31 Mayıs 2017 Çarşamba, 11:25
Necati Atar
Necati Atar [email protected] Tüm Yazılar

Her Alanda Türkıye Birincisi

Her Alanda Türkıye Birincisi   Ankara’daki yetkililerle görüştüm. Sahipsizliğimizi  bir bir anlattım. Bana, açık ve net konuş! Ne istiyorsun dediler. Ben de kendilerinden 50 yıllık birikmiş alacağımızın olduğunu ve onu tahsil etmeye geldiğimi söyledim. Bana ülkenin içinde bulunduğu bu zor ve birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde 50 yıllık borcumuzu bir defada ödeyemeyiz, […]

Her Alanda Türkıye Birincisi

 

Ankara’daki yetkililerle görüştüm.

Sahipsizliğimizi  bir bir anlattım. Bana, açık ve net konuş! Ne istiyorsun dediler.

Ben de kendilerinden 50 yıllık birikmiş alacağımızın olduğunu ve onu tahsil etmeye geldiğimi söyledim.

Bana ülkenin içinde bulunduğu bu zor ve birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde 50 yıllık borcumuzu bir defada ödeyemeyiz, bunun bir hal çaresini söyle dediler.

Ben de kendilerine bunun farkındayım, bunun için size bir güzellikte bulunacağım deyince çok sevindiler.

Sonra da karşılarında saf bir Anadolu çocuğu olduğunu sanarak beni tongaya düşürmek istediler.

Bütün tekliflerine gülüp geçerek, içinde Bulunduğunuz vehametin farkındayım. Bütün alacağımızı tahsil yoluna gittiğimizde devletin büyük sıkıntılarla karşı karşıya geleceğini biliyorum.

Bunun için 50 yıllık alacağımız olduğu yerde dursun, şimdilik sadece faizine denk gelecek hizmetler istiyoruz dedim.

Faiz kelimesini duyunca birden irkildiler.

Nasıl yani faiz haram değil mi dediler.

Ben de hizmet olarak gelirse durum değişir, dilerseniz bunu zamanın fetvakârlarına sorabilirsiniz onlar size uygun bir kılıf bulur dedim.

Nasıl bir hizmet bekliyorsunuz dediler.

Kendilerine Adıyaman’ın kurtuluşunun Gölbaşı Adıyaman arası hızlı tren seferleri ile mümkün olabileceğini söyledim.

Aralarında fiskos fiskos ettikten sonra bana, iyi de Adıyaman’a kadar hızlı tren yok ki  Adıyamanla Gölbaşı arası olsun dediler.

Ben de bunun kendi sorunları olduğunu dilerlerse kanun hükmünde bir kararname ile bunu çözebileceklerini söyledim.

Kanun hükmünde kararname teklifimi duyunca süt dökmüş kediye döndüler, ne diyeceklerini şaşırdılar.

Sonra da bana, bu yüksek hızlı tren şimdilik bir kenarda dursa yerine normal tren hattı koysak olmaz mı dediler.

Ben de kendilerine adıyamanlıların her şeyin en hızlısına en iyisine en güzeline layık olduklarını dolayısıyla normal trene razı olmayacaklarını ve kendilerini ikna etmemin zor olduğunu söyledim.

İşin içinden çıkamayacaklarını anlayınca, yahu sizin başka derdiniz yok mu, her bir meseleniz halloldu da bir tek hızlı tren mi kaldı?

Yüksek hızlı tren gelince ırgatlıktlan mı kurtulacaksınız, suya mı kavuşacaksınız, sulu tarıma mı başlayacaksınız, komşu illere otobüslerle mi gidip geleceksiniz,

teşvik kapsamında Urfa’yla aynı şartlara mı sahip olacaksınız?

Yüksek hızlı tren hangi bir derdinize derman olacak? Diye sorduklarında adamların cin eniği gibi her şeyin farkında olduklarını anladım.

Madem bunları biliyorsunuz, madem çektiğimiz sıkıntıların farkındasınız öyle ise neden çözüm arayışına girmiyorsunuz dedim biraz da sesimi yükselterek.

Önemli olan sizin bunları bilmeniz. Bizler rutin olarak Adıyaman’a gidip gidiyoruz fakat sizler hep kuyruğunuzu dik tutuyorsunuz. Türkiye’nin en sorunsuz vilayeti gibi bizleri karşılıyorsunuz.

Bir derdiniz bir eksiğiniz bir sorununuz var mı devlet olarak ne yapabiliriz diye sorduğumuzda, her defasında, hâşâ begim ne derdimiz olabilir ki? Sağlığınıza duacıyız demekten başka bir şey demiyorsunuz.

Bütün bunları dinlerken Kafam karışmış sessiz kalma gafletinde bulunmuştum.

Onlar da fırsat bu fırsat diyerek üstüme üstüme gelmeye başlamışlardı.

Sağlıkta ekonomide istihdamda yeni iş yerleri ve fabrika açma konusunda hep Türkiye Birincisisiniz. Yüksek  zevatın bize sunduğu raporlarda hiçbir eksiğiniz yok. Öyle ki hep Türkiye’de ilklere imza atan bir ilsiniz.

Bize sunduğunuz o raporları sadece Başbakan değil ile bakanlar tüm vekiller ve bürokratlar gıptayla bakıyor. Üç kuruşluk bir ödenekle yüzlerce projeyi nasıl gerçekleştirdiğinize biz de şaşırıyoruz.

Neredeyse 50 yıl sonrası bile bütün yapılması gerekenleri şimdiden yapmış gibisiniz. Bu durumda sizin değil devletin size ihtiyacı var, dediklerinde işlerin içinden çıkılmayacak bir hale geldiğini anladım.

Mevzuyu tekrar yüksek hızlı trene getirdim.

Sen hiç yüksek hızlı trenle seyahat yaptın mı dediler,  ben de hayır dedim.

Öyleyse bir test et bakalım hoşuna giderse bunu tekrar düşünebiliriz dediklerinde kendilerine hak verdim ama sorunlarımızın çözümünün Ankara değil bizatihi Adıyaman olduğunu anladım.

Fakat sizlere söz verdiğim gibi Ankara’ya laf anlatamazsam derdimizi Marko Paşaya anlatmak üzere İstanbul’a gideceğimi söylemiştim.

Öyle de yaptım.

Lakin Istanbul dediğin kuru gürültü, kocaman bir davul. Her ne kadar sesi dışarıdan güzel gelse de içeri girildiğinde öyle olmadığı anlaşılıyor.

Kaldı ki Marko Paşa diye birini de göremedim.

Görseydim durum değişir miydi emin değilim.

Ama şundan eminim; sorunlarımızın çözümü uzaklarda değil kendi içimizde.

Başkalarına dert anlatmak yerine derdimizi kabul edersek sorunlarımızın üstesinden gelebiliriz.

Değilse ne derdimizi anlatacağımız ne de bizi dinleyecek bir Marko Paşa bulmamız mümkün değil.

Yorum

  1. Mehmet KARADAĞ

    31 Mayıs 2017 at 21:08

    Hep güçlünün yanında,hiçbir eksiği,sorunu olmayan,herkesin mutlu,mesut yaşadığı bir ildir Adıyaman. El alemin kayısısını,pamuğunu,fındığını,elmasını,biberini toplar.Bir kış yatar.Hiç ses etmez.Trilyonlarca yatırım yapılan iller teşvikleri alır,yine de mutlu olmazlar.Adıyaman hep hava alır.Vermeseler de mutludur.Yolu yoktur ama silme güçlünün yanındadır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: