Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
23 Şubat 2015 Pazartesi, 10:52
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Hayat Sınavı Zor, Ama Başarmak Güzel

Hayat Sınavı Zor, Ama Başarmak Güzel   Hayat yarışlar ve sınavlarla doludur. Her yarış, her sınav zordur. Ama her yarışın ve sınavın galibi ya da galipleri mutlaka vardır. Her yıl yüz binlerce genç üniversite sınavına hazırlanıyor. Bu da hayatın zor sınavlarından biridir kuşkusuz. Tabii bu da kazanılabilir. Unutmayın ki yarışları daha bilgili, daha soğukkanlı, daha […]

Hayat Sınavı Zor, Ama Başarmak Güzel

 

Hayat yarışlar ve sınavlarla doludur. Her yarış, her sınav zordur. Ama her yarışın ve sınavın galibi ya da galipleri mutlaka vardır.

Her yıl yüz binlerce genç üniversite sınavına hazırlanıyor. Bu da hayatın zor sınavlarından biridir kuşkusuz. Tabii bu da kazanılabilir. Unutmayın ki yarışları daha bilgili, daha soğukkanlı, daha cesur, kaybetmekten daha az korkanlar, daha fazla risk alanlar kazanır.

Kaplumbağaları hatırlayın: Bilirsiniz kabukları çok serttir… Başlarını ve ayaklarını kabuklarının içine çekip kendi içlerinde büzüldüler mi, güvende olur üzerlerinden kamyon geçse bile etkilenmezler.

Ancak yeni yerler görmek ve karınlarını doyurmak için yürümek de kafa ve bacaklarını kabuklarından çıkarmak zorundadırlar. Bunu bilirler ve tercihlerini yaparlar. Tercihler sonucu ya kabuklarında büzülmüş olarak ölürler, ya da ölümü göze alarak hedeflerine yürürler.

Çoğumuz kaplumbağalara benziyoruz. Kendi içimize büzülüp korunuyoruz. Halbuki dışımızda farklı alanlar, değişik dünyalar, yeni imkânlar var. O dünyalarla buluşup yeni imkânlara ulaşmak için kabuğumuzdan çıkmak, bir bakıma riski göze almak zorundayız. Başaramk için bir hedef koymalısınız önünüze: Öyle bir hedef koyun ki, hem dünyayı kuşatsın, hem de öteler ötesine geçsin. Sonra hedefe doğru tırmanmaya başlayın. Korkmayın; çok büyük bir ihtimalle başaracaksınız.

George Herbert Leigh Mallory (1886-1024) Nepal asıllı bir dağcıydı. Bir gün Everest Tepesi’nin (8.882 metre ile dünyanın en yüksek tepesidir) önünden geçerken, aklından şu soru geçti:

“Acaba günün birinde Everest’e de çıkılacak mı?”

Bir süre sonra aynı yerden ikinci geçişinde, Dağcı Mallory’nin kafasında daha değişik bir soru şekillendi.

“Acaba Everest’e ilk kim çıkacak?”

Üçüncü geçişte soru bir kez daha değişti:

“Acaba Everest’e çıkan ilk dağcı ben olamaz mıyım?”

Ve en son geçişinde “acaba” lar kalktı, merak karara dönüştü, dedi ki:

“Ne pahasına olursa olsun, Everest’e tırmanacağım.!”

Kaplumbağa riskleri göze alarak kabuğundan çıkmıştır artık. Tırmanmaya başlar. Yuvarlanır, yaralanır, incinir, kırılır, ama vaz geçmez. Zira yol yokuş diye yürümekten vaz geçenlerin hiçbir zaman hedeflerine ulaşamayacaklarını Dağcı Mallory çok iyi bilmektedir. Öyle bir an gelir ki, İngiliz doktor, onun kırık döküklerini tedavi etmekten bıkar ve çıkışır:

“Çıkmayıver gitsin, sanki ne var o dağda? Mallory dalgın dalgın Everest’e bakar, parmağını diker ve haykırır: “Aradığım şey orada!”

Mallory o kadar istedi, o kadar çalıştı ki, en sonunda Everest fatihi olmayı başardı. Başardı çünkü ne aradığını biliyordu…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: