Son Dakika
16 Aralık 2017 Cumartesi
25 Ekim 2016 Salı, 09:10

Geleceği Görmek…

 

Isaac Newton, Albert Einstein, George Lemaitre, Stephen Hawking, Edwin Hubble ve daha birçok bilimin adamının evren ile ilgili yapmış olduğu araştırmalar, büyük patlama ile birlikte evrenin hızla genişlediğini ortaya koymuştur. Evrende var olan tüm cisimler arası mesafe, hızları oranında artmaktadır. Evrende mesafeler, yeryüzünde günlük kullandığımız ölçü birimleri ile ölçülememektedir. Evrendeki mesafelerin anlaşılabilmesi için ışık hızı mesafesi kavramı geliştirilmiştir. Işık hızı mesafesi Sn/300.000 Km olarak belirlenmiştir. Galaksi, yıldız, gezegenlerden bize ulaşan ışıklar bu hızla ilerleyerek dünyaya varabilmektedir.  Güneş sisteminde ki gök cisimlerini hariç tutarsak, gök cisimlerinin dünyaya mesafesi ışık yılı/yılları ile ifade edilmektedir. Dünyadan gördüğümüz gök cisimlerine ait ışık görüntüleri onların geçmişlerine ait görüntülerdir. Bu günkü teknoloji ile gök cisimlerinin yaşadıkları anı/durumu görmemiz mümkün dğildir. Kısacası evereninin ancak geçmişini görebiliyoruz. Everenin; geçmişini okuyarak/anlamaya çalışarak yorumlayabiliyoruz. İşte bu gerçek, bireyler ve toplumların arasına da olduğu gibi yansımış durumdadır. Bireyler ve toplumlar/devletler geçmişleri okunarak tanımlanmaya çalışılıyor. Anı ve şimdiki durumları okumak ona göre konumlanmak kimsenin aklına gelmiyor. Dinamik bir dünyada yaşadığımız gerçeğine bakacak olursak birey ve toplumların dünü-bugünü ve de yarını farklı olacaktır.

İslam coğrafyası denildiğinde akla Ortadoğu’da yer alan ülkeler gelmektedir. Bu ülkelerde yaşayan dört önemli etnik/milliyet unsuru bulunmaktadır. Bu milletlerin İslam öncesi ve sonrası durumları arasında önemli farklılıklar görülür. İslam’ın ilk olarak Araplar tarafından diğer milletlere taşındığı düşünüldüğünde, Araplarda İslam liderliği beklentisini, anlamak mümkündür. Pers/Fars/İran milliyetinin İslam’ın tamamına olmazsa da Şii mezhebi üzerinden İslam’ını hamiliğinden vazgeçmediklerini tarih bize göstermiştir. İslam’ın Sünni mezhebi üzerinden, İslam’ın bayraktarlığını yüzlerce yıl yapan Türkler de, öncü/liderlik kaslarının geliştiği aşikardır. Konum olarak Arap-Fars ve Türk coğrafyasının ortasında yaşayan Kürtlerin lider/öncü olma gibi düşünceleri gelişmemiştir. Genel Olarak Arap-Fars ve Türkler; milliyetlerini merkeze alıp İslam kimliği ile onu korumaları karşılıklı güven olasılığını ortadan kaldırmıştır. Yüzlerce yıl İslam egemenliğini bayrakları altında toplama çabası, etnik yapılar arasında derin faylar oluşturmuştur. Geçmişten gelen bu parçalanmış yapı güne taşınmış durumdadır. Yahudi ve Hristiyan medeniyetleri İslam’a topyekûn saldırırken Ortadoğu devletleri/toplumları etnik ve mezhep kimlikleri ile aldanarak/aldatılarak/acınacak mücadeleler vermektedir. İslam coğrafyasında onlarca devlet ve topluma rağmen herkes kendi başına, kullanılarak herkes ile savaşmaktadır.

Ortadoğu’da şimdiye kadar kurulan onlarca devletten biri de Asurlulardır. Kuzey Irak’ta Aşur/Asur şehri çevresinde yaşayan Asur topluluğu 1300 yıllık bir imparatorluk kurarak tarihe adlarını yazdılar. Bütün tarih kaynakları, Asurluların acımasızlığından, girdikleri her memleketin insanlarını işkenceyle öldürmelerinden, yakıp yıkımlarından bahseder. Mezopotamya’dan Mısır’a kadar bir korku imparatorluğu kurmuşlardır. Korkuya dayalı boyun eğme/tabi olma geleneği daha çok onlarla başlamıştır. Bu coğrafyada yaşayan etnik yapılar diğer milletlerin zulmünden korkmalarının tarihi gerçeklikleri vardır. Maalesef günümüzde de bu korkuları haklı kılacak güncel olaylara şahit olmaktayız. Asurlular, Dicle Nehri kıyısında M.Ö. 700’lü yıllarda başkent olarak, Ninova (Musul) şehrini kurdular. Asurlular, acımasızca fethettikleri yerlerin zenginliklerini onlarca yıl buraya taşıdılar Ninova (Musul) döneminin en tanınmış/en ünlü kenti oldu. Asurlulardan sonra bu şehir unutuldu. Ta ki 19 yüzyılın başlarında Musul’un bir petrol denizi üzerinde olduğu anlaşılıncaya kadar.  İşte bu bilgiden sonra ilgili ilgisiz her kes bu şehir üzerinde hesaplar yapmaya başladı. Musul İlginç bir şekilde 11 Haziran 2014’te saatler içerisinde, en barbar örgüt olarak bilinen İŞİD’in eline geçti. Şimdi İŞİD’ten kurtarılmak için kent bir savaş alanına dönüşmüş durumda. Kentin kurtarıldıktan sonraki statüsü ile ilgili durum tüm etnik ve mezhebi tarafları karşı karşıya getirmiştir. Tek endişe geçmişten alınan dersler ile her kesin birbirine olan güvensizliğidir. Geçmiş ile birbirini tanıyan etnik ve mezhebi kimliklerin, güncel davranış ve söylemleri kimseyi ikna etmemektedir. İslam tarihi, katliamlardan oluşacak acı bir sayfayı daha yazmaya başladığını söylemek mümkündür.

Merkezi, İsviçre ve Fransa sınırında yer alan ve Cenevre şehrine yakın olan CERN laboratuvarında, evren ile ilgili en derin araştırmalar yapılmaktadır. Batı medeniyeti Mars gezegenine üst üste uydular göndererek Mars’ta yaşama ait bir şeyler bulunmaya çalışılmaktadır. New York’ta, Londra’da, Berlin’de, Paris’te insanların yaşam standartlarını artırmak için teknoloji ve ekonominin sınırları zorlanıyor. Üniversiteler bilimi tüm boyutları ile anlamaya çalışarak geleceğe pencere aralıyor. ABD patent üretiminde 12 Milyonun üzerine çıkarken Müslüman ülkeleri ABD’yi ortalama 200 yıl geriden takip ediyor. Güney Kore 2011 yılında 94720 patent üretirken Türkiye 2011 yılında 988 tane patent üretmiştir. (Dünyada ve Türkiye’de Ar Ge faaliyetleri sayfa 9). Öteki dünyada durum böyleyken, Müslüman ülkelerin en önemli kentleri olan Bağdat, Basra, Şam, Halep, Kerkük, Musul yoksulluğun/yoksunluğun sınırlarında yaşamaya çalışıyor. İnsanlıktan ve İslam’dan nasibini almamış bazı zihniyetler, karşılıklı Ankara’nın, Erbil’in, Kahire’nin, Tahran’ın ayakta kalmalarından rahatsız oluyor. Bu kentlerin her biri, ayakta kalmanın en garanti yolunun birlik olmaktan geçtiğini biliyor.  Ancak bu kentlerin her biri, diğerinin acımasızlığını/güvensizliğini geçmişinden tanıyor… kimse günü ve yarını görmek istemiyor.

Avrupa’da 1. ve 2. Dünya Savaşından sonra tam 50 devlet kurulmuştur. Bunlardan 6 tanesi Türkiye gibi kısmen Avrupa kıtasında yer almaktadır. Geriye kalan 44 ülke, farklı etnik kimlikler ile devletlerini kurmuşlardır. Avrupa’da ülkeler arasında ekonomik-siyasi-kültürel ticaret “kazan kazan” felsefesi üzerine kurulmuştur. Ortadoğu’da ise kurulan 20’nin üzerinde devlet/toplumlar arası ilişkilerde “kayıp kayıp” anlayışı üzerine diyalog gelişmiştir. Allah yardım etsin…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: