13 Haziran 2016 Pazartesi, 07:57
Doğan Durgun
Doğan Durgun [email protected] Tüm Yazılar

Hangi ülkede yaşıyorsun Sayın Kılıçdaroğlu?

Hangi ülkede yaşıyorsun Sayın Kılıçdaroğlu?

PKK’ye katılan gençlere: “Ey gençler, gelin bu umutsuz yolculuktan vazgeçin, bu sonu olmayan maceradan vazgeçin, sıcak yuvanıza, ana-baba ocağınıza bir an önce gelin. Devletimizin size uzattığı o sıcak eli tutun. El ele tutuşalım, birlikte daha güzel bir Türkiye için geleceğe doğru emin adımlarla ilerleyelim. Terörün tuzaklarında genç ömrünüzü tüketmeyin sevgili gençler. Gelin artık. Şimdi kardeşlik, barış, omuz omuza verip geleceğe emin adımlarla yürüme zamanıdır.” Sözleri ile çağrıda bulundu. Bu sözleri kim söylemiş olabilir? Özal mı? Mesut Yılmaz mı? Çiller mi? Ecevit mi? Demirel mi? Bahçeli mi? Erdoğan mı? Abdullah Gül mü? Davutoğlu mu? Adı geçen isimler, farklı tarihlerde aynı şeyi söylediler. En son bu kervana Binali Yıldırım katıldı ve bu sözleri yineledi.

Devlet aklı, çözüm sürecini kapsayan 2 yıllık dönem hariç, hep aynı retorikle hareket etti. Mesele üç beş kelimelik bir çağrı ile çözülecekse, iktidara bir edebiyatçıyı getirip, daha süslü, duygusal bir metinle işi kotarabiliriz. Zannedersiniz ki Kolombiya Devlet Başkanı FARC’lı gerillalara böyle seslenmiş, FARC’lılar da ayıp olmasın diye gidip Kolombiya devletinin şefkatli kollarına sığınalım demiş. Böylece sorun çözüme kavuşmak üzereymiş. Böyle olmadığı için 21 Mart 2013’te yeni bir süreç başlamıştı. Süreç akamete uğradı diye, eski ezberlere sarılmak da neyin nesi? Böyle sözlerle bu iş hal olmuş olsaydı, Özal’ın Başbakanlığı döneminde iş zaten bitmiş olurdu.

Yaklaşık bir yıldır ülke yangın yerine dönmüş durumda. Şehirler haritadan silinmiş, 500 bin insan yerinden olmuş. Eskiden köyler haritadan silinmişti. Daha ötesi olamaz diye düşünüyorduk. Bu gün ajanslara düşen Cizre, Nusaybin, Şırnak, Yüksekova resimleri, 2. Dünya Savaşı ile ilgili yapılan belgesellerdeki görüntülerden farksız. Her gün ülkenin farklı kentlerinde bombalar patlıyor. Tam bir dehşet tablosu ile karşı karşıyayız. Her gün ölen sivil, asker, polis, milis, gerilla cenazelerinin sayısını bir basket maçının skoru gibi takip ediyoruz. Acı kapımızı çalana dek böylece izleyeceğiz. Peki, sonra ne olacak?

Her çatışma, her bombalama, her intihar saldırısı onlarca sivilin ölmesine neden oluyor. Alışıyoruz, alıştıkça çürüyoruz. Daha hazini, çürüdüğümüzün farkında değiliz. İşimize de geliyor böylesi. Onun için günlerdir Muhammed Ali’nin ölümünü konuşuyoruz, tartışıyoruz, 50 yıl önceki sözleri üzerine kahramanlık destanları döşüyoruz. Boks bir sporsa eğer, en büyük boksör belki oydu (Benim için Teófilo Stevenson’dur. Merak eden bir zahmet araştırsın). Elbette anılmayı hak ediyor ama tabutların sürekli kaldırıldığı bir ülkede bu kadar gündem olması fazla lüks. Tamam, Muhammed Ali ömrünün ilk yarısına kadar muhalifti. Sonrasındaysa adeta bir Pele oldu ve Amerikan sağının en barbar lideri Reagan’ın destekçiliğine evrildi. Yani buradan sağlam bir öykü çıkmaz, avutmayınız kendinizi. Biraz Amedspor’lu Deniz Naki’ye gözünüzü çevirin. Çünkü söyledikleri bugünün Türkiye’si için asıl malzemeyi veriyor.

Yine günlerdir Erdoğan’ın diplomasını konuşuyoruz. Sahte mi, değil mi? Var mı, yok mu? Farz edelim ki diploması yok veya sahte. Ne olacak? Erdoğan istifa mı edecek? Cumhurbaşkanlığı seçimini iptal edecek bir mahkeme mi bulunacak? Erdoğan’a oy verenlerin çok umurunda mı olacak? Cenazeler kaldırılıyor kardeşim, yüz binlerce insan evsiz, ülke cehenneme dönmüş. Bunları konuşalım. Seçilmişlerin dokunulmazlığı kaldırıldı, askere dokunulmazlık getirildi, bunun ne anlama geldiği üzerine kafa yoralım. Siz, savaşı nasıl durdurabiliriz diye bir zahmette bulunmadıkça, diploma muhabbeti üzerinden Erdoğan’ı zayıflatacağınızı mı sanıyorsunuz?  Siz askere dokunulmazlık getirilmesini, milletvekillerinin meclisten atılmasını savundukça, daha çok savaş dedikçe, Erdoğan’ın birer seçmeni haline geldiğinizi fark etmiyor musunuz? Olanları iyi okuyun. Bu savaş MHP’yi bitirdi. Lideriniz Kılıçdaroğlu, asker cenazelerinde ölümle tehdit ediliyor. Başdanışman, milletin takdiridir diyor. Bu kafayla giderseniz CHP de biter.

CHP lideri Kılıçdaroğlu Merkür’de mi yaşıyor? Onlarca şehir harabeye dönmüş. Ana muhalefet liderisin. Bir zahmet mikrofonda esip, gürleyeceğine kalk Nusaybin’e git. İnsanları dinle. İktidar medyasının yazdığı gibi, insanlar evlerinin yıkılmasından memnun mu, değil mi? Bir öğren. Şehri kim yakıp yıkmış? Bir araştır. Sivil ölümler var mı yok mu? Bir rapor tut. Ankara’da otur, sonra ben Başbakan adayıyım. Gülerler sana. Nitekim AKP de bunu yapıyor. Bu kafayla giderseniz, gün gelecek, sizi savunmak da bize düşecek.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: