Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
21 Temmuz 2017 Cuma, 08:37
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Günümüzün Marko Paşaları

Günümüzün Marko Paşaları   Okuyucularımız, Marko Paşa’yı günlük konuşmalarda sıkça kullanılan; “Git derdini Marko Paşa’ya anlat.„ sözü ile hatırlayacaklardır. Bu sözün nereden, nasıl geldiğine geçmeden önce, Marko Paşa’yı bir iki cümle ile hatırlatmakta yarar var. Asıl adı Marko Apostolidas olan bir doktor. Sultan Abdülaziz’in hekimbaşısı. Şu özelliği ile tanınıyor: İnsanları sabırla dinler fakat şikâyetlerine bir […]

Günümüzün Marko Paşaları

 

Okuyucularımız, Marko Paşa’yı günlük konuşmalarda sıkça kullanılan; “Git derdini Marko Paşa’ya anlat.„ sözü ile hatırlayacaklardır. Bu sözün nereden, nasıl geldiğine geçmeden önce, Marko Paşa’yı bir iki cümle ile hatırlatmakta yarar var. Asıl adı Marko Apostolidas olan bir doktor. Sultan Abdülaziz’in hekimbaşısı. Şu özelliği ile tanınıyor: İnsanları sabırla dinler fakat şikâyetlerine bir çözüm üretmez. Bundan dolayı, halk arasında derdi- sorunu olanlara önerilen, tavsiye edilen şu formülün isim babası:  “Git derdini Marko Paşa’ya anlat.„ Bu söz; her ne kadar: “Bana ne! Ben dert babası mıyım? Seninle ilgilenemem„ gibi anlam ve durumlarda kullanılıyorsa da Marko Paşa, aslında böyle biri değil. Onun gelenlere bir çözüm üretememesi şu iki gerekçeye bağlanıyor:

Osmanlıcayı iyi bilmediğinden, hastaları dinledikten sonra “Anlaşıldı. Fakat ne demek istiyorsun?..„ diye cevaplaması.

 

Türkleri şikâyete gelen Rumları sabırla, uzun iyice dinledikten sonra; “Anlaşıldı. Fakat ne demek istiyorsun.„ diyerek göndermesi…

Onun bu tutumundan rahatsız olan insanlar da karşılaştıkları sorunlu yakınlarını dinleyip, bazı çözümler üreteceklerine; “Git derdini Marko Paşa’ya anlat.„ diyerek başlarından savmışlar. Bu söz de dilimize böylece yerleşmiş ve kullanıla gelmekte…

Teknoloji  baş döndüren bir hızla gelişirken, insanlara birçok rahatlık ve kolaylıklar getirmenin yanında, bir takım sorun ve sıkıntılar da getirmekte. Kentleşme, apartman hayatı, bilgisayar; insanları giderek bir inzivaya doğru sürüklemekte. Yüzlerin, binlerin, milyonların içinde yalnız, yapayalnız bir durumda yaşıyoruz sanki. İçine kapanık, paylaşmaktan uzaklaşan, sanal dünyaya gömülmüş insanların sayısı  malesef  gittikçe artmakta. Bu yalnızlığa veya yalnızlaşmaya paralel olarak maddî ve manevî (fiziksel, biyolojik ve psikolojik) dert ve sıkıntılar da artmakta. Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, hatta oyuncaklarımız bile şoklu, hormonlu, katkılı ve zararlı maddeler içermekte. Hepsi sorun, hepsi sıkıntı, hepsi bir bakıma birer dert…

Sakın, yanlış anlaşılmasın! Bununla karamsar bir tablo çizmek ve hâlimizden şikâyet etmek istemiyorum. Allah’a binlerce şükürler olsun. Herhangi bir çaresiz derdimiz de yok. Dikkat çekmek istediğimiz nokta; toplumdaki sorunların gittikçe artmakta olduğu. Mutsuzluk ve memnuniyetsizliklerin giderek çoğaldığı… Durum böyle olunca insanlar da ufak tefek kişisel veya toplumsal sorunlardan etkilenip onları dert edinebilmekte. İnsanların “Bir dokun, bin ah işit„  halleri, gittikçe hissedilip görülebiliyor sanki. İşte böyle durumlarda hepimizin, herkesin içini dökecek, derdini anlatacak, sorunlarını paylaşacak birilerine ihtiyacı var. Bunu fark eden üniversiteli iki genç ( psikoloji bölümü falan okumuyorlar) bir şehirde en işlek caddelerden birinin kaldırımına oturuyor. Önlerine de bir karton levha koyuyorlar. Levhada aynen şunlar yazılı: “İki liraya dert dinlenir.„ İlginç değil mi?… İlginç ama gerçek… Levhayı ve öğrencileri gören bazı insanlar, yanlarına oturup başlıyorlar deşarj olmaya… Anlat da anlat… Kişisel, ailevi, toplumsal her türlü birikmiş sorun ve sıkıntılarını yılmadan, usanmadan anlatıp duruyorlar. Gençler de bütün dikkatleriyle gözlerini gözlerinden ayırmadan, sözlerini kesmeden sonuna kadar dinliyorlar. Tıpkı Marko Paşa gibi… Peki; sonunda ne oluyor dersiniz? Olan bir şey yok. O zamana kadar içine attıklarının tamamını anlatan müşteri, iyice deşarj olup rahatladıktan sonra iki liralık ücretini ödeyip kalkıyor. Yoluna devam… Bizim gençler de yeni müşterilerini beklemeye devam… Alan da razı, satan da… Bir çeşit modern Marko Paşalık sanki… İster kabullenip katılıp onaylayalım ister karşı çıkıp reddedelim. Ancak doğru ve günümüzün ilginç bir gerçeği… Yorumunu size bırakıyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: