Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
19 Kasım 2014 Çarşamba, 11:00
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Gazetecileri, gazetecilerden koruyun

Naif Karabatak   Gazetecileri, gazetecilerden koruyun!   Gazetecileri herkes dövebilir; devlet döver, suçlular döver, başarısızlar döver, hak yiyenler döver, zorbalar döver, suçunun açığa çıkmasını istemeyen herkes döver ama gazeteciyi, gazeteci dövmez. Bunun örneği vardır elbet ama münferit bir olaydır veya “özel kin” söz konusudur. Yoksa bir fikir adamı, bir başka fikir adamını ancak fikirleriyle döver… […]

Naif Karabatak

 

Gazetecileri, gazetecilerden koruyun!

 

Gazetecileri herkes dövebilir; devlet döver, suçlular döver, başarısızlar döver, hak yiyenler döver, zorbalar döver, suçunun açığa çıkmasını istemeyen herkes döver ama gazeteciyi, gazeteci dövmez.

Bunun örneği vardır elbet ama münferit bir olaydır veya “özel kin” söz konusudur.

Yoksa bir fikir adamı, bir başka fikir adamını ancak fikirleriyle döver…

Bir basın mensubu, diğer meslektaşını “atlatma” haberiyle döver…

Yalan haber yaptığını söyleyebilir, taraflı yayın yaptığından bahsedebilir ve ortaya doğrusunu koyar.

Ve böylece bir kez daha “mesleki” yönden dövmüş olur.

Aslında bu dövme hoş bir cümle de değil, eylem de değil.

Çünkü basının “özgür” olmasını savunanların “dövme”yle işi olmaz.

Dayak yiyebilirler, yaralanabilirler, sakat kalabilirler, hatta terör olayları veya savaşta hayatını da kaybedebilirler.

Bu, basının mensuplarının “hangi koşullarda” görev yaptığını göstermesi bakımından dikkat çekici örneklerdir.

Basınla iştigal etmek kolay iş değildir; muhatabının hiç hoşuna gitmeyeceği soruyu sormak, tokadı beraberinde getirebileceği gibi, daha kötü karşılık da bulabilir.

Farklı siyasi partilerin liderlerine, fanatik taraftarlarına, menfaati zedelenenlere, suçlulara, ayyaşlara, yankesicilere, tokatçılara soru sormak kolay iş değildir.

Televizyonda izlediğimiz bazı haberlerde, “çekme lan, çekme” diyenlerin çoğunluğu “suçlu” olduğunu bildiği için çektirmeme çabasındadır.

Ney yazık ki bu dünyada suçlu, aynı zamanda güçlüdür de…

Sesi gür çıkar, atar, tutar, tehdit eder ve bütün bunları yaparken, kendisinin masum olduğunu söylemeye çalışır.

Ne yazık ki, masumların sesi de cılız çıkar; beni suçlarlar mı diye ödü kopar.

Sulunun ise böyle bir derdi yoktur.

Gazetecilik, bütün bu riskleri göze almaktır ama kendi meslektaşından gelecek bir tokadı hiç hesaba katmamaktadır.

TUYAP Kitap Fuarında bunu da hesaba katmamız gerektiğini öğrendik.

Artık kendimizi gazetecilerin şerrinden korumaya çalışacağız.

Siyasilerin tahammülsüz olduğunu söyleyen, sanatçıların kaprisinden şikâyet eden gazeteciler, “parayı çok bulan” ve “ne oldum delisi olan” züppe takımının şerrinden korunmaya çalışacak.

Bir muhabirin aldığı maaşla sonradan görme “genel yayın yönetmeni”nin maaşı bir olmayacağına göre ona soru sorarken, koruması olmayan muhabir, kendini korumaya alacak.

Burada biraz da muhabire dikkat çekmemiz lazım.

Muhabir önyargılı olabilir, peşin hükümlü olabilir ve aslında “kızdırma” amacı da güdebilir.

Tıpkı siyasilere aynısını uygulayan gazeteciler gibi.

Nasıl ki bizler, siyasilerin eleştiriye tahammüllü olması gerektiğini söylüyorsak, gazetecilerin de aynı tahammülü göstermesi gerekir.

Muhabirin provokesi, sorduğu kıl sorudur…

Bunu siyasetçilere yapanlar, kendilerine yapılmasına ses etmemeli.

Soru sorma hakkı olduğu gibi “cevap vermeme” hakkı da var.

Ama Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, bildik ilkeleri bir kenara bırakarak, kendisinin şikâyet ettiğini, bizzat kendisi sebep olmuştur.

Akit Gazetesi Muhabiri Mehmet Özmen’in sorusunun Ekrem Dumanlı’nın hoşuna gitmemesinin, “veremeyeceği cevap” nedeniyle olduğunu düşünüyorum.

Bu doğal aslında…

Cevap vermezdi veya sorunun muhatabının kendisi olmadığını söylerdi, olur biterdi…

Ama öyle olmadı; Dumanlı’nın koruması tarafından tokatlanma cevap oldu…

Ve böylece basın mensuplarının devletin, siyasilerin, bazı kurumların zorbalığından bahsetmesi de tarih oldu; artık zorbalar, gazetecilerin kendisi de olabiliyor.

Doğrusu bütün gazeteciler sütten çıkmış ak kaşık değil, bütün yazarlar doğruyu yazan ve doğruyu savunan da değil.

İnsanların hayatını karartan gazeteciler var, yalan, yanlış haber yapan, iftira atan, insanların onur ve şerefiyle oynayan gazeteciler de var…

Hatta özgürlüğün savunucusu olması gerekirken, darbeyi savunan, kumpasa göz yuman, hatta teşvik eden, alkış tutan, yolsuzlukları öven gazeteciler de var.

Bütün bunlar, hayatın her alanında var zaten, gazetecilerde de elbet var.

Ama gazeteciler, kendi fikirlerini söylerken, her kesimden tepki bekledikleri halde, meslektaşlarından beklemezler.

Biz bazen bazı şeyleri karıştırıyoruz.

Kraldan çok kralcı olabiliyoruz mesela…

Karşımızdakini yandaşlıkla suçlarken, bir yerlerin yandaşı olduğumuzun farkına da varmıyoruz.

Gazeteci olmak, yazar olmak, genel yayın yönetmeni olmak, insanları aşağılamayı gerektirmez, dayak atmayı mubah kılmaz.

Herkes görevini yapacaksa, muhabir de görevini yapacak.

Sorunun muhatabı da kendi aklına, kendi kültürüne, kendi ahlak anlayışına göre birikimleriyle cevap verecek.

Dayak atmayacak, attırmayacak…

Bu olayın, basın tarihinde bir kara leke olduğunu düşünüyorum ve umuyorum ki, hiç kimse dövülmez ama “gazeteci döven” kesim içinde “gazeteci” bir daha olmaz…

 

Tweetimden seçmeler

Benden duymak istediğini beklersen, farklı bir bakış yakalayamazsın.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: