Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
04 Mayıs 2015 Pazartesi, 09:33
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Gerçek Sevgi Ve Sahtekâr Tebesümler

Gerçek Sevgi Ve Sahtekâr Tebesümler Dünyanın kuruluşu sevgiye dayalıdır. Hz. Adem ile Havva validemizin birbirlerine olan sevgiden dolayıdır ki kâinatın mayası sevgi olarak belirlenmiştir. Sevginin olmadığı diyarlarda insanlık yoktur. Sevginin olmadığı ortamlarda, kin vardır, nefret vardır. Sevginin olmadığı coğrafyalarda kan vardır, gözyaşı vardır. Sevginin olmadığı yerde huzursuzluk vardır, mutsuzluk vardır. Hayat çekilmez olur,sevgisizlik atmosferinde..Lokmalar gırtlaklardan […]

Gerçek Sevgi Ve Sahtekâr Tebesümler

Dünyanın kuruluşu sevgiye dayalıdır. Hz. Adem ile Havva validemizin birbirlerine olan sevgiden dolayıdır ki kâinatın mayası sevgi olarak belirlenmiştir.

Sevginin olmadığı diyarlarda insanlık yoktur. Sevginin olmadığı ortamlarda, kin vardır, nefret vardır. Sevginin olmadığı coğrafyalarda kan vardır, gözyaşı vardır. Sevginin olmadığı yerde huzursuzluk vardır, mutsuzluk vardır.

Hayat çekilmez olur,sevgisizlik atmosferinde..Lokmalar gırtlaklardan geçmez, kelimeler düğümlenir, diller lâl kesilir çehreler asık ve ebkem olur, her yerde her zaman mağlubiyetler , zulümler ve haksızlıklar peş peşe yığılır…

Bir gün bir ermişe sormuşlar: “Sevgiyi dillerinden gönüllerine indiremeyenlerle, sevgiyi gerçekten yaşayan ve yaşatanlar arasıda nasıl bir fark vardır?”

Ermiş onlara demiş ki bakın göstereyim size ! Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş, yapmacık sevgiden dem vuran menfaatçı, çıkarcı bir gurubu çağırmış ve onlara bir güzel sofra hazırlamış. Herkes yerine oturduktan sonra sıcak çorbalar gelmiş dizilmiş önlerine…

Sıcak çorbaları misafirlerin önüne dizen Ermiş bir de derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıkları tutturmuş sevgiden mahrum misafirlerin eline. Ve şöyle demiş Ermiş misafirlerine: “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.” Peki demişler misafirler ve çorbaya içmek üzere daldırmışlar kaşıkları. Ağızlarına götürürken fakat, o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. Bir süre uğraşmışlar ama nafile. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, sofradan öylece aç kalkmışlar.

Bunun üzerine demiş ki Ermiş: “Sevgiyi gerçekten bilenleri , gönüllerine indirenleri çağıralım yemeğe” Çağırdıkları gerçek sevgi dolu bu insanların yüzleri aydınlık, gözleri sevgi haleleriyle ışık ışık gülümseyen nur yüzlü insanlar oturmuş sofraya…

Ermiş, sofraya oturan misafirlere “buyurun, afiyetle yitin” deyince , her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Hepsi aynı şeyi defalarca tekrarlamış. Böylece her biri diğerini bir güzelce doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine Ermiş şöyle demiş:  “Kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o her zaman aç kalacaktır. Ve kim de kardeşini düşünür, fedakârlık yapar, kendinden önce onu doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.”

Unutmayalım ki gerçek pazarında alan değil, veren kazançlıdır daima. Bazı sahtekârların dağıttığı yapmacık gülücükler, sahte tebessümler sizi aldatmasın. Eskiden iki yüzlü insanlar vardı bu piyasada. Şimdilerde ise ikiyüzlüler karaborsa… Zira şimdilerde kırk yüzlü insanlar türedi. Onun için artık iki yüzlüleri de mumla arar hale geldik.

Bin beşyüz sen önceki Ebu Cehillleri, Ebu Lehebleri bize aratmaya başladılar günümüz Ebu Leheb ve Ebu Cehilleri. Sahtekâr, yapmacık, riyakâr tebesümler dağıtan iki yüzlü insanlardan geçilmiyor sokaklar.Onun içindir ki toplumda huzur kalmadı. Sıkıntı ve stresler  çoğaldı ve mutluluk kayboldu.

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: