Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
04 Ağustos 2016 Perşembe, 07:57
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Her Müslüman ≠İslam

Her Müslüman  ≠İslam   Ülke gündemi, üst üste gelen ağır sorunlarla boğuşmaktadır. Bir girdap gibi kamuoyunu meşgul eden bu sorunlar, her kesimden insanı etkilemektedir. İnsanlar; doğal hayat akışın dışında, belirsizlikler içinde, otokontrolsüz bir yaşam idame etmektedir. Gündem belirleyiciler; Korku ve endişeleri tetikleyen, sürekli canlı tutan enformasyon ağını kullanmaktadır. İnsanların, düşünmeden belirlenmiş açıdan bakmaları sağlanmaktadır. Adeta […]

Her Müslüman  ≠İslam

 

Ülke gündemi, üst üste gelen ağır sorunlarla boğuşmaktadır. Bir girdap gibi kamuoyunu meşgul eden bu sorunlar, her kesimden insanı etkilemektedir. İnsanlar; doğal hayat akışın dışında, belirsizlikler içinde, otokontrolsüz bir yaşam idame etmektedir. Gündem belirleyiciler; Korku ve endişeleri tetikleyen, sürekli canlı tutan enformasyon ağını kullanmaktadır. İnsanların, düşünmeden belirlenmiş açıdan bakmaları sağlanmaktadır. Adeta hipnoz edilmiş halk, cepheleşmiş kliklere dönüştürülmüştür. Bitmeden başlayan yeni sorunlar, aklın düşünce melekelerini zayıflatmaktadır.

İnsanlarımız, günlük hayatlarında bir değişiklik yapabilir. Ülkemizin TV kanalları yerine gelişmiş her hangi bir ülkenin TV kanallarını bir süre (günlerce) takip edebilir. Yabancı ülke kanallarını izlemek için o ülkenin dilinin bilinmesine gerek yok. Bu TV’lerde bütün haber, magazin, belgesel, filim programları takip edildiğinde, ülkemizin de içinde bulunduğu geri kalmış ülke TV’lerinden çok farklı akış programları işledikleri görülecektir. Bu ülkelerin TV’lerinde çok az sayıda ve çok az süreli “kötü” haber program ve tartışmaları işlenmektedir. Geri kalmış ülke TV’lerinde işlenen “kötü” haber program ve tartışma sayı ve süreleri o kadar fazla ki günlük hayatın her karesini etkileyebilmektedir. Katliam, ölüm, çatışma, şiddet… haber/program/filmleri gergin bir yaşamı daim hale getirmiştir. İş, iletişim, ilişki, irtibat, itibar, istirahat v.s. kalitesini düşürmektedir. Düşünsel üretimi kilitlemekte, yaşamın kendisi güdümlenmektedir.

Birey ve toplum olarak, batının basın ve medya kanalları ile kendi medya kanallarımızı kıyaslama yetisine ulaştığımızda, hipnozun etkisi kırılabilir. Onların ne yapmaya çalıştıklarını, nasıl yaşadıklarını öğrendikçe, kendi amaçlarımız ve yaşam tarzımız fark edilebilir. Belirtilmelidir ki, hipnoz için kullanılan basın ve medya kanallarının öze/bize/kültürümüze hizmeti sağlanmalıdır.

Metropollerde; akan kalabalıkların yüzleri, sade bir yerleşkede; tek başına yaşayan bir yüz ifadesi zorlanmadan yorumlanabilir. Yaşam sevinci çekilmiş, gergin, umutsuz, öfkeli, bitap yüzlerin doldurduğu bir ülke haline gelinmiştir. Doğal olarak Siret surata yansımaktadır. Korku, endişe ve intikam duygularını besleyen bu süreç, sorun doğurmaktadır. Yerel sorunlar çözüm bulsa da patenti yabancı ağır sorunlar, kaotik bir ortam ve derin izler bırakmaktadır.

Birbirinden farklı özellikleri ile zengin bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu zenginlikler, dünyanın çok az yerinde bir arada bulunabilir. Doğal olan bu zenginlik, beşeri yapıda da karşımıza çıkmaktadır. Zenginlikler ilk etapta cazip gibi görünebilir. Ancak bu zenginlikler beraberinde birçok sorunu da doğurmaktadır. Ardı sıra yaşanan sorunlar yaşam biçimlerini, doğal akışlarının dışına itmektedir. Birey sadece kendi hayatını ve kedisini ilgilendiren alanın dışına çekilmektedir. Kişi; Bilgi, ekonomik ve deneyim yönlerinden kendini aşan sorumlulukların altında ezilmektedir. Birileri bu ülkenin insanlarını mutlu görmek istemiyor. Mutlu olmanın karşıtı kavramlar içinde, yaşayan bireyden istikrarlı bir gelişim beklemek imkânsızdır.

Yaşam içerisinde beklentilerini bulamayan mutsuz insanları, en kolay teselli eden metot dindir. Tüm dinler bu amaçla kullanmaya müsaittir. Tarih boyunca dini bu amaçla kişiler ve yönetimler kullanmıştır. Din içinde din, dine karşı din acımasızca, menfaatler uğruna kullanılmıştır. Güncel olarak tespit edilen “paralel din” kavramı da son derece isabetli bir tanım olmuştur. Din içinde ki din, karşı din veya “paralel din” hiçbir zaman dinin kendisi olmamıştır. Ancak, dinin tüm argüman ve doneleri amaçları uğruna kullanılmıştır. Üretilen din uğruna, şiddeti (ölmeyi/öldürmeyi/işkenceyi) ibadet saymaktan imtina edilmemiştir. Paralel dinleri kullanan kişiler psikopat/sosyopat olarak tanımlanabilir. Yönetimler ise halkı manipüle etmek için bu yolu kullanır. Sonuç olarak psikopatların tatmin edilmiş ego ve hayatları ile yönetimce kandırılmış bir toplum ortaya çıkar. Geçmişte ve günümüzde sayısız “paralel din” anlayışının olduğu belirtilmelidir. Tespiti teyit edilmiş paralel bir din, başka paralel dinlerin gizlenmesinde kullanılmamalıdır. Selameti, barışı ve huzuru sağlayamayan çatışmayı, kini, husumeti, düşmanlığı besleyen dini fraksiyonların “paralel din” olma ihtimali düşünülmelidir. Paralel dinlerin basın ve medyayı çok iyi kullanabildikleri görülmelidir. İslam’a paralel, Müslüman maskeliler fark edilmelidir. Her Müslüman İslam’ı temsil etmez.

Doğru/gerçekleri görmeyi engelleyen tüm yayınlar rehabilite edilmelidir. Saklanan gerçekler, abartılan olaylar, çarpıtılan haberler, kültürü yozlaştıran programlar ıslah edilmelidir. Her tarafta ve her zaman tehlike ve tehdit vardır algısı kaldırılmalıdır. Bireyin; günlük hayatı içinde, kendi dünyasında yaşamasına müsaade edilmelidir. Bunların gerçekleşmesi için halk desteği sağlanmalıdır. Bütün “paralel dinler” deşifre edilmeli, birey ve halk üzerindeki asalak yapıları dağıtılmalıdır. Bütün bunlar zor olabilir ama mümkün olduğuna inanılmalıdır.

Yüzlerce yılın birikimi/emeği/deneyimleri ile inşa edilmiş medeniyetlerin ülkesinde yaşıyoruz. Bu ülkenin zenginlikleri elbette birilerinin ağzını sulandırıyordur. Bildik/bilmedik yerlerde hasımane hesaplar yapılıyor olabilir. Zayıf ve zaaf yönlerimiz kullanılabilir. Tüm farklılıklarımızı birlikte tutacak yegâne harcımız adalettir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: