12 Ekim 2014 Pazar, 04:05
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Fikri olmayanın şiddeti olurmuş!

Fikri olmayanın şiddeti olurmuş!   Demokrasi dışı yollarla iktidara gelmek isteyenleri bir tarafa bırakırsak, demokratik yollarla iktidara gelmek isteyen siyasi partilerin fikirlerini konuşturması esastır. Bu açıdan fikir, siyasi partilerin varlık sebebi sayılmalıdır. Çünkü siyasi partiler, siyasetten sanata, spordan eğitime, ekonomiden dış politikaya kadar hayatın her alanında farklılıklarıyla ortaya çıkarlar. İktidar olsa da, muhalefette kalasa da, […]

Fikri olmayanın şiddeti olurmuş!

 

Demokrasi dışı yollarla iktidara gelmek isteyenleri bir tarafa bırakırsak, demokratik yollarla iktidara gelmek isteyen siyasi partilerin fikirlerini konuşturması esastır. Bu açıdan fikir, siyasi partilerin varlık sebebi sayılmalıdır.

Çünkü siyasi partiler, siyasetten sanata, spordan eğitime, ekonomiden dış politikaya kadar hayatın her alanında farklılıklarıyla ortaya çıkarlar.

İktidar olsa da, muhalefette kalasa da, ortada olan soruna, kendi dünya görüşleri, kendi inançları ve toplumun ihtiyaçlarını da dikkate alarak fikir üretirler.

Bu açıdan baktığınızda siyasi partilerde fikir bitmez…

Herkes her alanda, her dakika söyleyecek bir şeyle bulur.

Siyasilerin doğasında mı var bilmiyorum ama hayatta hiç karşılaşmadığı bir toplantıya gitse dahi söyleyecek üç beş cümle bulabilir.

Bu da, siyasilerin fikir üretme becerisi olarak alınır.

Ama nedense bunu toplumsal olaylarda veya dış ilişkilerde yapamıyoruz.

Arap Baharıyla patlak veren olaylarda, her siyasi partinin bir tarafı tutması, bir tarafı atması doğaldır.

İktidarın da ülke ve milletin menfaatlerini gözeterek adım atması da doğaldır.

Bu yanlış da olabilir, doğru da…

Bu adımı yanlış bulan siyasi partiler, bunu dillendirir. Sivil toplum kuruluşları yanlışlığa dikkat çeken, doğrusunu ortaya koyan cilalı laflar ederler.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde çiçekleri koruma adına dahi önerge veren milletvekilleri, bu konularda da önerge verebilir, yasa değişikliği talebinde bulunabilir, dış politikanın yanlışlığına inandığında ise bakan veya hükümeti sorgulayacak girişimlere kalkışabilir.

Siyasi partiye mensup olanlar veya hiçbir partiyle bağı bulunmayanlar da dilediği ortamda, dilediği zamanda açıklamalar yapar, eylemlerde bulunur, hükümeti veya muhalefeti hizaya getirmeye çalışır.

Çok basit ulaşım ücreti veya zam gören ekmek fiyatını bile insanlar protesto edebilir. Alınan kararın yanlışlığına dikkat çekebilir ve bunun düzeltilmesi, zammın geri alınması için de ısrarla eylemler yapar.

Türkiye’de siyaseti belirleyen büyük sivil toplum kuruluşları, yatırımcının önünü açacak çağrılarını sürekli yenileyebilir. Çalışanın hakkını koruyan sendikalar da her platformda isteklerini dile getirebilir.

Bütün bunların hiçbirisinde “yıkmayı, dökmeyi, talan etmeyi” gerektirecek bir durum söz konusu bile değil.

Çünkü demokrat olduğunu söyleyenlerin duruşu da, eylemleri de, sözleri de, hareketleri de, yaptıkları da demokratiktir…

Hatta toplumun bir kesimine çok aykırı talep de olsa, insanların en doğal hakkı da olsa dillendirmek mümkün.

Düne kadar “anadil” denmezken, bugün hepimiz anadilde eğitimin bir hak olduğunu söyleyebiliyorsak, bu, demokratik tepkilerin sonucudur.

Ülke dışında yaşanan ve hepimizi derinde üzen olaylarda da toplum olarak hassas olmamız ve dünyanın birçok ülkesinden önce sokaklara dökülmemiz de bundandır.

Filistin’de, Mısır’da, Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de ve son olarak Suriye’nin Kobani bölgesinde yaşanan acılara ilk tepki ve ilk destek de ülkemizdeki siyasi partilerden, STK’lardan ve yardım kuruluşlarından gelmesi de bu duyarlılığın, bu anlayışın ürünüdür.

Yardımları veya tepkileri yeterli bulan olduğu gibi, yetersiz bulanların olması da doğaldır ve bunlar da dilediği gibi bu durumu kamuoyuna duyurma, sağır dünyaya insanlığı öğretme adına sesini yükseltebilirsin.

Bütün bunlar birilerinin verdiği hak değil, insanların doğuştan kazandığı temel haklardır ve bunu elde etmek gerekir, altın tepsiyle sunulmasını beklemek değil.

Seçimler de bu nedenle yapılıyor.

Memnun olmadığın yönetimi değiştirip, yerine daha iyi hizmet edeceğine, sizin haklarınızı daha iyi koruyacağına inandıklarınızı getirme amaçlıdır.

Bunun için de meydanlar herkese açık, herkes fikrini söylemekte serbesttir.

Dilediğin gibi kendi kitleni veya diğer kitleleri ikna edecek fikirler üretebilirsiniz.

Ancak, Kurban Bayramında başlayan sokak eylemlerinin bir fikri yok, şiddeti var.

Çünkü fikir bittiğinde başlayanın adıdır şiddet.

Üretecek bir fikriniz yoktur, söyleyecek sözünüz kalmamıştır ve ancak aldığınız emirle sokağa çıkar, aldığınız emirle sağa sola saldırır, aldığınız emirle sizin de kullanacağınız kamu malına zarar verirsiniz.

İnsan canına kastetmek, sizin için sorun olmaz. Çünkü aldığınız emri yerine getirirken, verdiğiniz acıyı duyacak ne yüreğiniz ne kulağınız ne de beyniniz kalmaz.

Daha kötüsü okul yakarsınız, camilere zarar verirsiniz, eğitim yuvalarını yıkarsınız, insanların güvenliklerini tehlikeye düşürür, hatta masum insanların canına kastedersiniz.

Çünkü siz artık bir fikir üreten değilsiniz.

Siz, projesi olan, planı bulunan, bir ideoloji sahibi siyasi parti olmaktan çok uzaksınız.

Fikriniz bittiyse, söyleyecek tek kelam bulamıyorsanız, başvuracağınız yegane yol, hiçbir eğitim gerektirmeyen, hiçbir beceri istemeyen, hiçbir sevgi, saygı, muhabbet ve merhamet barındırmayan şiddettir.

Ve siz iktidar olursanız, halka sunacağınız tek şey şiddettir; ne demokrasi, ne özgürlük, ne hak, ne hukuk…

 

Tweetimden seçmeler

Bu saatten sonra Selahattin Demirtaş’ın ne dediğini ve ne diyeceğini hiç ama hiç umursamıyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: