemediler amaböyle güzel girişimlerde bulunanın pek olmadığını da ima ettiler. Hem de içleri burkularak… Bir süre önceki ziyaretimde sorduğumda da maalesef aynı cevabı almıştım.

Oysa, düşmez kalkmaz bir Allah’tır.

“Veren el” olan yardımseverlerin az-çok katkılarıyla “alan el” haline gelen bir insan, sonradan“kendisi de veren el” haline geldiğinde az da olsa geldiği yeri hatırlaması gerekir. Çünkü bu tür vakıflara hazine veya başka bir kurumdan gelen ödenek bulunmamakta, yalnızca yardımseverlerin katkılarıyla faaliyetler sürdürülebilmektedir. Burs alma-verme işinin de adeta “nöbet değişimi” sayılması gerekir. Aksi halde süreklilik kazanmaz. Bilhassa burs alarak öğrenimini tamamladıktan sonra belirli bir makama veya gelir düzeyine erişmiş insanların, sürekli “önlerine” değil ara sıra da “arkalarına” bakmaları gerektiğine inanıyorum. Türk insanının hasletlerinden olan “ahde vefalılık” da bunu gerektirir. Kaldı ki zaten sürekli “taşıma su ile değirmen dönmez.”

Vakıflardan alınan bursların geri ödemesi yasal açıdan yoktur.

Peki, ya vicdani açıdan?

Burs verebilecek durumda olmasına rağmen vermeyen “eski bursluları” vakıf yetkilileri, adeta “ser verip sır vermeyerek” açıklamıyor ise de, bu iyiniyetli “sorumluluk” örneğine karşı “sorumsuz” davranılması mı gerekir?

Hem, dünkü  “alan el”i, bu gün “veren el” haline getirebilen Allah, yarın tekrar “alan el” haline getiremez mi?

Başkası “varlığını yokluğumuzda” paylaşabilmiş ise, zamanı geldiğinde biz “varlığımızı başkasının yokluğunda” niye paylaşmayalım?

O tarihteki Yeni Adıyaman Gazetesi’nde burs sorunu ile ilgili gözlem ve düşüncelerimizi özetle böyle aktarmışız. Peki, aradan on yıl geçmiş olmasına karşın sorunun çözümünde bir arpa boyu yol alınmış mı? Kocaman bir HAYIR!

Oysa Ankara, içlerinde hatırı sayılır sanayicilerin de bulunduğu 180 bin Adıyamanlının yaşadığı İstanbul gibi değil. Çoğu öğrenci ve bürokrat 11 bin Adıyamanlının yaşadığı bir kent. Dolayısıyla burs finansmanını sağlayacak yeterli hayırsever işadamından yoksun. O nedenle de bu görev, özellikle vakıftan burs alarak öğrenimini tamamlayıp maddi durumu iyileşen “eski bursiyerlere” düşüyor. Vakıf, ancak bu sirkülasyon sağlandığı taktirde kuruluş amacındaki işlevine kavuşabilir. Aksi taktirde “emekliler kahvehanesi” görünümünden fazla kurtulamaz. Şimdi gel de, “Hiç mi değil aldığınızı geri verin!” deme?

Son iki söz:

10-12 yıl önce Ankara’da hukuk öğrencisi iken şimdi bir ilçede hâkimlik yapmakta olan Engin Koç gibi vefalı insanımız çoğalsa keşke!

Ve, Belediye Başkanımız Hüsrev Kutlu, vakfın sekreteryasını yürütebilecek gönüllü bir çalışanını “suistimal edilmemek kaydıyla” vakıfta görevlendirebilse keşke!

Ne dersiniz?

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: